|
Geçtiğimiz gün, bir şekilde, Kuzey Sahil Yolu'nu kullanmak zorunda kaldım.
Durumu anlatacak başka bir kelime var mı bilemiyorum ama, benim aklıma, en sıradan ve kibar haliyle, "rezalet" kelimesi geliyor.
Kuzey Sahil Yolu projesi, yıllardır bir kangrene dönüştü.
Önce, bölgede bu yol için feda edilen binlerce ağaç konuşuldu.
Anıt niteliğindeki zeytin ağaçları dahil, binlerce ağaç, bu yol yapımı sırasında katledildi. Geriye kalan ise, bölgedeki kazı çalışmalarının yarattığı toz dumana kurban gitti.
Tarihi eser bölgelerinin, ciddi şekilde hasar gördüğü, bizzat uzmanlar tarafından ortaya konuldu.
Ama yapım çalışmaları devam etti.
Çevre örgütleri, projenin ülke şartları göz önüne alınarak hazırlanmadığını söyleyerek, yaratabileceği sorunlara dikkat çektiler.
Ama yapım çalışmaları yine devam etti.
Ancak, istimlak alanında yaşanan bazı sıkıntılar dahil, Türkiye'den ihaleyi alıp, gelen şirketin, hükümetle yaşadığı çeşitli sorunlar dolayısı ile önce çalışmalar yavaşlatıldı, sonra da durdu.
Şimdi de yanlışlığı ve verdiği zararından geçip, daha fazla ve daha farklı zarar vermemesi adına, en azından, bitirilsin noktasına geliyoruz.
Girne Çevre yolu da yine aynı şirkete verilmiş bir ihaleydi.
Burada da yine ağaçlar katledildi, çevre yolu bir çevre sorununa dönüştü ve yine firma ile Türkiye hükümeti arasında yaşanan sorun nedeniyle, proje yarım kaldı.
Şimdi, özellikle Kuzey Sahil Yolu'nu her gün kullanmak zorunda kalan insanlar, büyük bir işkence çekiyor. O bölgede ayakta durmaya çalışan yerler ve bölge halkı, iki yıldır, asfaltı dökülmeyen bu toz duman deryası içinde, sağlıklarını da tehdit eden bu ortama tahammül ediyor.
Oysa, icraatlar daha iyi koşullar için yapılır.
Bu iyi koşullar da halk için sağlanır.
Ne var ki, burada iyi koşul yaratmak, ya da halk düşünülmekten öte, sırf belki oy kaygısı, ya da, farklı siyasi hassasiyetler için hareket ediliyor, o da becerilemiyor ve sonuçta, hiç esas dikkate alınmayan halk, işkence çekiyor.
Temmuz ayında adaya gelen Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, yolun, mutlaka tamamlanacağını açıklamıştı.
Sorun hala giderilemedi.
Şimdi, çevre yolunda da aynı sıkıntı devam ederken, Karayolları Dairesi, vatandaşı mağdur etmemek için olası bir ihale iptalinde elimizden geleni yapacağız, diyor.
Bu proje Mart 2006'da başladı.
Aradan iki buçuk yıl geçmesine rağmen, ne sorun çözülebiliyor, ne de alternatif yaratılıp, iş yapılabiliyor. Biz ise olası iptali bekliyoruz.
Bu işlerin parası, Türkiye'den. İhalesi de söz hakkı da yine oralardan.
Hal böyle olunca, kimse söz hakkı alamıyor, eli kolu bağlı oturup, yakınmaya devam ediyor.
Şimdi bu ihale iptal edilir mi?
Edilirse devletin söz hakkı olur mu?
Olursa, projeyi devam ettirecek kaynağı bulabilir mi? gibi sorular cevapsız kalarak, durumun vahametini ortaya koyuyor.
Ve aslında Karayolları Dairesi'nin açıklamalarının bu ortamda ne kadar anlamsız olduğunu gözler önüne seriyor.
İki yılı aşkın bir süredir, adanın yarısı kazılmış, toz duman ve yüzlerce kişi, her gün, tam anlamıyla bir perişanlık yaşarken, yetkililer işte sadece, "olası bir ihale iptali, durumunda, elimizden geleni yaparız, vatandaşımız mağdur olmasın" diyor.
Bu kadar kolay işte!
Artık bu traji komik duruma bir çözüm bulunup, hem hükümetin, hem de burada yaşayan insanların onuru için bir adım mutlaka atılmalı.
Parayı veren söz hakkına sahiptir ve aslında bir yolu bile yaptıracak iktidara sahip değiliz noktası bu kadar sık ve ağır da hatırlatılmamalı.
Yoksa bir yol projesi bile bu kadar ağır bir fiyaskoya dönüşüyor ve bunu telafi edemiyorsak, ne anlamı var ki, bütün bu yetkilerin ve yetkililerin?
|