|
Talat ve Hristofias, komitelerin çalışma kalitesi üzerindeki anlaşmazlıklarının ardından, bugün biraraya geliyorlar.
Umarım, bu görüşme, eleştiri trafiğine değil, sürecin ilerlemesine yardımcı olur.
Rum basınına göre, Hristofyas'ın bu görüşmede, görüşme tarihini ertelemek için bir öneri götürmesi bekleniyor.
Çünkü, yapılan açıklamalar ve yorumlardan okuduğumuz, Hristofyas, Türk tarafının sadece çözüm yanlısı görünüp, karşı tarafı çözümsüzlük adresi olarak işaret etme niyetinde olduğunu düşünüyor.
Böylece, teknik komiteler, hiçbir sonuca ulaşmadan, bir an önce görüşmelere başlayacak ve uzlaşıya varılamayınca da Türk tarafı, Rum tarafını suçlayacak, Rum tarafına göre. Zira, Türk tarafının gizli ajandası, sadece uluslararası camiaya iyi görünüp, ayrılığı kabul ettirmek.
Türk tarafına göre ise, AKEL'in zaten referandum dahil, kritik dönemeçlerde ciddi yan çizmeleri vardı. Şimdi de yan çiziyor. Çünkü, Annan benzeri bir çerçevede uzlaşmaya yanaşmıyor.
Burada taraflardan kasıt, basında yer alan genel görüşler.
Kıbrıs'ı yakından tanıyan ve uzun yıllardır da yaşanan gelişmeleri takip eden gazetecilerden, Radikal Yazı İşleri Müdürü, Erdal Güven, geçtiğimiz gün, adanın Kuzey ve Güney'inde gerçekleştirdiği görüşmelerden yola çıkarak izlenimlerini paylaştı, köşesinde.
Güven'in Hristofyas ile ilgili ilginç bir tespiti var.
Hristofyas, Papadopulos'a göre, farklı bir dil ve üsup kullanıyor, hatta bazı konularda yapıcı ve çok daha esnek.
Ama son tahlilde, Hristofyas bir Simitis olamıyor.
Türk-Yunan ilişkilerinin mimarı olarak da adlandırılan, Yunanistan Eski Başbakanı Kostas Simitis, 1999'da, Yunan vetosunu kaldırarak, Türkiye'ye AB adaylık statüsü verilmesinde, önemli bir rol oynamıştı. Dönemin Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu ile Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem de iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde öncü olmuşlardı.
Erdal Güven, "Simitis, Yunanistan'ın stratejik olarak Türkiye'ye bakışını değiştirmişti" diyor.
Ve Hristofyas'ın böyle bir vizyoner olmadığını söylüyor.
Şimdi, bugün, Türkiye ve Yunanistan'a baktığımızda, kısa sürede önemli bir mesafe katedildiğini görebiliyoruz. Kıbrıs sorununun varlığına rağmen anavatanlar, özellikle AB yolundaki uzlaşılarının ardından, sıcak ilişkiler içinde.
Türkiye televizyonlarına baktığımızda, bugün, Türkiye'de popüler kültür, Türk-Yunan dostluğu mesajları veriyor.
Tv dizileri ile reklamlarla, kullandığı müziklerle, günlük dile sıcak mesajlar serpiştiriliyor.
Oysa, birkaç yıl önce, Zülfü Livaneli'nin, Yunanlı sanatçılarla yaptığı düetler ve ortak çalışmalar çok da hoş karşılanmıyordu, Türkiye'de.
Bugün, ilişkiler geliştirilmekten, normalleşme evresine geçti.
Popüler kültürün imaj bekçileri Türk mankenler, bir Yunanlı ile evlenebiliyor ve bu bir magazin malzemesi olarak tartışılıyor, kamuoyunda.
Biz ise, iki ülke bile değilken, giderek kötüleşen ilişkileri bir türlü toparlayamadık.
Çünkü her zaman, bu son süreç de dahil, "bakalım bizi istiyorlar mı" mantığı üzerinden başladı, bizde her yeni süreç.
Doğru. Hristofyas bir Simitis olmayabilir.
Peki ya Talat? O ne kadar Simitis?
Sonuçta Simitis, Yunanistan'ın Türkiye politikasını değiştirirken, Türk aşkından değil, konjenktürün getirdiği ulusal çıkarlardan dolayı bunu yapmıştı.
Bu da ortak çıkar etrafında buluşunca, iki ülke arasındaki ilişkiler hızlı bir şekilde ısınmaya başladı.
Peki iki ülke bile olmayan bizim için çözüm ulusal ve ortak çıkar mı?
Eğer sorgusuz sualsiz öyleyse, bugün daha farklı bir noktaya doğru ilerlememiz gerekiyor, çünkü.
Şu bir gerçek ki, her iki lider de şu ana kadar, liderlikten çok başkanlık yapıyor. Mevcut pozisyon ve çerçeve dışına çıkmıyor.
En azından dışardan görünen fotoğraf o. Ama zaten böyle bir liderlik kararlılığı olsaydı, fotoğrafa bu kadar dışardan bakmaya da gerek kalmazdı.
Mutlaka, Kıbrıs sorunu, güven artırıcı önlemlerle çözülebilecek bir sorun değil. Çok daha fazlasına ihtiyaç var. Ama eğer bir dönemece gelmişsek, ki, Cumhurbaşkanı Talat, özellikle bunu vurguluyor, şu andan daha fazlasının yapılması gerekmiyor mu?
Ama bu sorumluluk, sadece, Talat'a ait bir sorumluluk değildir.
Aynı liderlik cesaretini Hristofyas'ın da göstermesi gerekiyor.
Bugüne kadar Papadopulos'un varlığı ile hareket alanı oldukça dar olan Talat'ı cesaretlendirip, Kıbrıs sorununda bir vizyon reformuna gidilmesine destek olması gerekiyor, Hristofyas'ın da.
Her iki tarafın da ortak çıkarını çözümde buluşturacak bir vizyona sahip olması gerekirken, biz hâlâ kimin çözüm isteğinde ne kadar samimi olduğunu tartışıyoruz.
Bunu tartıştığımız sürece, farklı senaryolar gündemdeki yerini koruyacak ve çözüme alternatif modeller hep bir yerde yazılı kalacaktır.
AKEL de Hristofyas da hem referandum sürecinde verdikleri "hayır" kararıyla, hem de referandumun hemen sonrasında, Annan Planı'nı referans kabul edeceklerini açıklayıp, bugün farklı bir noktada dururken, şüphe yaratıyor.
Türk tarafı ise, Kosova tartışmalarıyla, uluslararası bağlantılarını, kışkırtma amaçlı kullanıp, izolasyonlara vurgu yapmakla ve her zaman "bu sefer de çözüm olmazsa, biz böyle kalmayalım" kulisleriyle, şüphe yaratıyor karşı tarafta.
Liderlerin, çözümü ortak çıkar kabul edip, bunun için çalışması gerekiyor.
Liderlerin, çözümün ortak çıkar olduğunu kabul ettirip, çözüm dışındaki farklı senaryoları değil, çözüm için farklı senaryoları tartışması gerekiyor.
Özellikle bu bir dönemeç ise, artık Talat'ın da Hristofyas'ın da samimiyet kavgalarından kendilerini sıyırıp, sahneye çıkma ve ortak çıkar adına çözüm için yumruğunu vurma vaktidir.
Çünkü her ikisinden de beklenen çözüm için çaba harcamak değil, gerçek bir vizyon değişikliği yaratmak ve çözmektir.
Liderler niyet etmezler. Yaparlar. Ve yaptırırlar. Her ikisinden de beklenen liderliktir.
|