|
Geçtiğimiz hafta içinde Kıbrıs'ta duymaya pek alışmadığımız bir haber yansıdı gazetelere. "Sahte doktora baskın", "sahte doktora suçüstü" şeklinde manşetler baş sayfalarda boy gösterdi günlerce.
Doktorlar ile ilgili kötüleyici haberler duymaya alışık olmamıza rağmen adamızdan çıkan bir "sahte doktor" haberini okumak beni şaşırttı ve de düşündürdü doğrusu!
Görünen o ki, nüfusa oranla hesaplanan uzman doktor sayısının dünya standartlarının çok üzerinde olduğu bir ülkede insanlarımız hâlâ arayış içindeler.
Kıbrıs'ta hemen hemen her branşta uzman doktor ve sağlık hizmetine ulaşmak mümkün artık. Eskiden yurt dışında şifa aranan kanser ve kalp hastalıkları başta olmak üzere Kıbrıs Türk Hekimliği, pek çok alanda çağdaş, ilerici ve özverili hizmet vermeye devam ediyor. Böyle bir ortamda bu tür haberleri okumaktan duyduğum rahatsızlığı benim gibi gönülden hisseden pek çok "gerçek doktoru" anlatmak istedim size bu hafta:
Gerçek Doktor kim?
En kolay ulaşılabilir kaynak olan wikipedia'nın doktor ve doktorluk (hekimlik) tanımlaması bu meslek hakkında pek çok soruyu cevaplar nitelikte. Buna göre:
"Doktor, Latince öğretmen demektir. Bin yıl önce, ilk üniversitelerin ortaya çıkmasıyla birlikte, akademik bir unvan olarak kullanılmıştır. Günümüzde, doktora sahibi olan kişilere verilmekle birlikte, genellikle Tıp Doktoru (hekim) anlamında kullanılır ve kişilerin adlarından önce gelen Dr. kısaltmasıyla belirtilir...
Türkiye'de doktorlar 6 yıllık üniversite eğitimi görürler ve mezun olduklarında pratisyen hekim olurlar, reçete yazma ve hastanelerde çalışma iznine sahip olurlar. Belirli bir alanda uzmanlaşmak isteyenler, yılda iki defa yapılan (Nisan ve Eylül aylarında) Tıpta Uzmanlık Sınavı'na (TUS) girerler. Bu sınavı başaran (sınava girenlerin yaklaşık %5-10'u) hekimler branşlarına göre 4 ila 6 yıl arasında ihtisas eğitimi görerek uzman hekim olurlar."
İşte bu yorucu maratonu bitiren, daha çok para kazanma, daha ünlü olma, veya daha iyi bir kariyer edinme ideallerini bir kenara iten yurdumun doktoru er geç vatanına döner. Onun için en büyük ideal kendi toprağında, kendi insanına hizmet verme arzusudur. Onlardan biri olmak için çok çalışmak, insanlara bildiği doğruları anlatmaktan bıkmamak, yeri geldiği zaman acımasız eleştirilere boyun eğmek zorundadır. Çalışma saatleri hiç bitmez, telefonlar hiç susmaz, her zaman dinç, her zaman hazır durumda bekler. Ne kendi devletinin hastanelerinin kadrosuna ne de dünya tıp örgütlerinin üyeliğine kabul edilir defalarca başvuruya rağmen...
Kazandığı para çoğu için "hakkından fazla"dır. Oysa kimse on yıllar boyu dirsek çürüterek geçirdiği zamanın, ailesini, çocuklarını bazen günlerce göremeyişinin acısının, bir insanın hayatının sorumluluğunu taşımanın bedelinin "paha biçilmez" olduğunu bilmez ya da düşünmez bir doktor için!
Bu şartlar altında çalışan hekimler için en büyük ödül hastalarının yüzünde göreceği bir tebessüm, elini tutan çocuk hastasının kendisine duyduğu güven ve işini hakkıyla yapmanın verdiği manevi huzur...
Basına veya sohbetlerimize pek yansımasa da bu şekilde özveri ile çalışan Kıbrıs Türk hekimlerine gönülden teşekkür ediyorum. Umarım türeyen bu "sahte doktor"lar sizlerin değerinizi daha iyi anlamamıza yardımcı olur...
Gözler güzeli görür!
Gerek karşı cinsten birisini ararken, gerekse potansiyel bir rakibinizi düşünürken gözleriniz güzel insanlara odaklanır!
Bu cümle bir aşk kitabından veya kadın dergisinden alıntı değil; geçtiğimiz günlerde yayınlanan bilimsel bir tıbbi çalışmanın sonuçları!
Journal of Personality and Social Psychology dergisinin eylül sayısında yayınlanan çalışmada bir grup heteroseksüel kadın ve erkek üzerinde gözlemsel bir çalışma yapılmış. Bu çalışmada ilişki içinde olan ve olmayan kişilerin günlük hayatta diğer şahıslara hangi durumlarda ve ne kadar baktıkları araştırılmış.
Florida üniversitesi'nden Prof Jon Maner'in açıkladığı sonuçlara göre kadınlar ve erkekler karşı cinse olduğu kadar güzel ve çekici görünüşlü hemcinslerine de bakıyorlar!
Buna göre ilişki içinde olan kadın ve erkekler, kıskançlık duyguları ile orantılı bir şekilde, güzel görünüşlü hemcinslerini saniyenin yarısı kadar bir sürede fark edip göz hapsine alıyorlar. Karşı cinslerden ise sadece en çekici olanları gözler tarafından anında fark ediliyor.
Profesör Maner'a göre bu durum evrim teorisinin insan beyni üzerinde oluşturduğu bir uyumdan başka bir şey değil. Buna göre çoğalma içgüdüleri ile hareket eden insanlar ya kendilerine en uygun eşi seçmeye ya da en ciddi rakibi saf dışı bırakmaya çalışıyorlar... Gözlerimiz kalbin aynası olmaya devam ediyorlar!
Mutlu ve Sağlıklı Günler...
|