|
Geçtiğimiz akşam Lefkoşa'da korkunç bir trafik kazası oldu.
Kazanın korkunçluğu, hem sonucu hem de sebebi.
Sonuç, 2'si ağır, 3'ü çocuk, 7 yaralı.
Çocuklardan biri bebek. 7 aylık.
Kazanın sebebi ise, sürat. Ya da yarış.
19 yaşındaki sürücü, görgü tanıklarının ifadelerine göre, bir diğer araçla yarış halinde olduğu sırada, direksiyon hakimiyetini kaybetti, önce elektrik direğini kopardı, karşı şeride geçti ve o sırada yoldan geçen bir başka aracı, tabir yerindeyse, doğradı.
Bu kazayı yapan araç, son model bir spor performans arabası. Yarışmak için gaza basıp, "iyi" sürat yapmak için kullanacaklarınızdan.
Nissan 350 Z.
34 at ve yaklaşık 300 beygir gücünde.
100 km'ye çıkması, sadece 5 saniye!.
Bu tablonun yarattığı sonuca bakılırsa, süratin en az, 150 km olduğunu ortaya koyuyor, bilir kişiler.
Zaten bu araç, 200 km'yi de en fazla, 9-10 saniyede görüyor.
Fiyatı 80 bin euro.
Yani, yaklaşık 160 milyar.
Trafik kazaları, artık derin bir sosyal soruna dönüşüyor. Kaza sebepleri ve bu kazalarda ölenlerin yaşlarına da bakılınca, ortaya çok daha trajik bir durum çıkıyor.
Şimdi 19 yaşında bir genç, bu kadar pahalı ve güçlü bir araçla neyi kanıtlar?
Bu nasıl bir mutluluk, ya da nasıl bir güç gösterisidir ki, 10 saniyede, 200 km'yi görürken, gece saat, 22.00'de sokak ortasında, kendi halinde bir ailenin kabusu olunabiliyor.
Üstelik, sadece o ailenin değil, belki kendi geleceğinin de kabusu olabiliyor.
Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Mehmet Avcı, kazaların önünün kesilebilmesi için, mutlaka sigorta dahil, sistemin kendisinin değişmesi gerektiğini, yıllardır söylüyor. Son zamanlarda sahip olduğu gözlemlerden de hareketle, kazalarda sadece alkol testi değil, uyuşturucu testi de yapılması gerektiği konusunda, ısrarcı.
Ne var ki, hala bu konuda bir adım atılmadı.
Hala caydırıcı önlemler uygulanmıyor. Oysa, sadece kaza sonrası verilen ceza değil, o kazaya götürmeyecek önlemlerin de işleyebileceği bir sistem yaratmaktan geçiyor, esas başarı.
Bugün, ölümüne yarışılan bu sokaklarda, sadece sürat, ya da alkol değil, artık uyuşturucu, ya da uyarıcı maddeler de önemli bir sorun.
Dün, Kıbrıs Gazetesi'nin ilk sayfasındaki kaza fotoğrafında, ince bir detay, ilişti gözüme.
Sevgili Uğur, tesadüfen kareye giren bu ayrıntıyı, özellikle kullanmayı tercih etmiş. Enteresan bir kinaye yaratıyor, fotoğraf.
Kaza fotoğrafına giren detay, "internette hız zamanı!" ibareleri ile hazırlanan bir reklam panosu.
Çünkü aynı gün, Türkcell ve Telsim'in de hızlı internet ve görüntülü görüşme imkanı sağlayan, 3G teknolojileri tanıtıldı kamuoyuna.
Telsim, gazetelere verdiği reklamlarda, ibresi 260'a vuran bir otomobil hız göstergesini kullanıyor. Sloganı ise, "Son sürat iletişim".
Şüphesiz, teknolojinin hızı, sürati önemli bir gelişmedir. Ama sürate bu kadar çok anlam yüklenmişken ve artık can vererek bedel öderken, reklam kampanyalarının da daha duyarlı bir şekilde ele alınması gerekiyor.
Çünkü bu reklam, süratin tutkusunu simgelemekten öteye geçemiyor maalesef. Ve biz zaten 260'ı görmeye çalışan gençlerin ölüp öldürdükleri için ağlıyoruz.
Türkcell Genel Müdürü Dağhan Fellahoğlu, dün "Günün Getirdikleri'nde" telefon konuğuydu.
Yeni teknolojiye ve görüntülü görüşmeye son derece büyük bir talep olduğunu söyleyerek, oldukça yüksek rakamlar verdi.
Teknolojiyi seviyoruz.
Yenilikleri takip ediyoruz.
Gelişimi yakalamaya çalışmak da mutlaka çok önemli bir şey. Ancak cebimizdeki görüntülü telefonlar ve altımızdaki pahalı arabalar, çağdaşlık seviyemizi ölçmek için yeterli olmuyor, ne yazık ki.
En büyük çağdaşlık, başkalarının yaşam haklarını da düşünüp, başkalarının yaşam haklarına da saygı duyabilmek, saygı duyabilecek nesiller yetiştirebilmek.
Yoksa, bir ailenin çocuğuna verebileceği, ne cebine koyduğu telefon, ne, son teknoloji internet, ne de altındaki son sürat arabadır.
Trafik kazaları, belki toplumsal tatminsizliğin, belki gelişimi ve mutluluğu, sadece maddi şeyler üzerinden anlamlandırmanın da bir sonucudur. En sağlıklı analizi, şüphesiz konunun uzanmaları yapacak, ama mutlaka kazaların toplumsal yapımızla da ilişkilendirilip, sosyal bir tedavi sürecine sokulmamız şarttır.
Yoksa daha bu uğurda çok can ermeye devam edeceğiz.
|