Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Tam bir skandal
Talat'a yoğun ilgi
"İddialar yalan"
Dostluk çağrısı
Gönyeli ile Lefke zirveye ortak
Esentepe İskele'den lider döndü: 2-3
A Takımı liderliğe devam dedi
Amaçları moral kazanmak

YORUMLANANLAR
Hamitköy'e içilebilir su [1]
Şeyho'ya 3 yıl [1]
Arkadaşına tuzak kurdu, hapse gönderildi [1]
Marinero Restaurant'ta Y A N G I N [1]
Kabak çiçekleri başına iş açtı [2]
Tam bir skandal [4]
Denktaş: DP, seçimden birinci parti çıkacak [7]
Bufavento'ya hayat öpücüğü [2]
Yasayı nasıl deldiler? [1]
Talat, seçim sürecinde tarafsız kalacak [2]
Maaşlar yargıda! [5]
Avcı: ÖRP, kilit parti olacak [1]
İngiltere donuyor [1]
Eroğlu: Erken seçim kararı mecburiyetten alındı [1]
"Hatalar sadece Gönyeli'nin lehine" [1]
Eroğlu, seçim startını Karpaz'dan verdi [3]
Aralık ayı hayat pahalılığı oranı yüzde -1.6 [2]
19 Nisan'da seçim var [14]



"Deli Hüseyin"inekmekleri...

Bilbay Eminoğlu

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   27 Nisan 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Herkesçe "Deli Hüseyin" diye anılırdı...

Rumlar bile ondan "O deli Huseyinis" diye söz ederdi...

Ama adının neden deliye çıktığını bilen yoktu.

Kime sorsanız dudak bükerek, "bilemeyeceğim" derdi.

Bu yakıştırmanın ona çok eskiden kaldığı tahmin edilirdi.

Kim bilir belki de delidoluydu gençliğinde.

Ne isterse olsun, bizim nesil onu hep aklı başında, iyi ve dürüst bir insan olarak tanıdı.

Öyle olmasa, Kıbrıs'ın en tanınmış fırıncısı olabilir miydi?

Aklını iyi ve yolunca kullanamasaydı, yıllarca gelip geçmiş Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum fırıncılar arasında, adanın en güzel ekmeğini yapabilme becerisini gösterebilir miydi?

Ekmekleri kapış kapış satılabilir miydi?

Mesleğinde kimse rakip olamadı ona.

Ne bizden ne de Rumlardan.

Günümüzde bile onun ekmekleri gibi kalitelisi yok.

Fırınından çıkan ekmeklerin üzerine ekmek olmamasında, sanırım becerisinin yanında dürüst bir insan oluşunun da rolü vardı.

O zamanlar bir okkalıktı ekmekler ve ağırlığını hiç mi hiç eksiltmezdi.

Ekmeklerinin yusyuvarlak şeklinin bozulmamasının yanında pişmiş olarak tartıldığında tam bir okka çekmesine, paranızın tam karşılığı olmasına titizlik gösterirdi.

Ne az ne çok pişecek, mis gibi kokacak ve ne bir dirhem eksik ne bir dirhem fazla olacak..

Deli Hüseyin'den alınmışsa o ekmek, kimse çıkıp da bir kusur bulmamalıydı.

Yoksa, fırını işçilerinin başına yıkardı!

Mesleğine öylesine meraklı, müşterilerine öylesine saygılıydı işte, "deli" denilen Hüseyin Efendi.

***

Tahmin ettiğiniz gibi, bu haftaki nostaljik yolculuğumuz da eski Lefkoşa'ya.

Çünkü Deli Hüseyin de, bir zamanların Lefkoşa'sının ünlü bir tipiydi.

Türk kesiminde olduğu gibi Rum kesiminde de bilinirdi.

Ekmeğinin kalitesi Kıbrıslı Rumları da çekmişti fırınına.

Tahtakala'daki Rum ekmekçiler Tovli, Bicoli ve Alekko, Deli Hüseyin'in ustalığını gösteremedi bu meslekte.

Onu çocukluk yıllarımda tanıdım.

Kaldığı ev ve fırını, surlar içine girilen üç kapıdan Girne Kapısı'nın hemen yakınında, günümüzde İnönü Meydanı olarak bilinen alandaydı. Bakkal Rifat'ın bitişiğinde.

Dün gibi anımsıyorum...

Fırınının girişinde bir masası ve üzerinde, ne zaman gitseniz hep yığın halinde izmaritle dolu olarak gördüğünüz kocaman bir kül tablası vardı.

Hiç durmadan sigara içerdi. Biri bitmeden ötekini yakardı. Parmak uçları sapsarıydı.

Kırmızı yüzlü, orta boylu, şişmanca, seyrek kır saçlı bir adamdı.

Büyük bir olasılıkla, günde ne bileyim on beş, yirmi paket sigara içmesinden olacak, sesi boğuk çıkardı. Az konuşurdu, konuşurken nefes almakta zorlanırdı.

Hiç kalkmazdı yerinden.

Arada bir kapının önüne çıkıp, karşıdaki surlar üzerine inşa edilen belediye tuvaletinin bakıcısı Mercan Arap'la uzaktan uzağa şakalaşmaktan başka.

Fırınını sabahın çok erken saatlerinden akşam karanlığına kadar durmaksızın çalıştırırdı.

Odun ateşiyle pişirirdi ekmeklerini. Odunlar yakılır, kömürleşip korlaşınca fırının bir köşesine çekilir, hamurlar tahta küreklerle salınırdı.

Belki de odun ateşinde piştiğinden güzeldi ekmekleri.

O zamanlar da hayret ederdim...

Hiçbir yere ekmek dağıtımı yapmazdı. Fırının hemen yakınındaki bakkallara bile ekmek vermezdi; "isteyen gelsin eliyle alsın" derdi.

Ekmeğinin, insanların ta uzaklardan gelme zahmetine katlanmasına değdiğini düşünüyordu belki de.

Müşterilerinin başka hiçbir fırına gitmeyeceğinden emindi.

***

İki türlü ekmek çıkarırdı... İki türü de yuvarlak. Fakirler için kepekli esmer ekmek ve hali vakti yerinde olanlar için beyaz ekmek. Sanırım onu, o nefis beyaz ekmeği ünlendirdi. Günlerce yumuşak ve taze kalırdı.

İnanamayacaksınız; bazı insanların küçük kağıt bir külaha doldurdukları zeytinle ya da bir dilim hellimle gittiği de olurdu fırına. Sıcacık, mis gibi kokan ekmeği zeytinle, hellimle bir an önce tatma sabırsızlığından yolda giderlerken basarlardı dişi.

Hiç unutmam; babam beni gönderirdi fırına ve Samanbahça'ya dönünceye kadar ekmeğin bir kenarını mideye indirirdim.

O zamanlar "üçlük" dediğimiz; pek bilemiyorum, okkalık ekmeklerin yarısı ya da üçte biri kadar küçük ekmekler de yapardı. Biz çocuklar üçlük ekmekleri çok severdik. Ekmek almaya gittiğimde normal iki okka ekmeğin yanında bir de "üçlük ekmek" alırdım.

Hüseyin Efendi, sonraları "francola" dediğimiz uzun dört köşe ekmekler de yapmaya başladı ve bunlar da kapışıldı.

Özellikle Rumlar, pasta tadındaki "francola"ya çok rağbet etmişti.

Kıbrıs'ta, günümüzdekiler gibi ortası yarılmış uzun ekmekleri yapan ilk fırıncı da oldu.

Ama şimdiki gibi üç yüz gram ve ertesi gün bayatlaşan, keserken parça parça olan, kırıntılaşan ekmek gibi değil tabii.

Bir okkalık ve bir hafta kalsa da tazeliğini koruyan, sözcüğün tam anlamıyla ekmek.

Ekmekler kaç paraydı o zamanlar, pek anımsayamıyorum. Üç beş kuruştu herhalde.

Hüseyin Efendi'nin, toplumlararası çatışmaların yaşandığı 1960'lı yıllarda, mücahitler için ekmek yaptığını da

söylemeden geçemeyeceğim. Fırınına torba torba un götürülür; yoğurur, pişirir ve bir tane bile eksiltmeden

teslim ederdi. Tek kuruş almazdı, emeğini helal ederdi.

***

Cuma günü, arada bir yaptığım gibi Tünay Usta'ya kahve içmeye gittim.

"Bu hafta Deli Hüseyin'i yazacağım" deyince hemen anlatmaya başladı.

Belediyelerin daha ayrılmadığı o dönemde Rum çalışma arkadaşı Dagi'yle birlikte her gün denetleme görevine çıkarlarmış.

Surlar içine girilen üç kapıda; Girne Kapısı, Mağusa Kapısı ve Baf Kapısı'nda köylerden gelen "loforiyoları" (otobüsleri) durdururlar ve arama yaparlarmış. Köylülerin satmak için getirdiği köy ekmeklerine dokunmazlarmış.

Ama bazen otobüslerde, bir torbanın içinde bir yerlerde olarak, köyde boğazlanmış kasaplık hayvan da bulurlar ve el koyarlar, alıp fakirlere dağıtırlarmış.

Ellerinde terazi fırınları da denetlerlermiş o zamanlar.

Bir okka, yani dört yüz dirhem ağırlıkta olması gereken ekmeklerin on dirhem kadar eksik olmasına göz yumar, ama eksiklik on bir dirhem oldu mu hemen müsadere eder, köfünlere doldurur; bir kısmını fakirhaneye verdikten sonra gerisini Banadabuliya'ya götürerek düşük fiyata halkla satarlarmış.

"Deli Hüseyin'in fırınına hiç gitmezdik. Çünkü ekmekleri bir dirhem dahi eksik ya da fazla çıkmazdı. Kaç kez darttık, kılı kılına tam bir okka" diye konuşan Tünay Usta da onun çok iyi ve dürüst bir insan olduğunu, ekmeklerinin kalitesi ve ağırlığına büyük özen gösterdiğini söyledi.

***

Yıllarca sürdürdüğü mesleğini ne zaman, bıraktığını, aramızdan ayrıldığında kaş yaşında olduğunu bilemiyorum. Kime sorduysam da bilemedi.

Bilinen, bu güzel insanımızın, toplumuza ekmek gibi temel bir gıda maddesinin en güzelini sunduğu, adının "deli" sözcüğüyle özdeşleştirilmesinin tam aksine akıllı, zeki ve dürüst bir insan olduğuydu.

Keşke bir fotoğrafı olsaydı da gösterebilseydim onu size.

Nur içinde yatsın.

Haftaya bir başka nostaljik yolculukta yine birlikte olmak dileğiyle şen ve esen kalın.

   943 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
08 Ocak 2009, Perşembe   Kıb-Tek'e gittim ve "indirimleri" konuştuk
07 Ocak 2009, Çarşamba   Hangi "Necati"ye oy vereceğiz?
06 Ocak 2009, Salı   Görülmemiş rezalet on altıncı gününde
04 Ocak 2009, Pazar   "Alooov! Rauf, sizin o köpeği bulduk..."
03 Ocak 2009, Cumartesi   2009'da da olmazsa 2010 var, 2011 var!
02 Ocak 2009, Cuma   "Elektrikte yeni bir indirim" masalı!
31 Aralık 2008, Çarşamba   Güle güle 2008... Seni çok arayacağız!
30 Aralık 2008, Salı   Rezaletin böylesi görülmedi
28 Aralık 2008, Pazar   Nerde çocukluğumuzun oyuncakları, oyunları...
27 Aralık 2008, Cumartesi   Noel ve yılbaşı



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5107 1.5214
1 STERLİN 2.2554 2.2722
1 EURO 2.0571 2.0715



YAZARLAR : .

Reşat Akar

İnanılır gibi değil

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

Mecburiyetten...

Hasan Hastürer

19 Nisan'da Cumhurbaşkanlığı seçimi de...

Bilbay Eminoğlu

Kıb-Tek'e gittim ve "indirimleri&#...

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Ahmet Tolgay

GAZZE CAYIR CAYIR...

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

ACI HER DİLDE HER DİNDE AYNI ACITIYORİ SEV...

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Seçim aracı olarak savaş

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital