|
Sabah bahara uyanmış.
Güneş en kıpırtısız haliyle, maviye teslim etmiş kendini.
Ve deniz, öylesine sakin, öylesine davetkar ve yeşile, maviye öylesine adanmış uzanıyor ki, masalların yaşayabildiğine herkes ha inandı, ha inanacak.
Mutfakta sıcak pohaça kokusu.
Ve havada bahar.
Radyo sabahın ilk haberlerini veriyor.
Ne bahara ne de sabaha koyamayacağınız, güzel bir fotoğrafta, üzeri en kirli halinizle, öyle suçlu gibi kalakalıyorsunuz.
"Bu sabah Lefkoşa'da meydana gelen trafik kazasında, 3 genç yaşamını yitirdi, 3 genç de yaralandı"
Şimdi nereye koyarsınız bu haberi?
Dün, gazetelerin ön sayfasında yaşanan korkunç kazanın, korkunç fotoğrafları girdi her eve.
Öyle sanki her şeyden habersiz gelmiş bir bahar sabahında, nereye koyarsınız ki, bu gazeteleri.
Neresinden kıvırsanız kan damlıyor, bıraktığınız yere.
Bu ülkede, ciddi bir trafik sorunu var.
Bu ülkede, trafik sorunu, rakamlar üzerinden hesaplanamayacak kadar kronikleşmiş bir sorun.
Bu ülkede, "sürat öldürür. Aman sürat yapmayın" diyerek geçemiyoruz kazaların önüne. Ya da "aman alkollü araç kullanmayın, cep telefonunda konuşmayın" demek çok kozmetik formüller olarak kalıyor, artık.
Daha geçen hafta, yine şehir içinde kontrolünü kaybeden bir aracın yaptığı kazada, 19 yaşında bir genç öldü.
Alışıldık acılar çekildi, alışıldık cümleler kuruldu ve gazeteler, sürat ve alkolün, ne kadar acı sonuçlar doğurabileceğini ortaya koydu.
Hep yaptığımız gibi.
Ve bir hafta sonra, yine şehir içinde, yine kontrolünü kaybeden bir araç, 3 kişinin ölümüne sebep oldu.
Böyle acılar karşısında ilk tepki, kaza sebebi üzerine yoğunlaşır.
Kaza sebebi de kazayı yapan ile eşdeğer tutulur.
Oysa ortada her zaman iki farklı kurban vardır.
Ölen ve ölüme sebebiyet veren.
Kazaları yapanın suçu, sistemin suçunu hafifletmiyor.
Sistem "suçlu" dediklerimizin de suçunu omuzlamak zorunda kalacak kadar çarpık, çünkü.
Şimdi 21 yaşında bir genç kızın, 3 kişinin hayatına mal olan bir geceden sonra, kendi hayatını nasıl yaşayabileceğini düşünebiliyor musunuz?
Ya da yan koltukta oturan arkadaşı ölen 21 yaşındaki bir gencin, geceleri nasıl rüyalarla uyanabileceğini hayal edebiliyor musunuz?
Her mutlu anda, bir bahar fotoğrafında kirli kalmış gibi bir suçluluk halini taşımak zorunda kalmak da bazen ölmek gibidir.
Trafik, bu ülkede ciddi bir sosyal sorun.
Sadece bir sonuç olarak karşımıza çıkan korkunç tablolarla değil, trafik konusuna yaklaşım olarak da ciddi sorunlar yaşıyoruz.
Kazaların önemli bir sebebi olan sürat, belli ki, sadece rakamlara bakılarak çözümlenebilecek ve kameralarla bitirilebilecek bir olay değil.
Artırılan cezaların da uzun vadede sosyal algılayış açısından önemli bir değişiklik yaratmadığı ortada.
Zaten kimse, "kaza yaparsam, yüksek ceza alırım" diye oturmuyor koltuğa.
Direksiyonun başına geçen herkes, ibre kaç kilometre gösterirse göstersin, kaza yapmayacağından emin.
Biz ise olaya farklı ve eksik yaklaşıyoruz.
Eksikliğinin en çıplak ve basit göstergelerinden bir örnek, mesela;
Metehan yolunda yıllardır devam eden yarış.
Bu yol trafiğe açık bir yol.
Ancak, gece belli bir saatten sonra, burada toplanan gençler, sürat tekniklerini yarıştırıyor.
Her gece ve cayır cayır.
Burada polis trafik kontrolü yapıyor.
Gelip geçen arabalara, birkaç ehliyet sorup gönderiyor. Yarış üzerinde ise hiçbir etkisi yok.
Trafiğe açık yollarda yarış yapmak, normalleşip, doğallaşıyor.
Geçenlerde Kıbrıs TV'de Otomobil Dünyası'nı izliyorum. Bu bölgede yarış yapan gençlerin profilini öyle başarılı çizmiş ki, söyleyecek söz bulamıyorsunuz.
"Avuç dolusu para ödeyip, dışardan araba getiriyoruz, ama bu arabaları deneyecek, kullanacak yolumuz yok" diyorlar ve sürat yapabilecekleri pistler istiyorlar.
Sistem öyle bir şey ki, neresinden tutsanız elinizde kalıyor.
19 yaşında, avuç dolusu para ödeyip, ya da ödetip, dışardan sürat arabası getiren bir genci anlayabilme mekanizmalarımızın çalışmadığı bir tarafa, ortaya çıkabilecek sonuçlar karşısında da yaşayabilen bir sistemimizin olmadığı gerçeği ile yüzleşiyoruz.
Alkolden uyuşturucuya kadar yaşanan her türlü sosyal sorun bunun bir göstergesi.
Ama adı sürat arabası olan araçlarla, kendi halinde, 14 at gidebilen araçların da sigorta primleri aynı, hala bu ülkede.
Ortaköy Lemar kavşağındaki trafik ışıkları, tam 1 ayda tamir edildi.
Trafikte sürat sorununu çözmek adına önemli bir adım olarak getirilen kameralar, neredeyse iki yıl boyunca yazdıkları cezalar zamanında dağıtılmadığı için anlamını yitirmiş durumda.
Şimdi herkes, kameranın yolun neresinden çektiğine takılmış, toplu olarak alabileceği cezaları kesintiye uğratma telaşında.
Ve biz televizyon programlarında, radyo yayınlarında, en fazla trafiği, konuşuyoruz.
Her gün, her yaş grubundan insan, elinde pankartlarla, yollarda eylem yapıyor, kampanyalar düzenliyor.
Ama belli ki, bir sistem yaratamayınca işe yaramıyor, bütün bunlar.
Bizim sorunumuz, bir yılda kaç kişinin daha ölümünü azaltmak değil artık, ki, bunu da sürekli dalgalanan rakamlarla çok iyi başaramadığımız ortada.
Bizim sorunumuz, trafiği sosyal bir sorun olarak kabul edip, gereken profesyonel kadrolarla soruna yaklaşamamakta.
Bizim sorunumuz, yapılan doğru işleri de sistemsizliğe kurban verip, yanlışa dönüştürmekte.
Sanrım, İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan komisyona ciddi görevler düşüyor.
Ve hepimize de bir özür.
Çünkü, bugün hala trafiğe bu kadar yoğun bir şekilde kurban vermeye devam ediyorsak ve her şeye rağmen bir sistem yaratamamışsak, hepimizin özür dilemesi lazım.
Özür dileyip, gerçekten çalışması.
|