|
Tekenin sütü mü olur, ama muhallebici Mehmet Dayı bu sözlerle müşteri arardı sütlü muhallebisine.
Lefkoşa'da Sarayönü'nde posta binasının köşesinde dururdu hep, el arabasıyla.
Yaz aylarında sulu ve sütlü, kışta ise sadece sütlü muhallebi ve sütlaç satardı. Çok meşhurdu muhallebisi ve sütlacı, iyi satış yapardı.
Öğle saatlerinde bir şey kalmayınca evine dönerdi.
Anımsayacaksınız; onun gibi, özellikle buz gibi sulu muhallebisiyle meşhur bir muhallebicisi daha vardı Lefkoşa'nın; Halil Dayı... Mullahasan'ın kahvesinin yanındaydı yeri. O da öğleye kadar muhallebilerinin tümünü satmış olurdu.
Ne tipler, ne renkli simalar gelip geçti bu adadan. Her birinin ayrı bir özelliği, ayrı bir çığırtkanlığı olan ne kadar da çok seyyar satıcıları, bakkalları çakalları, zanaatkarları vardı bir zamanların "şeher"inin.
***
Muhallebici Mehmet Dayı, o ekmek teknesinden 7 çocuk yetiştirdi. 19 torunu oldu; 4 torun çocuğu gördü.
Evlatlarından Ergün, bizim gazetede gece şoförü olarak çalışıyor. Geçenlerde "Bir gün babamı da yaz Bilbay Abi" deyince öğrendim, babasının Mehmet Dayı olduğunu; bilmiyordum. Ve ondan, Sarayönü'nün, Tanrı daha da ömür versin, hâlâ hayatta ve 80'ini aşmasına karşın işinin başında olan meşhur Boyacı Rauf'un amcası olduğunu da öğrendim. Ne ki, Boyacı Rauf ile babası yıllarca birbirleriyle hiç anlaşamamışlar. Hep küs kalmışlar. İncir çekirdeğini doldurmayacak nedenlerden sık sık birbirlerine darılırlar ve konuşmazlarmış. Soyadları bile değişikmiş...
Birden anımsadım; doğru... Boyacı Rauf "Aksun" soyadını kullanıyor, halbuki bizim Ergün'ün soyadı, babadan kalma, Bakıroğlu.
Düşünebiliyor musunuz?
Boyacı Rauf'un Sarayönü'nde yaz kış yıllardır mesleğini sürdürdüğü yerle, rahmetli Mehmet Dayı'nın postanın yanında durduğu yer arasındaki mesafe 50 metre bile olamaz ve iki kardeş çoğu zaman birbirlerine neredeyse yabancı gözüyle bakmışlar.
Ergün'e sordum: "Mehmet Dayı hiç gidip de Rauf'tan ayakkabılarını boyamasını istemedi mi? Ya da Rauf gidip Mehmet Dayı'nın muhallebisinden yedi mi?"
"Babam ayakkabılarını boyattı mı bilmiyorum ama Rauf arada bir gidip babamın muhallebisinden yerdi" dedi.
Babası ölmeden, en son birbirlerine yine çok önemsiz bir mesele yüzünden küsmüşler.
Rauf, Türkiye'ye giden Mehmet Dayı'dan kendisine bazı ayakkabı boyaları getirmesini istemiş, getirmeyince Rauf hemen küsmüş ona.
***
Ergün'ün anlattığına göre, sevgili babacığı en çok dolmayı severdi. Evde her gün dolma pişse yerdi. Sütlü muhallebi yaparken de arada bir kazanın dibini kaşıklardı. Muhallebilerini eski Zafer Sineması'nın yanındaki dükkanında yapardı. Yıllarca o dükkanı kullandı. Çok eskiden aynı yerde kış aylarında nefis humus çorbası da satardı.
En büyük zevki, evindeki asmanın altında yatak sandalyesine uzanmaktı. Bir de buzlu dondurmaya bayılırdı.
Eskilerden çoğu insanımız gibi birileriyle karşılıklı şakalaşmayı çok severdi. Bayıldığı bir şey daha vardı. Kulağının arkasına ya da göğsüne, o gün hangisini bulursa bir karanfil ya da gül takardı. Ve arada bir bıyıklarını ayakkabı boyasıyla boyardı, ama bunu yaparken herhalde Boyacı Rauf'tan yardım istemezdi!
Ergün son olarak, babasının misafirlikten hiç hoşlanmadığını söyledi. Nereye, kimin evine gitse 2-3 dakikadan fazla kalmazmış. Hiç oturmazmış; birine seslenmeden bir kapıdan girer, öteki kapıdan çıkar kaçarmış.
"Nereye kayboldu bu adam" diye ararlarmış onu.
***
Mehmet Dayı'yı , o amansız hastalık aldı aramızdan. Hastanede bağırsak kanserinden tedavi görüyordu.
Onu Ergün götürdü hastaneye. Ne ki 15 gün yaşayabilmiş.
Boyacı Rauf, sık sık küs kaldıkları kardeşini son günlerinde yalnız bırakmadı. Hastaneye gidip gördü onu.
Bugün için iki ayrı yazı hazırladığımdan, tam sayfa bile sanırım dar gelecek. Bu yüzden Mehmet Dayı'nın öyküsünü daha fazla uzatamayacağım. Mehmet Dayı'ya ve aramızdan ayrılan bütün güzel insanlarımıza bir kez daha rahmet diliyorum.
Haftaya kısmetse yine birlikte olacağız. Esen kalın.
***
Gazioğlu'nun kaleminden Bozkurt'un doğuşu
Eski dost, değerli araştırmacı-yazar Ahmet GAZİOĞLU, meslek yaşamıma adım attığım Bozkurt gazetesindeki bazı anılarımı konu olan geçen haftaki nostaljik yazıma büyük ilgi gösterdi.
Gazioğlu kardeşim, sağ olsun, onca meşguliyetine karşın hafta içinde beni arayarak, Kıbrıs Türk basın tarihinde önemli bir yeri bulunan BOZKURT'un, okuyucularım ve öteki meraklı kişilerce daha iyi tanınmasına kendi deyişiyle az da olsa bir yararı olur düşüncesiyle bazı önemli bilgi ve anılarını aktardı; dahası istemim üzerine bunları kaleme alarak e-posta adresime ulaştırma inceliğini gösterdi.
Kendisine ilgi ve övgüsünden dolayı içtenlikle bir kez daha teşekkür eder, Bozkurt'ta gazeteciliğe başlamamın öncesindeki döneme ait, bizden önce gazetecilik yaptığını da öğrendiğim, çok ilgimi çeken bu güzel ve anlamlı yazı demetini aynen aktarıyorum. Sizin de ilginizi çekeceğinden kuşkum yoktur.
***
"Kardeşim Bilbay EMİNOĞLU,
Her pazar günü nostaljik anıları dile getiren yazılarını ilgiyle ve son derece zevk alarak okumaktayım. Bunun iki nedeni vardır: Birincisi, bu yazıların diğer yazı türlerinden daha değişik, daha çekici, daha akıcı bir tarzda kaleme alınmış olmasıdır. İkinci neden ise, benim için birincisinden daha da önemlidir. Çünkü son 50 yıllık sosyo-ekonomik tarihimizin daha iyi kavranmasında bu nostaljik anılar bazı ip uçları ve hatta yaşanmış, canlı örnekler içermektedir. Kişilerle olayları, sosyal ve ekonomik yaşantımızdaki gelişmelerle birleştirerek yansıtan bu anıları, insan belleğinin koruyabildiği kadarıyla ve mümkün olduğu kadar doğru şekilde okuyuculara ve gelecek nesillere aktarmak uğraşınızı takdirle karşılamaktayım ve bu yönde başarıları çalışmalarınızın devamını dilerim.
Anılar, doğaldır ki, sadece hafızaya dayalı olduğu sürece bazı hatalar da içerebilir, bazı eksik kalmış, unutulmuş yanları da olabilir. Atalarımız boşuna dememişler: "HAFIZA-İ BEŞER NİSYAN İLE MALULDUR" diye.
Sözü, 9 Kasım günü yayımlanan ve 'Sevgili arkadaşım Tekin YÜKSEL'in anısına' diyerek başladığın 'nostaljik' yazında, Bozkurt gazetesi ile ilgili bazı hataların veya eksik kalmış yanların bulunduğuna getirmek ve bunları düzeltici nitelikte bazı bilgilerin kayda geçirilmesi gerektiğine getirmek istiyorum. Çünkü, ileride bu konularda çalışma yapacak, basın tarihimizi inceleyecek olanlar tezlerini ve veya kitaplarını, makalelerini hazırlarken herhalde bu tür anılardan da kaynak olarak yararlanacaktır.
Matbaayı büyütünce gazete çıkarma da gündeme geldi
Böyle bir girişten sonra Bozkurt gazetesi ile ilgili konuya döneyim:
Bozkurt, yayına yazında belirttiğin gibi haftalık olarak değil, 26 Ekim 1951 Cuma günü 4 sayfalık günlük bir gazete olarak başladı. Sözünü ettiğin Bozkurt amblemi ilk sayıdan itibaren adının solundaki köşede yer almaktaydı ve bu amblem sanırım gazete kapanıncaya kadar orada kaldı. Adının sağındaki köşede şunlar yazılıydı: Müdür ve imtiyaz sahibi Cemal TOGAN; İdare evi Asma Altı No.791; Posta Kutusu 324 Lefkoşa - KIBRIS. Fiyatı 1.5 (Bir buçuk) Kuruş.
Gazete sahibi Cemal Togan ile 1951'de henüz çocuk yaşındaki oğlu Sadi'nin yazarlık ve gazetecilik alanında o güne kadar hiçbir deneyimleri yoktu. Cemal Bey basit, küçük, sadece A4 boyutunda baskı yapan bir makinede kartvizit, el reklamı, düğün, sünnet ve benzeri davetiyeler basan bir işle uğraşmaktaydı.
Herhalde işleri iyi gittiği için ve kendisi de yeniliğe açık bir kişi olduğundan, matbaasını geliştirmek gereğini duydu ve o zamanki adıyla intertip (intertype) denilen ve kurşun eriterek yaptığı dizgiyi kalıplar halinde çıkaran, o güne göre modern sayılan ve Türk kesiminde henüz bulunmayan bir dizgi makinesi yanında bir de A3 boyutunda, otomatik ve çift renk baskı yapabilecek baskı makinesi aldı. (Halkın Sesi ve Hürsöz gazeteleriyle AKİF ve FİKRİ Beylerin matbaalarındaki tüm dizgiler hurafat denilen harflerle yapılmaktaydı)
Asmaaltı'nda Büyük Han'ın köşesindeki matbaasını büyütüp modernleştirince bu olanaktan yararlanarak günlük bir gazete çıkarmayı, böylece yaptığı yatırımı daha iyi değerlendirmeyi düşünmüş olmalıdır.
Cemal Togan'ın isteği üzerine yazı işleri görevini üstlendim
Cemal Togan'ın bu girişimi, benim yüksek öğrenimime kişisel nedenlerle bir yıl ara verdiğim ve gazetecilik yaptığım bir zamana rastlamıştı. Nitekim 1951 yazında kısa bir süre rahmetli Kemal DENİZ'in gazete imtiyazından yararlanarak haftalık 'VATAN' gazetesini yayınlamaktaydım. İki yıldan beri de rahmetli Fevzi ALİ RIZA'nın 'HÜRSÖZ' gazetesinde düzenli yazılar yayımladığım için olacak, beni ismen tanıyan Cemal Bey gazete çıkarmaya karar verince beni arayıp buldu ve çıkaracağı gazetenin yazı işlerinde kendisine yardımcı olmamı istedi. Bu iş için sanırım haftada 5-6 liralık küçük bir ücret de önerdi.
Nasıl olsa, yeni ders yılına kadar yardımcı olabileceğimi düşünerek, çok sevdiğim gazetecilik ve yazarlık olanağından yararlanmak için bu öneriyi kabul ettim.
Çıkarılacak gazete günlük olacağı için, yazı işlerini bir tek kişinin yürütebilmesi o günün koşullarında olanak dışıydı. Bu nedenle yazı işlerini ve sorumluluğunu benimle paylaşmak üzere Özker YAŞIN'la da görüşen Cemal Bey, onunla da anlaştı. Bu iş paylaşımı sonucu, Bozkurt gazetesi yayınlanmaya başladığı 26 Ekim 1951'de iki yazı işleri sorumlusu vardı.
Esas görevimiz, dönüşümlü olarak, birer gün ara ile gazetenin tüm yazı işlerini yürütmek, düzeltmeleri (tashihleri) ve sayfa düzenlemesini yapmak, gazete baskıya girinceye kadar işin başında kalmaktı. O günlerin şartlarında gazete gece yarısından sonra baskıya girdiğinden, ancak sabaha karşı matbaadan ayrılıp eve gidebiliyorduk. Bunun dışında, yoğun bir çalışma gerektiren başka görevlerimiz de vardı. Örneğin her gün gazeteye bir ve çoğu kez 2 veya 3 yazı yazmak, söyleşiler yapmak gibi. Nitekim ben, her gün kendi köşem için yazarken, haftada 3-4 kez de bazen kendi imzamla , bazen Bozkurt imzasıyla başyazıları yazmaktaydım. Üstelik Kerem SEL takma adıyla da yazılarım yayınlanmaktaydı.
Bu kadarla da bitmiyordu işimiz; dizilen yazıların, haberlerin düzeltmesini yapmak da bizim işimizdi. Yani, ağır bir iş ve sorumluluk yüklenmiştik. Ama gençtik, hevesliydik ve her şeyi yılmadan, usanmadan fazla mesai ücreti gibi fantezi sayılan isteklerde bulunmadan gece gündüz ve günde en az 12 saat çalışıyorduk.
Diğer yazarlar ve emeği geçenler
Bozkurt'un düzenli ve etkili şekilde yayınlanmasında fedakarlığını, katkılarını esirgemeyen başka kişiler de vardı. Nitekim, Bozkurt'u yayınlama hazırlığı içindeyken Cemal Bey, arkadaşı olan, çok iyi Rumca bilen ve yıllarca ilkokul öğretmen ve müdürlüğü görevlerinde bulunan Sıtkı DERSEV'le de anlaşmış ve onun her akşam üzeri matbaaya gelip satın alınan bir kaç Rumca gazeteden, Rum basını sütununda yayımlanacak önemli haber ve yazılardan tercümeler yapmasını sağlamıştı.
Başlangıçta Bozkurt'un diğer düzenli, sürekli yazarları arasında bulunan ve daha sonraki yıllarda da katkılarını devam ettirenler arasında, en başta gelen isim MİM VAROĞLU takma adıyla, başyazı, tercüme ve araştırma yazılarıyla ün yapan Larnakalı ŞAFİ BEY (Şafi Alper) vardı. Aynı şekilde sürekli köşe yazılarıyla tanınmış ünlü şairimiz Osman TÜRKAY, Cevdet A. ERTÜRK, Nuri DAĞDAŞ (takma isimdir sanırım), o yıllarda Türkiye'den gönderilen ve burada Türkçe öğretmenliği yapan şair- yazar- öğretmen İbrahim Zeki BURDURLU vardı.
BOZKURT'un bendeki 1.cildi, ne yazık ki. ikinci sayıdan itibaren başlar.
İkinci sayının başyazısını, doğal olarak Cemal TOGAN yazmıştı. Bu ilk yazısını müsvedde (karalama) olarak bana getirmiş ve gerekli düzeltmeleri ve veya eklemeleri yapmamı istemişti. Bu da doğaldı, çünkü Cemal Bey matbaacıydı, gazetenin sahibiydi ama, gazete yazısı yazma deneyimi hiç yoktu. Çok yıllar sonra gazetenin yönetimini devralan oğlu Sadi ise, daha önce de belirttiğim gibi, o yıl henüz sanırım 13-14 yaşlarındaydı. Bu nedenle gazetenin tüm yazı işleri, düzeltmeler dahil benimle Özker'in omuzlarına yüklenmişti.
Halkın güven ve sevgisini kazanan bir gazete
Bildiğim kadarıyla çok daha sonraki yıllarda da ve özellikle Girne Caddesi'ndeki yeni binaya taşındıktan sonra Cemal Bey, ağırlıklı olarak gazete ve matbaanın yönetimiyle ilgili işlerin başında olmuş, gazetenin yazı işleriyle sayfa düzenlemesi, köşe yazarlığı ve benzeri işleri yetenekli, gazeteciliğe meraklı, kalemini çok iyi şekilde kullanabilen gençlere, Bilbay EMİNOĞLU gibi çalışkan, işine düşkün muhabirlere bırakmıştı. Sadi de zamanla, etrafındaki bu genç, yetenekli kadronun çalışmalarından esinlenerek ve onların da katkı ve yardımlarıyla hayli deneyim sahibi olmuş ve başarılı bir şekilde gazetenin yönetim ve sorumluluğunu üstlenmişti.
1951 yılı 26 Ekim günü günlük ve 4 sayfa olarak yayına başlayan Bozkurt gazetesi, özellikle ulusal bağımsızlık mücadelesi yıllarında halkımızın güvenilir bir haber ve bilgi edinme kaynağı olmuştu. Bozkurt, Cemal Togan'ın çok iyi tanıdığım dürüstlüğü nedeniyle, bilerek ve maksatlı olarak hiçbir iç çekişmeye karışmadan tarafsızlığını korumaya azami özen göstermiştir. Manipülasyona yer vermeden, günün koşulları ve zorlukları içinde, halkımıza kendi alanında hizmetlerini büyük bir özveriyle sürdürmüş ve okuyucularının takdirini, sevgisini kazanmıştır."
|