|
Belli ki babalarına benzeyen bir nesil yetiştiriyoruz.
20 Temmuz Fen Lisesi'nde yaşanan olay malum.
Bir grup öğrenci, konsey seçimleri zaferini, gece kulübünden getirdikleri, dansçı kadınların gösterisi ile kutladı. Konu, fotoğraflarıyla basına yansıyınca da olay, günlerdir dilden dile konuşuluyor.
Ne de olmasa, konu, biraz cinsellik içerince, ana gündem oluyor birdenbire. Şimdi herkes ekonomik krizi unuttu, 16 yaşındaki çocukların, heyecanlı fantezilerinin derinliği ile ilgileniyor.
Ama esas ilgi alanı bu değilmiş gibi, olay yaşandığı sırada, okul müdürü ne yapıyordu, kadınları kim bulmuştu üzerinden gelişen sorulara odaklı olarak gelişiyor gündem.
Eğitim Bakanlığı, konuyla ilgili soruşturma açtı.
Ben açıkçası, soruşturmanın sonucunu hiç merak etmiyorum. Benim ilgilendiğim konu, aslında yetişkin dünyasının tam da en açık örneği olan bu olayın kendisi.
20 Temmuz'daki olay ortaya çıkınca, yeni bir bilgiye daha ulaşıldı.
Kıbrıs Gazetesi'nden Ali Cansu'nun çeşitli kaynaklardan doğrulattığı konu, benzer bir olayın, Lefkoşa TMK'da da yaşandığıydı.
Benim de çeşitli kaynaklarla yaptığım konuşmaları birleştirince, anlıyoruz ki, yine konsey seçim zaferi sonrasında, bir grup öğrenci, kutlama için okula "dansçı" adı altında, bir kadın getirmişler. Seksi şortuyla ama bu kez, soyunmadan dansını yapan kadının kim olduğu fark edilince, hemen okul müdürü tarafından, giydirildiği üniforma ile okuldan uzaklaştırılmış.
Bunlar aslında traji komik olaylar.
Kadın bedeni eğlenilecek, üzerinden keyif yapılacak bir meta olarak görülüyor. Popüler kültür dahil, medya da çeşitli enstrümanlarıyla bunu beslerken, toplumun temelini oluşturan kurum olan aile de tam da bu mesaj üzerinden çalışıyor.
Sürpriz olsun diye, baba, 16-17 yaşındaki oğluna okula kadın gönderiyor. Muhtemelen bu çocuklar, cinsel deneyimlerini de temelde gece klüplerinden sağlayarak, bu sığ anlayış içerisinde yetişecekler.
Sonra evlenecekler.
Ve kim bilir belki de evde karılarına hiç konuşulmayacak tecavüzler ile şiddete varan davranışların potansiyel takipçisi olacaklar.
Bizim kültürümüzde dansöz oynatmak var, mesela. Taa Osmanlı'dan gelen bu kültür, anne, baba, çocuk, hep birlikte izlenecek sosyal bir eğlence olarak kabul ediliyor. Erkekliğe ilk adım denilen sünnet törenleri dansözsüz olmuyor, mesela.
Erkek çocuk ya, erkek adam kadın seyretmeli, eğlence için, fantazi için ve keyif için.
Ne kadar kadını kullanabilecek kapasitesi olursa, o kadar erkek oluyorlar, çünkü.
Bu yozlaşı içinde karısını, kızını, nefes aldırmadan kimliklerine saygı duymadan yaşatan, kendisi de fantazilerini gece klüpleri üzerinden yaşayan bir toplum fotoğrafı bu.
Şimdi bu çağda, kültürel gelişiminin çok daha ilerde olması beklenen genç neslin, bu şekilde bir yapı içine bürünmesi, bunun özendirilmesi, nasıl açıklanabilir ki?
Gençler, uyuşturucu, alkol, kumar ve çeşitli alışkanlıklar kıskacında, kendilerine bir hayat kurmaya çalışıyor. Dilleri farklı, dinledikleri müzikler ve kendilerine yarattıkları eğlence de farklı.
Onlar için, iki şişe su ile iki küçük hap atıp, gazı köklemek, heyecan demek.
Yolda tanımadıkları kişilere verilen özel işaretlerle, ölümüne yarışa davet etmek de eğlence.
Uyandıkları sabahın gecesini hiç hatırlamayan, heyecanı bol, ama mutluluğu olmayan bir düzen içinde kayboluyorlar.
Okullarda yaşanan olaylarla ilgili tabii ki, soruşturma yapılmalı. Bakanlık da okul yönetimleri de sorumluluklarını kabullenip, hareket etmeli.
Ama bizim günden güne acılaşan bir gerçekliğimiz var.
Biz bir kuşak kaybediyoruz.
Duymayan, görmeyen, en iyi hayatı, en zengin hayat sanan yetişkin hırslarına feda ediyoruz gençleri.
Ben liseden mezun olalı, 13 yıl oldu. Bir insan hayatında uzun bir zaman ama bir toplum hayatında çağ değiştiren bir zaman değil. Oysa benim 13 yıl önce mezun olduğum TMK'da yaptığımız, dönemin en büyük çılgınlığı, yılbaşı balosu dönüşü, sarhoş olan grubun, kendi arasında kavgaya tutuşmasıydı.
Bu kavga, mezuniyet balomuzun yapılmamasını getirdi.
Ve kolejin 95 mezunları, mezuniyet balosu yapılmadan mezun edildi.
Geçtiğimiz gün, Ali Erel anlatıyor. O dönem, lise olan 20 Temmuz Fen Lisesinden mezun olmuş, Erel de. Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Soyer ile birlikte oldukları sınıf, bir gün, okulu kırıp, plaja gitmişler. Konuyu öğrenen okul yönetimi, 3 gün uzaklaştırma vermiş, sicillerine işlenmemek şartıyla, öğrencilere.
Şimdi, o dönem okuldan uzaklaştırılan çocuklar, bugün, devletin en üstünde, zekâlarıyla, bilgi birikimleriyle karar verici pozisyondalar.
Ama bugün, belki okuldan uzaklaştırma alacak olan bu öğrenciler, 15-20 yıl sonra, en dipte olma tehlikesini taşıyorlar.
Bu olaylar arasındaki fark, kültürel ve sosyal gelişimin yetişen kuşaklarda merkeze yerleştirilebilmesidir.
Şimdi ganimet kültürlerini katlayarak hayatına devam eden bir toplumda, her geçen yıl kültürel ve sosyal gelişim de arka plana atılıyor.
Konu kesinlikle tek başına bir disiplin konusu değildir. Konu tamamen toplumsal bir yaranın açığa çıkmasıdır.
|