|
Bir süredir hükümetle sendikalar arasında devam eden kriz, protokol görüşmelerinin kopmasıyla tırmanışa geçti.
Ortaya çıkan tablo da malesef, kimin ne kadar haklı olduğu noktasını çoktan aşarak, krizin kendisini dayatıyor gündeme.
Bir dönem, meydanlarda birlikte çözüm adına gerçekleştirilen yürüyüşlerden, bugünün kadroları doğdu.
Geçmişin sendikacıları, bugün, iktidarın çeşitli kademelerinde mevcut yönetimin devamını sağlamakla görevli.
Hal böyle olunca da ortaya traji komik bir durum çıkıyor.
Yaratılan kavga ortamında haklı ile haksızın birbirine girdiği, sığ bir tartışma ortamı yaşıyoruz.
Ne sendikalar akılcı bir yaklaşımla çözüm alternatifleri üretebiliyorlar, ne de hükümet, çizdiği inatlaşma tablosundan kendini kurtarıp, kaosu önleyebiliyor.
Kuzey Kıbrıs'ın kendine özgü ekonomik koşulları ortada.
Ekonomide yaşanan sıkıntılar da öyle.
Mutlaka hükümet icraatlarının, bu sıkıntılardaki payı yadsınamaz, ancak, bize özel yapımızı düşünecek olursak, bugünkü mevcut düzenin devamı halinde, aktörler ne kadar farklı olursa olsun, sorun temelde aynı olacaktır.
İlginçtir, bugün sendikalar, aşırı talepte bulunmakla eleştirilirken, mevcut durumda, bu yönetimin de muhalefeti halinde, sendikalara destek verilecekti.
Tıpkı, bugün muhalefette olan, ama, mevcut sistemin yaratıcısı olarak anılan siyasi partilerin yaptığı gibi.
Ancak aynı şekilde, bugün sokakta olanlar da mevcut sistemin yönetimine geldiğinde argümanların çok farklı olabileceğini düşünmüyorum.
Kuzey Kıbrıs, sadece ekonomisiyle değil, siyasetiyle de ayağı biryerlere bağlı ve çoğu zaman, söylenecek sözleri anlamsız kılan bir konumda.
Sivil hareketin varlığı, demokrasilerin gelişimi ve mevcut yapıların ileriye taşınmasında önemli bir yapı taşıdır.
İzlenecek akılcı siyasetler de bu traji komik durumumuz karşısında yapışıp kaldığımız bu sığ tartışmalara tek çaredir.
Çünkü, bütün bu kavgaların ana nedeni çözümsüzlük.
Ve çözümsüzlüğün yarattığı statüko.
Şimdi, kim, hangi konumda oturursa otursun, statükonun bekçiliğini yapar pozisyona düşüyor.
Buna iktidarlar da sendikalar da sivil toplum örgütleri de dahildir.
Zaten, "getirdiğimiz gibi götürürüz" diyen sendikalar da mevcut yapıya alternatif işaret edemiyorlar.
Oysa, demokrasilerin ana şartlarından biri, alternatifler de yaratılabilmesidir.
Ya hep birlikte yaratılan ortak mücadeleyle, daha ileriye gidilebilecek, ya da hep birlikte, kendi pozisyonumuzun bekçiliğini yapmaya devam edeceğiz.
Bugün, Kıbrıs sorunu kritik bir dönemeçte.
Bugün, sivil harekete, belki de dünden daha fazla ihtiyaç var.
Burada sendikalara ve hükümete, kesinlikle sağduyu ile hareket edip, toplumun enerjisini farklı noktalarda hacamamak düşer.
Bu herkesin ortak sorumluluğudur.
KTOEÖS ile CTP'nin Kıbrıs sorununda gelinen son aşamayı değerlendirecekleri toplantısı, dün, sendikanın talebiyle iptal edildi.
Sendika, gerekçesini, LAU'deki bazı öğretim görevlilerinin işine son verilmesi olarak gösteriyor.
Mutlaka tepkiler en demokratik hakdır ve gösterilmelidir.
Bu tepkinin de mutlaka daha farklı alanları vardır.
Ancak uzun zamandır, düşman kardeşler konumunda olan sendikalala CTP'nin, iç konulardaki kavgası, Kıbrıs konusuna da yansıyacaksa, zaten çok kırılgan olan umutların yıpranmasında, önemli rol oynayacaktır, bu durum.
Bir an önce, sağlıklı ortak bir diyalog başlatıp, bu kavga ortamında heba edilen enerjinin bütünlüklü çözüm hedefine de yönlendirilmesi gerekiyor.
Yoksa, yine heba edilecek bir sürecin sorumluluğu, sadece siyasilere değil, sivil topluma da yüklenecektir.
|