|
Gündemde ekonomik kriz.
Görünen o ki, küresel ölçekli kriz, Kuzey Kıbrıs'ın kendine özgü koşullarıyla da birleşince, önümüzdeki günlerin önemli bir dönemecini oluşturacak.
Ankara dönüşü, ekonomi ile ilgili konuşulanlara dair ipuçları veren Başbakan, biraz da yumuşak tehditle destek bulmaya çalışıyor. Çünkü görünen o ki, radikal olarak da nitelendirilebilecek birtakım adımların atılması da tartışılıyor ve özellikle bu tedbirler konusunda, hükümetin ihtiyaç duyduğu destek toplumda yok.
Günlerdir eşel mobil konuşuluyor.
Bir süre önce de gündeme gelen, daha sonra, sendikaların karşı çıkması nedeniyle rafa kaldırılan konu, biraz da hükümetin özellikle de CTP kanadının, kendi ipini çekmesi olarak yorumlanmıştı.
Şimdi, konu, yeniden gündemde.
Üstelik artık son kavşakta gibi görülüyor.
15 Kasım kutlamaları için adaya gelen Cemil Çiçek ile hükümet kanadı arasında yapılacak son değerlendirmeler sonrasında, ekonomi konularında nelerin yapılabileceğine dair daha net açıklamaların yapılması beklentisi vardı.
Türkiye'de bizdeki gibi eşel mobil sistemi yok.
Dolayısı ile bütçesini fersah fersah aşan yavru vatanın, hem bu savurganlığı, hem de gereksiz refah besleyiciliği, belli ki, kırpılması gereken, rahatsızlık verici bir konu. O yüzden, kimse üstüne borcunu kapatıp bir de fazladan peşin hayat pahalılığı da ödemek istemiyor.
Hal böyle olunca da ekonomi uzmanlarının altını çizdiği ihtiyaç rakamlarının, Türkiye tarafından ne kadar karşılanacağı sorgulaması yapılıyor. Hele hiçbir kısıtlama tedbiri alınmadan!
Eğer karşılanamayacaksa, zaten, tek başına eşel mobille de çözülemeyecek sorun, daha nerelere kadar uzanarak halledilmeye çalışılacak diye de sorgulanıyor.
Gündemdeki yeni konu, emekli ikramiyelerinden alınacak olduğu söylenen vergiler ve emeklilik haklarında yapılması öngörülen yeni düzenlemeler. Bu söylentiler, halk arasında, "hemen emekliye ayrılmalıyım, yoksa bunlar emekliliğimi de alacak" endişesi ile yoğun bir emeklilik talebi yaratmış durumda.
Bir süredir erezyona uğrayan hükümete karşı güven, artık son noktaya yaklaşıyor.
Peki hükümet, böyle bir durumda ne yapacak, özellikle alabileceği tedbirler karşısında bir destek bulabilecek mi?
Hükümetin, değil eşel mobil, ya da diğer önlemleri gündeme getirme, varlığını sürdürme noktasında bile neredeyse sıfıra vuran bir desteği var artık.
Böyle bir noktada yeni zamlar, 13. maaşlar ve ek vergiler konusunu tartışmak, eşel mobille oynamak, üstüne de büyüyen kürsel kriz eklenince, ateşle oynamaya eşdeğer.
Uzmanların görüşü, ki, ciddi zeminde değerlendirildiği ifade ediliyor, akılcı olarak kullanılacak kredilerle, özel sektörün desteklenmesi. Ama bu yapılırken, belli kesimleri de etkileyecek radikal tedbirlerin hayata geçirilebilme endişesi, toplum içinde tepkisel boyutuyla yükseliyor. Çünkü, hükümet yapısal bozukluklar konusunda radikal uygulamalara gitmek için artık destek bulabilecek noktada değil ve zaten bunun için de oldukça geç kalmış görünüyor.
Hükümetleri ayakta tutan ekonomilerdir.
Uzun süre ekonomide yaşanan refah, bugüne kadar CTP hükümeti üzerindeki eleştirileri ciddi anlamda törpülemişti. Herkes, kendi hayatına odaklanmışken, biraz beceriksizliğinden, biraz da aslında ortamın isyana hiç de uygun olmayışından, muhalefet de sessizliği ile hükümete büyük destek sağladı.
Anketler, özellikle CTP'nin, sabit ve istikrarlı bir düşüş içinde olduğunu ortaya koyuyor. Ve artık anketlere yansıyan tablo, televizyon yayınlarına da yansımaya başladı.
Annan Planı döneminden bu yana, görsel ve işitsel medyayı, sesinin bir aracı olarak gören toplum, isyanını, haber programlarından yansıtmaya devam ediyor. Ama bu artık giderek daha şiddetli bir öfke seline dönüşmek üzere.
Kıbrıs sorununda yakın gelecekte bir gelişme yaşanması beklentisi yok. Arka plandan yansıyanlar, aslında liderlerin görüşmeye devam kararlığını korumasına rağmen, çok yavaş ilerlediklerini gösteriyor.
Türk tarafı zemin kabul edebileceği ve referandumda evet dediği Annan Planı'ndan hareketle, hızlı bir şekilde görüşme sürecini şekillendirebileceğini düşünürken, Rum tarafının hassasiyetleri, her şeye, neredeyse sil baştan başlanmasını ve tekrar, her kelime, her virgül üzerinde tartışılmasını beraberinde getirdi. Bu da süreci uzatan ve yavaşlatan en önemli etkenlerden biri. Dolayısı ile radikal bir gelişme olmazsa, prensipte konulan 2009 ortasında referandum tarihi de aşılacak gibi görülüyor.
Oysa, aslında bir referandum süreci ve çözüm atmosferi, CTP'nin elindeki en önemli karttı. Şimdi, belli ki, seçim atmosferine giderken, bu kartın ekonomi karşısında erime riski büyük. Daha da ötesi, krizin, olası bir iyimser çözüm atmosferince yumuşatılabilme olasılığı da zayıf görünüyor.
Müzakerelerin uzaması ve özellikle gücünü koruyan UBP, seçim sürecinin belirleyicisi olabilir.
Bugüne kadar sağ partiler, ekonominin, sol partiler de çözümün adresiydi.
Şimdi CTP ekonomi ve çözüm kartını yitirmiş bir pozisyon sergiliyor. Buna karşılık, UBP, bankalar krizi dönemlerini değil, kendi içinde "istikrarlı" bir ekonomiyi temsil eder bir pozisyona sürüklenmiş durumda, çünkü, CTP elindeki ekonomi kartını da kaybetmiş, ekonomiyi batırmış bir durumda sunuluyor, bu ortamda. Bu noktadan sonra, mutlaka bir şeyler yapılması gerektiğini savunan ve adına paket denilen tedbirler konusunda ısrarcı olacak hükümet, bu düzenlemelerle, bizzat bireysel olarak daha da hissedilecek fakirleşmenin temsilcisi olacaktır. Üstelik haklı olsa bile!
"Biz, bu ülkede ekonomide büyümeyi gerçekleştirdik, çözüme evet dedik" söylemi, gündemden çoktan düştü.
Eğer kısa vadede bir seçim olmazsa, sürecin uzaması sağ partilerin işine yarayacaktır. CTP hele eşel mobil gibi alanlarda düzenlemeler yapıp, ekonomik tedbirleri sahiplenir pozisyona gelirse, bunun bedelini çok ağır bir şekilde ödeyecektir. Ama işin daha kötüsü, bunu, sadece CTP değil, bütün toplum ağır bir şekilde hep birlikte ödeyeceğiz.
O yüzden, CTP'nin belki de erken seçime gitmesi, eşel mobil ve tedbirlerin ardından seçime gitmesinden çok daha akılcıl olacaktır.
CTP bugünlerin geleceğini önceden kestirerek, özellikle kamu alanında yapması gerekenleri, desteği varken yapacaktı. Şimdi bizzat hükümetin elini cebinde hissedecek olan halkın desteği söz konusu olamaz.
Eşel mobile dokunan bir CTP'nin, seçim sürecinde geliştirebileceği söylemi, mesela ben çok merak ediyorum. Çözüm mü diyecek, ki, süreç içerisinde, hem Rum tarafına, hem de AB'ye olan öfkeyi besleyip durdu, yoksa daha istikrarlı bir ekonomi mi?
Amerika'da seçim sonuçlarını ekonomi belirledi. O kadar ki, zenci bir adayı, başkanlık koltuğuna çıkardı. Süreç başladığından Obama, Hillary karşısında bile zorlanıyordu. MacCain'in şansı da duruşu da oldukça yüksek bir noktadaydı. Kriz vurunca, Obama açık ara öne geçti.
Bu bizim sonuçlarımız için de geçerli olabilir.
Son anketler, UBP ile CTP'yi at başı gösteriyor. Bu kriz karşısında, CTP'nin ne yapacağı ise, UBP'nin seçim sonucunun belirleyicisi olacaktır.
Ama UBP'yi tek başına bile iktidara götürebilecek olan CTP, Saray'da, Talat'ı da müzakere masasında yalnızlaştıracak, referandum sürecini zorlayacak ve zaten yükselişte olan çözümden uzaklaşma nabzını besleyecektir.
Anketler, sağ partilerin toplam oylarında da bir yükselme olduğunu ortaya koyuyor. Nüfus yapısını ve olası bir çözüm planında evet kampanyası yürütmeyecek olan bu cephenin varlığı düşünülecek olursa, eşel mobil ve tek yönlü radikal tedbirler inadı, referanduma kadar bedel yaratabilme kapasitesine sahip olacaktır.
O yüzden belki de CTP'nin artık kendi içinde, acilen oturup kendi değerlendirmesini yapması, Mart ayında yapılacak kurultayını öne çekip, yenilenmesi, ve sancısız bir şekilde seçime temiz kanla gitmesi gerekiyor.
Yoksa kendisi ile birlikte çok önemli bir dönemeçte, koca bir toplumu da batırabilecek bir uçurum kenarında duruyor, CTP.
|