|
İçinde bulunduğumuz, giderek daha kötü bir hal alan toplumsal bunalım ve kriz ortamında, halkın duygu ve düşüncelerine karamsarlık ve umutsuzluğun hakim olması doğal değil mi?...
Umutlarını yitirmiş, bir beklentisi kalmamış insanımızın!...
Kimse, ne Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunacağına, ne de ülkede bir şeylerin değişebileceğine inanıyor artık...
Şikayetler, yakınmalar, ağlamalar yiyip bitirmiş içimizdeki sevgiyi.
Teselli bulabileceğimiz bir şey kalmamış ülkede.
Sağlıklı olabildiğimize de sevinemiyoruz!
İnsan yaşamı o kadar ucuz bir hale gelmiş ki bu coğrafyada...
Evimizde otururken, bahçeye çıkarken, kaldırımda yürürken bile canımız güvende değil buralarda.
Sokağa çıkmaya korkar hale geldi vatandaş.
Sürekli endişe, kaygı, stres, gerginlik biz farkında olmadan bir şeyler koparıyor içimizden.
Önceki akşam gazetede ayak üstü psikiyatrist bir dostla konuşuyordum...
Muayenehanesinde gördüğü hastaların sayısında hiç olmadığı kadar artış varmış.
Beden sağlığımızın yanında ruh sağlığımız da bozuluyor.
Kurtuluş yolu var mı?... Kim dur diyecek bu gidişata ?... Kim tutacak elimizden?...
***
Ya çocuklarımız?...
Her fırsatta geleceğimizin güvencesi olduğunu yineleyip durduğumuz en değerli varlıklarımız, göz bebeklerimiz, onlar geleceğe güvenle bakabiliyor mu?...Yarınları aydınlık mı?...
Üniversitelerimiz her yıl binlerce mezun veriyor ve işsizler ordumuz giderek büyüyor. İş yok güç yok, boşta geziyor gençlerimiz. Geçmişte de böyleydi, günümüzde de... Partizanlık, haksızlık, adaletsizlik, adam kayırma, rüşvet, yolsuzluk almış başını gidiyor. Kadrolaşma en üst noktalarda.
Okurlardan son günlerde gelen ve ülkenin pür melalinden yakınmalar, sızlanmalar içeren e-postalardan bir tanesi, dile getirilen konunun yeni bir şey olmamasına karşın dikkatimi çekti. Kaç gündür yayımlamak istiyorum, bir türlü fırsat olmadı. Genç okurumun sorunu yıllardır kanayan ve bir türlü kurutulamayan bir yaramız aslında... İçi sızlayarak ayna tutmuş bu yaraya... Aynen aktarıyorum:
Sayın Bilbay Eminoğlu;
Sizi hemen hemen her gün gazeteden izliyorum; yazılarınızı zevkle okuyorum. Özellikle anılarınızdan bahsettiğiniz yazılarınızı çok beğeniyorum; tabi bunun yanında değindiğiniz toplumsal sorunlara da ciddiyetle katılıyorum.
Başımdan geçen bir olayı sizinle paylaşmak istedim.
Size anlatacağım olayın üzerinden uzunca bir süre geçti, kime anlatacağımı bilemedim.
Adım İbrahim Erol. 1984 Gazi Mağusa doğumluyum ve İskele' ye bağlı Bafra köyünde ikamet etmekteyim.
Polis Genel Müdürlüğü'nün açmış olduğu Sivil Hizmet Görevlisi münhaline Karpaz Polis Müdürlüğü'nden başvuruda bulundum ve sınava çağrıldım. 03/05/2008 tarihinde yazılı sınava girdim ve 100 üzerinden 78 alarak birinci geldim. (04/05/08 tarihli Kıbrıs Gazetesi'nde puanımı ve sıralamayı görebilirsiniz. Kimlik numaram 219662).
06/05/2008 tarihinde bilgisayar sınavına girmek için Doğu Akdeniz Üniversitesi Bilgi İşlem Merkezi'nde hazır bulundum. Bilgisayar sınavında da Karpaz birincisi ve ülke çapında 12. oldum. (Yine 07/05/2008 tarihli Kıbrıs Gazetesi'nde sıralamayı ve puanımı görebilirsiniz).
07/05/2008 tarihinde sağlık kontrolleri için Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi'ne gittim ve 3 gün süren sağlık kontrollerinde hiçbir sağlık sorunum çıkmadı.
13 Mayıs 2008 tarihinde mülakat için Polis Genel Müdürlüğü'ne çağrıldım ve Polis Hizmetleri Komisyonu'nun karşısına çıktım. Mülakatta herkese nasıl muamele yapıldı bilmiyorum ama mülakata giren herkesten özgeçmişini anlatması istendi ve ben de özgeçmişimi kısaca anlattım. Aradan 1 saate yakın zaman geçtikten sonra sonuçları salonda bize okudular ve başarısız olduğumu söylediler. Bunun üzerine ben ve ordaki arkadaşlarım çok şaşırdık; sınavlarda bu kadar çok başarılı olan birisi nasıl burada elenir diye hayretler içinde kaldık.
Ben de burada sormak istiyorum: Bu işe alınmak için Polis Hizmetleri Komisyonu neyi baz olarak aldı? Sicilimde hiçbir suç ve vukuat yok. Bu yaşıma kadar trafik cezası bile bulunmayan bir KKTC vatandaşıyım. Hiçbir gerekçe gösterilmeden beni elediler. Bu duruma ben, ailem ve çevremdekiler çok üzüldü.
Bu ülkede bana yapılan haksızlığı bütün KKTC vatandaşları duysun, okusun istiyorum. Böyle haksızlıklara bu ülke vatandaşlarının tahammülü kalmadı artık. Bu gidişata bir dur diyen olmalı. Çalışmalarınızda size kolaylıklar ve başarılarınızın devamını dilerim.
Saygılarımla."
***
Genç okurum, sağ olsun, yazısının başında benimle ilgili merak ettiği bir şey bulunduğunu da belirterek, Yeniboğaziçi Belediyesi'nin, halen KAMP-DER'in yönetiminde bulunan karavan alanının sakinlerine dava celpnamesi göndermesinin sonucunun ne olduğunu soruyor.
İbrahim kardeşim; ülkenin, insanlarımızın yaşama sevincini bile alıp götüren darmadağın hali, senin ve senin gibi gençlerimizin karşı karşıya bulunduğu işsizlik sorunu karşısında bizimkisi de dert mi? Celpnameyi KAMP-DER'in avukatına verdim, gerekeni yapacaklar!
Yazılarıma ilgi ve övgüne içten teşekkürler... Çok üzme kendini, gönlünü hoş tut, tutabildiğince... Her olmayan işte bir hayır var derler. Sana ve tüm çocuklarımıza, tüm güzel insanlarımıza huzurlu ve güvenli bir gelecek dilerim. Tanrı yardımcınız olsun.
|