|
Bu haftaki konumuzu hazırlarken Mağusa Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr Filiz AKÇAOĞLU'ndan görüş istedik. Kendileri de bizi kırmayarak bu konudaki bilgilerini bizlerle paylaştılar.
Doğum hayatın belki de en önemli en heyecanlı olayı... bir bebeğin kaderi dakikalar içinde olumlu veya olumsuz yönde değişebilir... bu kısa zaman içinde hayatı boyunca taşıyacağı bir "engel" veya farklılık ortaya çıkabilir...
Sıvı ile dolu akciğer ve kalpteki delikler!
Anne karnındaki bebek 9 ay boyunca amnios denilen sıvı içinde tıpkı bir balık gibi yaşarken, akciğerleri su ile doludur. İhtiyaç duyduğu oksijeni göbek kordonu yoluyla annesinin kan damarlarındaki temiz kandan karşılar. Bebeğin akciğerleri sıvı içindeyken işlev görmezken annenin kanı bebeğin kalbindeki delikler aracılığıyla bebek kanı ile karışarak bebeğin vücuduna oksijen sağlar.
Normal yollarla ve 9 ay 10 gün (yaklaşık 38-40 hafta) sonunda gerçekleşecek doğum eylemi bebeği dar bir kanaldan geçmeye zorlar ve akciğerlerindeki sıvı bu şekilde tamamen boşalarak ilk nefesine hazır hale getirir.
Kalpteki delikler ise -çoğu bebekte- ilk günlerde kapanır. Bir kısmı bir yaşına kadar açık kalabilir.
Doğum sonrası bebeği kucaklayıp emzirmek!
Annenin rahim ve doğum kanalındaki kasılma, esneme ve ardından doğum sonrası eski haline dönmesi bu bölgedeki sinir ağlarından beyine sinyaller gönderir ve süt salgısını başlatır.
Annenin psikolojik açıdan bebeği ile kaynaşması ve bebeğini kabullenmesi açısından ilk temaslar çok önemlidir.
Normal bir doğum sonrasında annenin uyanık halde bebeğini kucaklaması, koklanması ve sıcaklığını hissetmesi doğumun en güzel anıdır.
Bu şekilde rahatlayan annenin, doğum sonrası iyileşme süreci hızlanır, süt salgısı artar, bebeği ile kurduğu bağ güçlenir.
Bebek doğumdan sonraki ilk yarım saat içinde beslenmelidir. İlk beslenme mutlaka anne göğsünden anne sütü ile yapılmalıdır. Anne, bebeğine süt vermesi için özendirilmelidir.
Sezeryan doğumlarda anne sütü salgısı neden gecikir?
Sezeryan doğumlarda bebek doğum kanalından geçmediği için, vücut doğum yaptığının farkında olmayacak, sinir uçlarının gerilmesi ile beyine gitmesi gereken mesaj yerine geç olarak ulaşacaktır. Bu nedenle beyinde salgılanan süt hormonunun (Prolaktin) etkisi gecikecektir. Sezeryan ile doğum yapan annelerin süt salgılarının geç gelmesinin en önemli nedeni de budur. Ayrıca pek çok sezeryan doğum doğal olarak sancılar başlamadan günler önce planlandığından süt bezlerinin gelişimi henüz emzirmeye yeterli düzeyde olamayabilir. Anestezinin etkisi ile ağrı, bulantı ve kusma gibi sıkıntılar yaşayan anneler bu etki geçene kadar birkaç saat boyunca bebekleri ile yeterince ilgilenemezler. Bu süre zarfında -zorunlu olarak- biberon ile beslenen bebekleri tekrar anne göğsüne alıştırmak kolay olmaz. Yeterince çaba sarf edilmediği takdirde pek çok bebek alışmış olduğu biberonu bırakmak istemez. Anne sütüne karşı ilgileri azalır.
Dr Filiz Akçaoğlu'nun gözüyle KKTC'de sezeryan!
Konu hakkında görüşlerine başvurduğumuz Dr Filiz Akçaoğlu, sezeryan doğumların normal şartlarda normal yolla doğuma alternatif olmaması gerektiğini vurguluyor... bu konuda hekim kararı dışında korku, endişe veya başka kişisel nedenlerle keyfi seçimler yapılmamalıdır...diye ekliyor...
Ülkemizde bilindiği gibi sezeryan doğumların oranı gelişmiş ülkelerin istatistiklerine oranla çok daha fazla. Dr Akçaoğlu'na göre: "Bu tablonun nedeni bu ülkelerde sağlık sistemlerinin yapısı nedeniyle hastaların kişisel tercihlerinin göz önüne alınmaması ve Kuzey Kıbrıs'taki genç hasta grubunun çoğunluğunun korku ya da estetik kaygılarla kişisel tercihlerini sezeryan yönünde kullanmalarıdır. Öte yandan doğru yönde yapılacak tercihler ise normal doğumun risklerini azaltıp hayat kurtarıcı olabilmektedir".
Doktor Akçaoğlu ayrıca hekim önerisi olmaksızın sezeryanın sağlıklı normal doğuma alternatif olarak kabul edilmemesi ve özendirilmemesi gerektiğinin de altını çiziyor.
Gelişen tıbbi ve teknolojik imkanlarla artık çok daha az acı çekerek normal doğum yapmak mümkün. Epidural anestezi olarak bilinen bu ve benzeri yöntemlere de başka yazılarımızda yer vermeye çalışacağım.
*********************
HAFTANIN SORUSU
Çocuklar 40 derece ateşte havale geçirirler mi?
Ateşin en çok korkulan etkisi ateşli havaledir. Havale (konvülsiyon) denilen olay yüksek ateş veya pek çok başka nedenle hatta nedensiz yere vücudun istemsiz kasılmalarıdır. Beyin dalgalarında geçici bir süre ile görülen bu "elektrik kaçağı" ellerde kollarda ve bacaklarda kasılmaya ve solunumun durmasına neden olabilir.
Yirmi çocuktan birisi havale geçirmeye yatkın
Ateşli havale ailesel yatkınlığı olduğu düşünülen bir rahatsızlıktır. Gelişmekte olan toplumlarda 20 çocuktan birisinde görülmektedir. Bu olay genetik olarak yatkınlığı olan çocuklarda -henüz tam olarak bilinmeyen nedenlerle-genellikle ateş yükselmekte iken ortaya çıkar. Kasılmalar sonucunda daha da yükselen ateş çoğu zaman havale sonrasında fark edildiğinden bu olayın 40 derecelere varan ateşten kaynaklandığı sanılır.
Havale 38°de de görülebilir!
Oysa ki ateşli havale geçiren çocukların çoğu daha 38 dereceyi bulmayan vücut ısılarında bu olayı yaşarlar. Diğer bir taraftan 40 dereceyi aşan virüs enfeksiyonlarının pek çoğu alınacak basit önlemlerle havaleye neden olmaksızın kendiliğinden düzelirler.
Bu nedenle ateşli havale geçirmenin herhangi bir sınırı yoktur! 39 veya 40 dereceyi bulan her ateşin havale yapacağı yönündeki inanış da doğru değildir!
Çok sık ateşli havale geçiren çocuklarda EEG denilen cihazla ölçülen beyindeki elektrik dalgalarında bozukluk saptanabilmektedir. Bu çocuklara birkaç yıl boyunca epilepsi tedavisi uygulanmaktadır.
Ateşli havale genellikle 6 yaşından sonra görülmemektedir.
Ateşli havalede ilk müdahale
Havale geçiren çocukta -tipine göre değişmekle birlikte- genellikle bilinç kaybı, solunumda duraksama, aşırı gerilme ve kasılmalar olacaktır. Bu durumdaki bir çocuğu sarsmak, silkelemek veya banyoya sokmak doğru değildir. Böyle bir durumla karşılaşıldığı zaman aşağıda sayılan önlemleri almak yerinde olacaktır.
1. Panik olmayınız, sakin olmaya çalışınız, yaşayacağınız endişe ve paniğin çocuğunuza faydası olmayacaktır.
2. Çocuğunuzu kendisine zarar vermeyecek uygun bir pozisyonda, tercihen yan yatırınız.
3. Ağzını açık tutmaya çalışınız, ağzından gelen köpük, salya gibi salgıları temizleyiniz boynuna destek olup rahat nefes almasını sağlayınız.
4. Varsa ateş düşürücü fitil veya havale geçiren çocuklarda kullanılan özel fitillerden kullanınız.
5. Dilini ısırmasını önlemek için ağzının arasına parmağınızı veya tahta bir kaşık koyunuz, aşırı derecede kasılıp vücudunun herhangi bir yerine zarar vermesini önleyiniz.
6. Mümkünse giysilerini çıkarıp ılık suyla ıslatılmış bezle vücudunu siliniz
7. Havalenin geçmesini bekleyiniz, bu arada doktor muayenesine gitmek için gerekli hazırlıkları yapınız.
8. Çocuğunuz havale geçtikten sonra altına idrar ve kakasını kaçırmış olabilir. Şaşkın veya uykulu halde olabilir. Kendisini bu aşamada rahatlatın, konuşun veya kucaklayınız.
9. Uyumak isterse uyumasını engellemeyiniz
10. En kısa zamanda bir çocuk hekiminin muayenesine gidiniz.
Mutlu doğumlar, mutlu ve sağlıklı günler...
Bunları Biliyor muydunuz?
Hindi eti, süt, ekmek, patates, karnabahar, muz, hurma, fındık ve çikolata gibi "Triptofan" içeren yiyecekleri tüketmenin depresyon'a karşı faydalı olduğunu, mutluluk hormonu olan Seratonin'i artırdığını ve de aşırı iştahı azalttığını biliyor muydunuz?
|