|
Son günlerde ülkemiz ve Türkiye'de adını sıkça duyduğumuz bir hastalık Kırım-Kongo Kanamalı Hastalığı (KKKA). İsmi her ne kadar da garip ve bizden uzakta tropikal bir hastalığı andırsa da tehlike hiç de uzağımızda değil aslında...
Yaklaşık altmış yıl önce tanımlanmış olan hastalık ilk kez görüldüğü Kırım ve Kongo bölgelerinin isimlerini almıştır. Hastalık daha sonra Afrika'ya yayılmış, günümüze gelinceye dek Doğu Avrupa, Balkan ülkeleri, Rusya, İran, Irak ve Türkiye'de de görülmüştür.
Kızamık virüsüne benziyor, kene ve salgılarla bulaşıyor!
Hastalık yaklaşık 30 değişik kene türü ile insanlara bulaşır. Hayvanların derilerinde parazit olarak yaşayan bu keneler taşıdıkları virüslerin insana bulaşması sonucunda Kırım Kongo Kanamalı Hastalığı'na (KKKH) neden olurlar.
Kızamık virüsüne benzer şekilde bir "RNA Virüsü" olan hastalık etkeni genellikle keneler tarafından taşınır ve bulaştırılır. Küçükbaş hayvanlar, sığır koyun ve keçilerin yanı sıra göçmen kuşlar ve çiftlik hayvanları da bu virüsü taşıyabilirler. İlginç olan bir nokta da KKKH'ye neden olan virüsün genellikle kendisini taşıyan hayvanlarda hastalık oluşturmamasıdır.
Hastalığı taşıyan etlerin tüketilmesi, kan, tükrük gibi sıvılarla temas hastalığın diğer yayılma yolları arasında gösterilmektedir. Geçtiğimiz günlerde Ankara'da görev yapan doktorlara bulaşan hastalık nedeniyle yapılan açıklamalarda hastalığın solunum yolu ile de bulaşabileceği ihtimalinin altı çizilmiştir.
Nezle gibi başlayıp ölümle sonuçlanabiliyor!
Kenenin insanı ısırması sonrası ilk hastalık bulguları 2. günden 2. haftaya kadar görülebilir.
Basit soğuk algınlığı benzeri burun akıntısı, göz yaşarması, baş ağrısı, kas ağrıları ve öksürük gibi belirtilerle başlayan hastalık daha sonra kanamalarla kendisini gösterir. İlerleyen dönemlerde bilinç bulanıklığı, aşırı huzursuzluk ve dalgınlık görülür. Cilt üzerinde oluşan kanamalardan dolayı döküntülü bir hastalığa benzeyen lekelenmeler ortaya çıkar.
Yapılan kan analizlerinde beyaz hücrelerin ve pıhtılaşma hücrelerinin sayısında düşüş saptanır. Karaciğer enzimleri dahil olmak üzere bazı organların işlevlerini gösteren laboratuar testlerinde normal dışı sonuçlar saptanır.
Son safhada burun, makat, mide veya iç organlarda ağır kanamalar görülebilir. Yapılan tedaviye rağmen bu hastalığa yakalanan kişilerin yüzde 30'u maalesef kaybedilir!
Kesin tedavisi yok!
Diğer pek çok virüs hastalığı gibi bu virütik enfeksiyonun kesin bir tedavisi yoktur! Yapılan tedavi "destek" vermekten ibarettir. Bu amaçla damardan uygun miktarda serum, ateş düşürücüler, kan ve pıhtılaşma hücrelerini içeren kan ürünleri verilir. Ribavirin isimli anti-virütik ilaç, bu hastalığın tedavisinde kullanılmasına rağmen, virüsün tamamen yok edilmesini sağlamayan deneysel bir uygulamadır. ABD'nin bu hastalığın olası salgınlarına karşı Afrika'daki askeri üslerinde çok fazla sayıda Ribavirin depolaması yaptığı bilinmektedir.
Kıbrıs'ta Kene Humması (var mı?)
Hastalık yanı başımızdaki Türkiye'de ilk kez 2002 yılındaki salgında görüldü. Ben de 2003'de hastalığın Ankara'da ilk kez tanımlandığı merkezlerden birisinde çalışmakta idim. Yüksek ateş ve yaygın kanamalarla getirilen küçük çocuğun günler boyunca "esrarengiz hastalığı" nedeniyle araştırıldığını hatırlıyorum. Daha sonra ailenin kene temasını hatırlayıp doktorları uyarması ile tanı konmuş, fakat sonuç maalesef yüz güldürücü olmamıştı!
Kıbrıs'ta bugüne kadar kesin olarak bildirilmiş bir Kırım Kongo Kanamalı Ateş (KKKA) hastalığı olgusu saptanmamıştır. Kene ısırığı vakaları olmasına rağmen KKK Hastalığını yayan kene türünün adamızda bulunup bulunmadığı bilinmemektedir.
Artan ticaret bağlarımız nedeniyle yurt dışından ithal edilen hayvanlar, tarımsal malzemeler ve hayvan yemleri söz konusu kene tipinin barınabileceği ortamlar oluşturmaktadır. Bu nedenle ülkeye giren bu tip hayvan ve ürünlerin gerekli işlemler ve karantina uygulamalarına tabii tutulması gereklidir.
Keneyi ezmek hastalığı yayıyor!
Kenelerle bulaşan bu hastalığın kesin bir tedavi yöntemi olmadığından hastalıktan korunmak çok daha önemlidir. Hastalık henüz ülkemizde görülmemiş olsa bile kenelere karşı önlemler alınması gereklidir. Buna göre:
> Hayvan barınaklarının olduğu yerler düzenli aralıklarla ilaçlanmalı, boyanmalı ve buralarda uygun giysiler giyilmelidir.
> Hayvan kesim hanelerinde ve hayvan temizliğinin yapıldığı alanlarda koruyucu eldiven, giysi ve maskeler takılmalıdır.
> Hayvan barınaklarına girildikten sonra vücutta kene olup olmadığı kontrol edilmelidir.
> Vücutta kene saptanması halinde kene ezilmemeli, yerinden elle çıkarılmaya çalışılmamalıdır.
> Kenenin üzerine alkol veya benzeri ilaçlar dökülmemelidir. (aksi takdirde kene kusup hastalığın yayılmasına neden olacaktır)
> Kene özel cımbızlarla sağa sola oynatılarak yavaşça ve dik şekilde çıkarılmalıdır. (Bakınız: Şekil)
> Kene tarafından ısırılan kişiler en yakın sağlık merkezine başvurmalı, gerekli tetkikleri yapılarak gözlem altında tutulmalıdır.
HAFTANIN SORUSU
Biberon sütlerindeki demir zeka geriliği yapar mı?
Geçen hafta köşemizde bebeklerde demir ihtiyacı ve kullanım şekillerinden bahsetmiştik. Bu hafta da bir okurumuzun sorusunu -geçen haftaki konunun devamı niteliğinde- yanıtlandırmaya çalışıyorum.
Umut Bey, 8 aylık bir bebeğimiz var... İlk altı ay sadece anne sütü ile beslenen bebeğimize bu dönemden sonra doktorumuzun tavsiyesi üzerine biberon sütü başladık... Gazete ve televizyonlarda çıkan haberler üzerine bebeğimize artık biberon sütü vermeye korkar olduk... Biberon sütlerindeki demir gerçekten zeka geriliği yapıyor mu?... Hangi mamada ne kadar demir olduğunu nasıl öğrenebiliriz?... Bebeklerimizi demir eksikliğinden korumak için neler yapmak gerekir?... Teşekkürler...B.S 28 Mağusa.
Sevgili okurumuz, son yıllarda yapılan kampanyalarla tüm dünyada bebeklerin ilk 6 ay tek başına anne sütü ile beslenmeleri önerilmekte ve teşvik edilmektedir. Bu şekilde beslenen bebekler demir eksikliği ve oluşturacağı sağlık sorunlarından en az şekilde etkilenmektedirler. Bilindiği gibi zeka gerilikleri, öğrenme güçlükleri, kansızlık, büyüme ve gelişme gerilikleri uzun süreli demir eksikliğinin oluşturabileceği sağlık sorunlarındandır. Bu dönemden sonra başlanan biberon sütlerine ise bebeklerde demir eksikliğinin önlenmesi amacıyla yaklaşık 20 yıldır demir katkısı ilave edilmektedir. Demirle zenginleştirilmiş biberon sütlerinin bebek gelişimini olumlu yönde etkilediği son yirmi yıldır yapılan bilimsel çalışmalarda defalarca gösterilmiştir.
Halihazırda piyasada bulunan biberon sütlerinin hemen hepsi orta-yüksek oranlarda demir içeren formüllerdir. Bu sütlerin kullanımının durdurulması veya demir takviyesinin kaldırılması gibi bir uygulama söz konusu değildir. Biberon sütlerinin içerdiği demirin ancak yüzde 10'undan yararlanılabileceği de unutulmamalıdır. Eğer anne sütü yetersizse doktorunuzun önerileri doğrultusunda bebeğinize altı aydan sonra biberon sütleri takviyesi vermeniz uygundur. Altı aylıktan büyük bebeklerin gerekli görüldüğü takdirde günlük demir ihtiyaçlarını karşılamak için demir damlaları kullanmasında da hiçbir sakınca yoktur.
Okurumuzun sorusu ve diğer pek çok okurumuzun isteği üzerine ülkemizde satışı devam eden ve sıklıkla kullanılan ticari biberon sütlerinin içerdikleri demir oranlarının listesini bilgilerinize sunuyoruz:
Sütün ismi Litredeki demir miktarı (mg/lt)
* Aptamil 1 5.3
* Aptamil 2 12
* Aptamil 3 13
* Bebelac 1 7
* Bebelac 2 12
* Bebelac 3 12
* Bebelac Almiron 5.1
* Berker Carmomil1 7.4
* Berker Carmomil 2 12
* Berker Carmomil 3 11.9
* Berker Organik 1 5
* Berker Organik 2 10
* Conformil 1 5.4
* Conformil 2 12
* Holle Organik 1 5.5
* Holle Organik 2 10
* Milumil 1 7.2
* Milumil 2 12
* Nan 1 8
* Nan 2 11
* Omneo 2 12
* SMA Gold 8
* SMA White 8
* SMA Progress 13
* SMA Wysoy 8
Bunları biliyor muydunuz?
Lejyonella isimli hastalığın bakımı yapılmamış klimalardan solunum yoluyla insanlara bulaşabileceğini, yüksek ateş, kas ağrıları, baş ağrısı, öksürük ve ishalin hastalığın belirtileri arasında olduğunu biliyor muydunuz?
|