|
Doktorların bile inandığı "efsaneler"
Geçtiğimiz aylarda dünyanın önde gelen saygın tıp dergilerinden British Medical Journal (BMJ) de yayınlanan bir araştırma hastalardan fazla doktorlarla ilgili...
Halk arasında kabul gören ve doğruluğuna inanılan, sağlıkla ilgili -adına ne derseniz deyin- pek çok efsane, mit veya hurafe mevcut. Peki gerçeklik payı bulunmayan ve uygulanması yanlış olan bu efsanelerin doktorların büyük bir kısmı tarafından da doğru olarak kabul edildiğini biliyor muydunuz?
İşte bilimsel bir araştırma sonucunda ortaya çıkan ve doktorların bile yanlış bildikleri bazı efsaneler:
1. Beynimizin sadece yüzde 10'unu kullanıyoruz
Einstein adı ile anılan bu iddianın temeli yüz yıldan öteye dayanıyor. Pek çok kişi günlük yaşantımızda beynimizin yüzde 10'unu kullandığımızı düşünüyor ve bu oranı artırmak için farklı yöntemler deniyor. Vücudunun sağ tarafını kullanan kişilerde beynin sol tarafının; sol tarafını kullanan kişilerde ise beynin sağ kısmının aktif olduğunu biliyoruz. Bilim adamları ise beynin aslında hiçbir bölümünün tamamen işlevsiz olmadığını belirtiyorlar. Uykuda veya sessiz olsa bile beynin büyük bir bölümü -yeri geldiğince- aktif bir şekilde çalışmakta. Beynin yüzde 10'unun kullanarak hayatta kalmak ise çok kolay bir iş olmasa gerek!
2. Saç ve tırnaklar ölümden sonra da uzarlar
Vücuttaki her doku gibi bu dokular da kan akımı olmaksızın çoğalamaz, büyüyemezler. Ölüm halinde kan akımı da durduğundan saç veya tırnak uzaması olanaksızdır. Bu kanının nedeni ise sıvı kaybeden ve dolgunluğunu yitiren cilt üzerindeki tırnak ve kılların olduğundan daha uzun görünmesidir.
3. Kısık ışıkta okumak gözleri bozar
Kısık ışıkta kitap okunmasının gözlerinizi yorduğu doğrudur. Fakat yapılan çalışmalar bu alışkanlığın kalıcı bir göz hastalığına neden olmadığını göstermiştir.
4. Saçları kazıtmak, saçları artırır ve güçlendirir
Saçları dökülen pek çok orta yaşlı beyin başvurduğu bir yöntemdir saç kazıtma! Bu işlem sonrasında saçların daha gür ve yoğun bir şekilde çıkacağına inanılır. Oysa ki bu da geçerliliği olmayan bir "sağlık hurafesi"nden başka bir şey değil. Kazıtılan saçlar bir süre sonra daha kalın ve koyu bir şekilde çıkarlar. Bu da saçların daha güçlü ve yoğun olarak çıktığı düşüncesini uyandırır. Halbuki bunun nedeni güneş gören ve zamanla uçları incelen saçlar yerine aynı kıl köklerinden çıkan saç tellerinin uçlarının künt ve -güneş görmedikleri için- daha koyu olmasıdır. Saç dökülmesine neden olan -genetik ve hormonal- etkenler değişmeyeceğinden saç dökülme hızı azalmaz. Bu uygulama -maalesef- saç oranını veya kalitesini de artırmaz.
Yoğurtla balık, aşıdan sonra banyo, balkonda içilen sigara...
Yukarıda sayılanlar Türk toplumunda çok fazla tartışılan konular değil. Bizim mitlerimiz bunlardan biraz daha farklı. İşte kendi gözlemlerime göre Kıbrıs'ta doğruluğuna inandığımız -hatta doktorlarımızı bile şüpheye düşüren- bazı sağlık efsaneleri:
1. Çocuklara bakla yemeği yapılmaz
Bu yaygın inanış Kıbrıs ve diğer Akdeniz ülkelerinde görülen Bakla zehirlenmesi hastalığı nedeniyle doğmuştur. Taze bakla yendiği takdirde tüm çocuklarda "zehirlenme" olacağına inanılmaktadır. Halbuki bakla ve malta eriği (yenidünya) gibi bazı meyveler ve novaljin gibi bazı ilaçlar sadece G6PD denilen enzim eksikliği olan kişilerde zehirleme yapar. Bu enzim kan hücrelerini koruyan savunma mekanizmasının bir parçasıdır. Doğuştan bu enzimi eksik olan kişiler bu tür yiyecekleri yedikleri zaman ağır ve hızlı bir şekilde kan yıkımına uğrarlar. Bu hastalık kendisini yenidoğan döneminde uzamış sarılık ve kansızlık ile de gösterebilir. Dolayısıyla taze baklanın tüm çocuklarda "zehirlenme" yapacağı düşüncesi doğru değildir.
2. Balıkla yoğurt bir arada yenilmez
Yoğun "Histamin" içeriği nedeniyle her iki gıda ürünü de bu besinlere karşı hassasiyeti olan kişilerde alerjiye neden olur. Fakat eğer özel bir alerjik durumunuz yoksa ve bu gıdalara karşı bir hassasiyetiniz yoksa balık ile birlikte yoğurt yenmesinin bir sakıncası yoktur.
3. Yürütece konulan çocuklar daha erken yürür
Yürüteç kullanımı çocukların doğal doğrulma, emekleme ve yürüme sürecini bozar. Çocukları parmak ucunda yürümeye alıştırır. Kaslarda kısalık ve zayıflığa neden olur. Denge kurmalarını güçleştirir ve kalça kemiklerinde bozukluğa neden olur. Tüm bu nedenlerle bebeklerin yürüteç kullanmaları önerilmez.
4. İshal olan kişiye gazı alınmış kola içirilir.
Eski uygulamalardan birisi olan bu yöntemin gerekçesi ishal sırasında kaybedilen sıvıyı yerine koymaktır. Günümüzde bu amaçla ORS denilen ağızdan içilen tuz-şeker karışımı serumlar kullanılmaktadır. Kola içilmesi, içerdiği boya maddeleri, hazmı güç şeker ve kafein nedeniyle, ishali artıracağından uygun değildir.
5. Aşıdan sonra banyo yapılmaz
Pek çok anne-baba -ve hatta doktor- aşılardan sonra çocuklara banyo yaptırılmasının sakıncalı olduğunu düşünmektedirler. Ülkemizde rutin olarak uygulanmayan BCG aşısının (kolda iz ve yara bıraktığından) uygulama sonrası ilk 3 gün süresince su ile teması önlenmelidir. BCG(verem) aşısı haricindeki diğer aşıların uygulanması sonrasında çocuklara banyo yaptırmanın hiçbir sakıncası yoktur. Aşı öncesi ateş düşürücü verilmesi ve aşı sonrası beslenmenin kısıtlanması da gereksizdir.
6. Balkonda içilen sigara çocuklara zarar vermez
Yapılan son çalışmalar balkonda veya ev içinde sigara içilmesinin çocukları aynı şekilde etkilediğini göstermiştir. Balkonda sigara içen anne-babaların çocukları da aynı oranlarda astım ve benzeri hastalıklara yakalanma riski taşımaktadırlar. Kişinin üzerine sinen sigara dumanındaki nikotinin bu duruma sebep olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla balkonda sigara içmek çocuklarınız korumayacaktır.
Tıp Bayramı neden 14 Mart'ta kutlanıyor?
Her 14 Mart'ta kutlanan Tıp bayramı aslında 23 Nisan gibi Türk Milleti'ne özgü özel bir gün. Eğer İngiltere veya Amerika'daki doktorunuzu arayıp Tıp Bayramınız kutlu olsun diyecek olursanız muhtemelen ne demek istediğinizi anlamayacaktır.
Tıp Bayramı olarak 14 Mart'ın seçilmesinin nedeni Türkiye'nin ilk modern tıp eğitimi merkezi kabul edilen "Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire" nin 1827 yılında (Sultan 2.Mahmut döneminde) 14 Mart'ta açılmış olmasıdır.
Yaklaşık yüz yıl boyunca böyle bir bayram kutlaması yapılmazken, 14 Mart ilk kez 1919 yılında İstanbul'un işgal altında olduğu bir dönemde tıp öğrencilerinin işgal kuvvetlerine karşı bir tepkisi olarak kutlanmaya başlanmış.
İşte o günden bu yana 14 Mart günü Tıp Bayramı olarak kutlanıyor. Bayram denmesine de aldanmamak lazım, hiçbir hekim bu günde tatil yapmıyor, 14 Mart pek çoğu için belki de sonradan hatırladıkları, normal bir iş günü şeklinde geçiyor. Bu hafta içinde ise genel olarak hekimlerin yaşadığı sorunlar ve çözüm yolları masaya yatırılıyor.
Tıp Bayramını bizlerle paylaşan, bizleri hatırlayan tüm hastalarımıza ve yakınlarımıza teşekkür ediyorum. Sizlere daha iyi ve daha kaliteli hizmet verebileceğimiz, nice bayramlara...
Tüm sağlık çalışanlarına iyi, bayramlar, mutlu ve sağlıklı günler...
|