|
Bir sevgiliyi özler gibi özlemek kokusunu, toprağın.
Ve denizin.
Köpük köpük, dalga dalga, en mavi büyüsünde, sanki dokunsanız, dünya parmaklarınızın ucuna damlayacak bir anda.
Bu aralar, tekrar yeni bir mevsimde ve yeni bir zamanda keşfetmenin tadı var, damağımda.
Garip, tarifsiz bir heyecan.
Hani çok aşıksınız, elinizi ayağınızı nereye koyacağınızı bilemezsiniz, ama yüzünüzde sebepsiz bir gülümseme vardır ya, en somurtkan anlarda bile, öyle dolaşıyorum, ben de.
Günler geçmiş ve çok özlemişsinizdir, sevgilinizi.
Ve heyecanlısınız, tekrar sarılırken ya, öyle bakıyorum.
Kalbim muhtemelen aynı ritimde yine ama, ben boğazımda duyuyorum en hızlı atışlarını.
Sanki sevgilim fısıldıyor kulağıma, nefesini hissediyorum, tatlı bir meltem dolaşırken, yüzümde.
Hastayken ruhu ve bedeni hiç tutmaz birbirini, insanın. Bir türlü uymaz birbirine.
Şaşırır.
Oysa buralara da bu toprakların ruhu ve kendi hep ayrı kalmış, hiç uymamıştır birbirine.
En umutlu olduğu anda zamanın, bir kavga vardır. Ve bir acı hikayeyle biter umut.
En anlaşılan, en barışılan zamanda, savaş bekler.
Oysa, sanki hiç kan dökülmemiş gibi duruyor bu topraklar.
Hiç barut kokmamış, hep deniz ve bahar bulaşmış havasına gibi.
Öyle kendi halinde ki, hani hiç bilmeyen biri, bir tarih yazsa bu topraklara, yaşanan en büyük acı, köpükler arasından kıyıya vuran deniz kızının, prensine kavuşamaması üzerine yazılmış bir efsane olur, bu.
Desdemona ağlar bu kez ama, ölmez, mesela. Ağlayarak ikna eder, Othello'yu masumiyetine.
İkisinin en büyük acısı, oniki damla gözyaşı olur, en fazla.
En fazla bunu yazar tarih kitapları. Ve der ki, "işte o yüzden bu kadar mavidir denizler, başka sebebi yoktur".
Hani bir bulutun arkasına saklanarak gösterirken güneş yüzünü, savaş yaşandığına inanmaz kimse buralarda.
Çocukların öldüğüne.
Farklı dillerde ağıtlarla inlediğine sokakların.
Kimse insanların kaybolduğuna, kurşun sesine inanmaz buralarda.
Hangi yaz gecesine yakışır ki, ölüm, ay, en sarhoş haliyle tepedeyken ve yasemin kokarken gece.
Buralarda ne sabah ölünür, gökyüzü ekmek kokarken, kendinden mayışmış bir halde, ne de gece, yasemin kokarken sokaklar.
Ne yazın ölünür, en büyük derdi sivrisineklerken, yeni doğan bir bebeğin.
Ne baharda, bu kadar sarı bir büyüdeyken altıntoplar.
Ya kışta, deniz bu kadar maviyken ve sevişirken yağmurla, hangisi en sonsuz diye yarışırken, kim ölebilir ki.
Hadi bırakın ölmeyi, kim kızgın kalabilir, kim yaşatabilir. Kim kavga edebilir ki, bu kadar güzelken bu topraklar.
Kimbilir, belki de acıdan güzelliği ile intikam alıyor bu topraklar. Bu kadar güzelken, o kadar daha büyük acı, çünkü.
Güzellik herzaman intikam alır.
Birileri çıkıp, bir tarih yazsa bu topraklara, dünyanın iki savaşını da siler eminim, tarih sayfalarından.
Ve yaşanmış tüm karanlıkları.
Buralara yeni bir heyecan gerek.
Taze bir umut.
Herşeye en hızlı kalp atışından bakacak birşey gerek, bu topraklara.
Belki birileri keşfeder buraları. Belki yeni bir tarih yazar.
Sessizce eski kelimelerinden, eski acılarından özür dileyip, arınacak bir tarih. En büyük acısı kan ve ölüm olmayan, bilmediğimiz önemsiz bir kelimeyle yazılacağı bir tarih.
Buralarda güneş en tepedeyken, yağmur çiseler ya, yağmur damlaları en güzel haliyle parlar. İşte öyle bir tarih yazılabilir belki birgün bu topraklara.
Güneş ile yağmur birarada olmaz dememeli, yakışıyor çünkü, ikisi birbirine.
Belki birgün, bizi de hesapsız umutlara yakıştıracak bir tarihçi çıkar gelir biryerlerden.
Hani herkes herşey yakışır birbirine.
Mesela, hiç yakışmaz sanırsınız, ama en ateşli iki renk patlar genç bir kızın üstünde.
En yaşlı kadın, en yakışıklı bir genç takar koluna, yakışmaz dersiniz, onlar yakıştırır.
Ya da yaşlı bir adam aşıktır. Yakışmaz dersiniz, o yanık tenine, beyaz bir polo takar ya, dönüp bakarsınız, gençlik heyecanınızı unutup, yakıştırırsınız, hayran kalırsınız.
Herşey, herkes yakışır birbirine de sanki bir umut yakışmaz buralara, bu topraklarda yaşayanlara.
Sanki bir umut yan yana dolaşamaz buralardakilerle.
Ama yakışsa, mesela, biri çıkıp gelse ve bir tarih yazsa bu topraklara. Acısı olmayan, umudun en yakıştığı kelimeler olsa sayfalarında.
Biri gelip bir tarih yazsa.
Ve biz yakışsak umuda. Umut bize.
|