|
Bu yaz rehavetine bulaşmış günlere, krizler, sıkıntılar, ölümler ve kör düğüm olmuş sorunlar hiç yakışmıyor.
Ne var ki, artık siestayla bile örtemeyeceğimiz kör düğüm sorunlara öylesine boğulmuşuz ki, bunlardan uzaklaşmanın tek yolu, gerçeklikten uzaklaşmakla eşdeğer.
Bu aralar, uzun süren tedavi ve yasakların ardından, herşey özgürlük tadında benim için. Hiçbiryere sığamaz halde, zamandan, şarttan, mesafe ve mekândan uzaklaşmış yaşıyorum, günlerimi.
Plan yok, saat sınırı yok!
Sebepsiz gülmek dakikalarca ve hayatı en tasasız haliyle yaşamak dürtüsü var, sadece.
Bu muhtemelen hayatla geçici bir balayı dönemi ama, hiç kavgaya tahammül edilmez ya balayında, bu gerçekliklere tahammül etmek de hiç kolay gelmiyor.
Dün 40 dereceyi aşan sıcağa inat, bu sıcağı da bu adada sevebilmenin tadında, kendimi yeni bir güne bırakırken, gazetede bir ilan ilişti gözüme.
Kanser Hastalarına Yardım Derneği, Güney Kıbrıs'tan alınan radyoterapi tedavilerinin, yoğunluk dolayısı ile durma noktasında geldiğine işaret edip, yetkililerden yardım istiyordu.
Bugün, kanser tedavilerinin çok önemli bir bölümü, Güney Kıbrıs'ta sürüyor.
Ve belli dönemlerde, hasta yoğunluğu nedeniyle de ciddi sıkıntılar yaşanıyor.
Bazen bir hayata mal olan sıkıntılar!
Biz bütün bacakları ile hastaya sunamadığımız tedavi için, ciddi rakamlar ödeyerek, Güney'e gidemeyen hastaları yurt dışına gönderiyoruz.
İlan üzerine telefonda sohbet ettiğimiz Dernek Başkanı Raziye Kocaismail de Eylül ayına kadar, Güney Kıbrıs'ın yeni meme kanseri tedavisi almadığının altını çizdi.
"Şu anda, hastalar yoğunluk nedeniyle, İsrail ya da Atina'ya yönlendiriliyor" diyen Kocaismail, aslında hastaların, Türkiye'ye bile gitmek istemediğinin de altını çiziyor.
Uzakta tedavi seçeneğini kullanmak gerçekten zor ama uzakta tedavi zorunluluğu altında kalmak, sanırım her şeyi daha da zorlaştırıyor.
Tedavileri devam eden hastaların, ameliyat olduktan sonra, 3 ay içinde, mutlaka radyoterapiye başlamaları gerekliliğine işaret ediyor, Raziye Hanım, uzman görüşlerine işaret ederek ve bu kritik eşikte olan seçeneksiz hastaların da çaresizliğini anlatıyor.
2005 yılında Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'ndeki Radyoterapi merkezi kapatıldı. O gün bugündür de oldukça pahalı olan bu merkezin iyileştirilip, bir ekip kurulması da nedense mümkün olmadı.
Oysa son 15 yılda, 6000'e yakın kanser vakasının tespit edildiğini söylüyor Kocaismail. Ve özellikle son yıllarda günde neredeyse, 2 yeni vaka başvurusu aldıklarını anlatıyor.
"Sene başında bu rakam, 5185'di" diyor, ayrıca.
Şimdi 6000'e yaklaşarak, neredeyse yılda 1000'e yaklaşma eğilimi gösteren yeni vakaya işaret ediliyor.
Bunlar korkunç rakamlar!
Ayrıca son yıllarda, meme ve prostat kanseri vakalarında önemli bir artışın kaydedildiğini ortaya koyuyor, dernek.
Ama şu anda, bir süre önce ayrı bir birim olarak kurulan, Hematoloji-Onkoloji merkezinin de taşınmasının ardından, kalıcı bir onkoloğun da bulunmaması ciddi bir sorun yaratıyor.
Raziye Hanım, Derneğin öncülüğü ve mali desteği ile adaya getirilen onkoloğun kayıt altına alınamadığı için, ülkeden ayrıldığını ve sadece, haftada 2 gün gelerek, hasta kabul ettiğini söylüyor.
O da zaman zaman farklı programlar vesilesiyle kesintiye uğrayabiliyor.
Kanser, sadece ülkemizde değil, tüm dünyada ciddi bir artış grafiği sergiliyor. Ancak bizim için telaffuz edilen rakamlar, normal sınırlarını da zorlayan rakamlar.
Üstelik zaman zaman, kendi koşulları ile tedaviyi tercih eden kayıt dışı hastaların da varlığı ile Bakanlık rakamları ile dernek rakamları farklı olabiliyor.
Dünyada devlet politikaları ile tedavi yöntemleri, gelişen tekniklere göre sürekli yenilenirken, koruyucu hekimlik konusunda da ciddi anlamda uğraşlar veriliyor.
Oysa biz, koruyucu programların geliştirilmesini bir tarafa bırakın, günden güne artan vakalar karşısında, tam bir çaresizlik yaşıyoruz.
Bağışlar ve gönüllü çabalarla uğraş veren bir dernek ve bakanlık arasında, ağır aksak yürütülmeye çalışılan çabalar var ancak önümüzde.
Bir onkolog yok.
Radyoterapi verilemiyor.
Merkezde ciddi sorunlar yaşanmaya devam ediyor.
Oysa bu konu sadece dernekler ve bakanlık bünyesine teslim edilemeyecek kadar büyük ve önemli bir konu.
Küçücük bir ülkede ölümcül hastalıklar bu kadar başıboş bir şekilde artmaya devam ederken, buna "kader" tanımı yapılamaz.
Bu tabloda her ölümde her yeni vakada hepimizin önemli sorumluluğu vardır.
Ciddi bir artış trendi yaşanan kanser ile mücadelenin, artık gerçek anlamda bir devlet politikası halini alması kaçınılmaz.
Yoksa hala yüksek gerilim hattı kavgaları yaparken bu yüzyılda, gıda denetimini geliştiremezken, bütün bunlara ek olarak, tedavi sunamazken, sadece gönüllü dernekler ve her sorunda günah keçisi gibi işaret edilmekten öteye gidemeyen bakanlıklar bünyesinde daha çok acılar çekeceğiz.
|