Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
5 ayaklı, çift cinsel organlı dana
Rütbeler iki yıl sonra geri alındı
'Karar seçimlik'
Ölümlü trafik kazası sanığı itham edildi
30 milyon TL alacak var
Kime karşı alıyorsunuz?
Hırsızlıkla suçlanan çocuklar 5 gün daha tutuklu
Bıçaklı saldırı olayının zanlıları, 8 gün daha tutuklu

YORUMLANANLAR
Arkadaşına tuzak kurdu, hapse gönderildi [1]
Marinero Restaurant'ta Y A N G I N [1]
Kabak çiçekleri başına iş açtı [2]
Tam bir skandal [4]
Hamitköy'e içilebilir su [1]
Şeyho'ya 3 yıl [1]
Talat, seçim sürecinde tarafsız kalacak [2]
Maaşlar yargıda! [5]
Avcı: ÖRP, kilit parti olacak [1]
İngiltere donuyor [1]
Eroğlu: Erken seçim kararı mecburiyetten alındı [1]
"Hatalar sadece Gönyeli'nin lehine" [1]
Denktaş: DP, seçimden birinci parti çıkacak [7]
Bufavento'ya hayat öpücüğü [2]
Yasayı nasıl deldiler? [1]
Erken seçime varız ! [2]
5 yılda, 1 milyon 280 bin keklik üretilecek [8]
Çözüm ilk kez bu kadar yakın [1]



Doğa'nın gizemi...

Türem Delikurt

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   18 Ağustos 2008, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Hepimizin de bildiği gibi, doğanın asla değişmez yasalarından birisi 'güçlü olan kazanır' ilkesidir. Güçlü olan canlılar belli zorluklara rağmen hayatta kalabiliyor ve çoğalarak bir sonraki nesli oluşturuyor. Doğadaki bu fenomen, 'doğal seleksiyon' olarak tanımlanmaktadır.

Doğanın bu yasasını, genetik açıdan da şöyle yorumlayabiliriz:

Doğada bazı canlılar hayatta kalabiliyor çünkü genetik yapıları onları daha güçlü kılıyor ve bu canlılar çoğalarak bir sonraki nesile genlerini aktarabiliyorlar. Doğal seleksiyon, bazı canlıların taşıdıkları genetik faktörlerden dolayı, bulundukları çevreye karşı avantaj kazanmalarına ve hayatta kalmalarına yani 'seçilmelerine' neden oluyor.

Peki, doğal seleksiyon, canlıyı güçsüz kılan 'zararlı' genetik hataları (ve hastalıkları) elimine etmeye endeksli ise, neden hâlâ gen havuzlarında (bir popülasyondaki tüm bireylerin taşıdığı genlerin toplamında) genetik hatalar (ve hastalıklar) vardır?

Gelin görün ki bazı hastalıklar, belli popülasyonlarda yaygın olmaya devam etmektedir. Bunun nedeni de hastalıklara genetik olarak 'taşıyıcı' olan bireylerin, taşıyıcı olmayanlara kıyasla bazı avantajlar kazanmış olmasıdır.

Çoğu zaman taşıyıcıların doğadaki avantajı, bulaşıcı bir hastalığa karşı kazandıkları dirençtir. Bu haftaki köşemizde, doğanın bu ilginç oyununa bir örnek vereceğiz.

Daha önceki köşelerimizden de hatırlayacağınız gibi, genetik hastalığa taşıyıcı olan kişiler çoğunlukla sağlıklı olup hastalığın belirtilerini göstermezler. Vücudumuzun çoğu hücresinde her genin, biri annemizden diğeri de babamızdan gelmek üzere iki kopyası vardır. Bazı genetik hastalıklar, bir genin her iki kopyasının da hatalı olması sonucu ortaya çıkar. Eğer sadece bir gen kopyası hatalı ise, kişi taşıyıcıdır. Bu tür genetik hastalıklara Resesif Genetik Hastalık denir. (örneğin Talasemi veya Orak Hücre Anemisi)

Orak hücre anemisi ve Sıtma (Malarya)

Orak hücre anemisi kalıtsal bir kan hastalığıdır. Normalde, esnek ve yuvarlak olan alyuvar hücreleri, orak hücre anemisi olan kişilerde orak şeklinde olup katı ve yapışkan hale gelirler. Bu düzensiz şekil sonucunda alyuvarlar kan damarları içerisinde kolayca dolaşamaz ve damarlardan geçerken sıkışabilir. Dolayısıyla, vücudun bazı bölümlerine giden kan ve oksijen akışı yavaşlar veya aksar. Bu da hastanın ağır ve ciddi sorunlar yaşamasına neden olur. Orak şeklindeki kan hücreleri erken öldüğü için de, hastada kronik alyuvar eksikliği (anemi) ortaya çıkar.

1950'li yıllarda, uzmanlar Afrika'da, orak hücre taşıyıcısı sıklığının, tüm yıl boyunca sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde, daha çok olduğunu keşfeder. Yapılan araştırmalarda, sıtmadan etkilenen çocukların çoğunda, orak hücre anemisine neden olan genin her iki kopyasının da normal olduğu, ancak sıtmadan hafif şekilde etkilenen kişilerde ise bu genin sadece bir kopyasında hata olduğu gözlemlenir. Bunun doğrultusunda, uzmanlar şu soruyu sorarlar:

'Sıtmanın yaygın olduğu bu bölgelerde, doğa, orak hücre anemisine taşıyıcı olan kişilerin 'seçilmesine' yani direnci olduğundan dolayı hayatta kalabilmesine mi neden oluyor?'

Araştırmacılar bu soruyu cevaplarken, başka ülkelere bakarak kıyaslamalar da yaptılar. Örneğin, Amerika'da da orak hücre hastalığının, sıtmanın nadir rastlandığı bölgelerde ender olması, taşıyıcıların bir direnç kazandığı yönünde kanıt sunmaktadır.

Ayrıca, Afrika'da, sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde orak hücre hastalığında gözlemlenen yükseliş, sıtmanın yayılmasında önemli rol oynayan Anepheles sivrisineklerinde gözlemlenen çoğalma ile paraleldi. Sivrisineklerin çoğalması da bu bölgelerde çoğalan tarımcılığın, onlara, üreme için alan ve olanak sunmasından kaynaklanmaktaydı. Dolayısıyla, uzmanlar bir döngünün var olduğunu keşfettiler.

Nasıl mı?

Sıtmanın yaygın olduğu bölgelerde, taşıyıcı olan kişilerin alyuvarları, sıtmaya neden olan parazite karşı daha dirençli olduğu için bu kişiler hayatta kalmayı başarabiliyorlar. Bunun sonucunda bu taşıyıcılar, hayatlarını idame ettirmek için, daha fazla tarım alanı ortaya çıkarırlar ve böylece sivrisineklerin çoğalmasına yardımcı olurlar. Ve çocuk sahibi olabildikleri için de, bu 'koruyucu' genetik hatayı bir sonraki nesillere aktarıyorlar.

Tabii direnci kazanan taşıyıcılar, bazen bunun 'bedelini' de ödüyorlar. Çünkü bu genetik hata her zaman da 'koruyucu' olmuyor. Ebeveynlerin, her ikisi de bu genetik hataya taşıyıcı olduğu zaman, her hamilelikte, çocuklarının Orak Hücre anemisinden etkilenme riski ortaya çıkıyor. Bunun yanı sıra, son zamanlarda yapılan bir araştırmaya göre Afrika'da, taşıyıcıları sıtmaya karşı dirençli kılan bir genetik farklılık, bu kişilerin HIV'e karşı yatkınlığını ve dolayısıyla HIV riskini arttırıyor. Yani geçmişte sıtmaya karşı koruyucu olan bir genetik faktör, bugün taşıyıcıların HIV'e genetik olarak 'yatkın olmasına' neden oluyor.

İşte doğanın kendi içinde ki gizemi de bu...

Sevgili okurlar bir sonraki köşemizde buluşmak üzere sevgi, sağlık ve huzur dolu günler sizlerin olsun.

   920 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
06 Ocak 2009, Salı   "Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan en küçük sosyal birim"
16 Aralık 2008, Salı   Bir adım ileri...
10 Aralık 2008, Çarşamba   Hepimiz farklıyız...
07 Aralık 2008, Pazar   Bİr adIm İlerİ
30 Kasım 2008, Pazar   Genlerİmİz bİzİ suç İŞlemeye prgramlayabİlİr mİ?
16 Kasım 2008, Pazar   Alkolİzm kalItsal mI?
09 Kasım 2008, Pazar   Yanİ her Şey İçİn bİr gen var mI?
28 Ağustos 2008, Perşembe   Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve yeni yeni sorulan sorular!
16 Temmuz 2008, Çarşamba   Kordon Kanı Bankacılığı: Gerçekten biyolojik bir sigorta mı?
08 Temmuz 2008, Salı   Doğum öncesi genetik tanıda yeni bir adım



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5451 1.5560
1 STERLİN 2.3340 2.3513
1 EURO 2.0988 2.1136



YAZARLAR : .

Reşat Akar

Ortak devlet gibi ortak demeç de olmaz!

Ali Baturay

Gazze'deki dram

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (54)...

Akay Cemal

'Karasuları', Rus tatbikatı ve ...

Hasan Hastürer

Gaderi gara Lefkoşam...

Bilbay Eminoğlu

Bu ne biçim dünya?... Bu ne biçim insanlık...

Omaç BAŞAT

Haklıyız, gelecekten umutluyuz

Ahmet Tolgay

Klasik Sinema Kuşağımızda yarın akşam: WES...

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

SİNAN AYGÜN VATANDAŞ MI OLACAK?!

Emin AKKOR

Kriz kıskacında 3 tehlike

Uzm. Mine Çağlar

Sağlık dolu bir yaşama yolculuk

Dr. İsmail KEMAL

Seçim aracı olarak savaş

Oğuz Metiner

"El kârda, gönül yarda"

Psikolog Ayla Kahraman

Bir şans daha

Türem Delikurt

"Aile; anne-baba ve çocuklardan oluşan...

Harid Fedai

Yerli Haberler





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital