|
AB devlet veya hükümet başkanlarından oluşan AB Konseyi (zirvesi) bügün Brüksel'de toplanıyor. Lizbon Antlaşması'nın İrlanda halkı tarafından reddedilmesi, zirvenin ana gündem maddesini oluşturacak. İrlanda'nın Lizbon Antlaşması'na "hayır" demesi, AB'yi zorda bıraktı. AB'nin krizde olduğundan söz edenler var. Fransa ve Danimarka, Lizbon Antlaşması'nın atası olan AB Anayasası'nı reddettiği zaman da böylesi bir süreç yaşanmıştı. Önce, "Anayasa'yı onaylama süreci devam edecek" türü şeyler söylenmişti. Sonra, Anayasa biraz kırpılarak Lizbon Antlaşması oluşturuldu. Üye ülkelerden sadece İrlanda, Lizbon Antlaşması konusunda halkına danışma kararı aldı. İrlanda halkı bu fırsatı değerlendirerek güçlü bir "hayır" dedi. Peki, şimdi ne olacak?
Referandum öncesinde AB yetkilileri İrlandalıların "hayır" demesi durumunda "B Planı" olmadığını tekrarlıyordu. Gerçekten "B Planı" yok. Peki, AB kendini yeniden yapılandırarak içte daha verimli karar mekanizmaları oluşturma, dışta daha etkin bir uluslararası rol oynama konusunda sil baştan konumuna mı gelecek? Bu henüz belli değil. 19-20 Haziran AB zirvesi kararları, bu konuda bazı ipuçları verebilir.
AB açısından en ciddi sorun şu: Her halka başvuruda halk, Brüksel'de hazırlanan belgelere "hayır" diyor. Bir çok ülkenin referandum yerine parlamentoda onay yöntemini benimsemesinin nedeni bu. Halk, önüne sandık konduğu zaman Brüksel belgelerini reddediyor. Lizbon Antlaşması için başka ülkelerde referandum yapılsa, büyük olasılıkla oralarda da "hayır" sonucu alınırdı. Bu durum, AB açısından ciddi bir meşruiyet sorunu yaratıyor. AB'nin bu durumu iyi incelemesi ve dersler çıkarması gerekir. Kimileri, referandumlardan tamamen vazgeçmeyi öneriyor. Bu görüş bana, Osmanlı'nın son dönem Eğitim Bakanlarından birinin söylediği rivayet edilen "okullar olmasa maarifi daha kolay idare ederdim" sözünü hatırlatıyor. Halk olmasa, AB'yi idare etmek daha kolay olurdu. AB, yukarıdan, Brüksel'den gelen planlarla mı inşa edilecek, yoksa halkın isteklerine de kulak verilecek mi? İşin püf noktası burada.
"Doğru olanı halk değil biz biliriz" yaklaşımı içinde olanlar, İrlanda halkının kararına saygı göstermek istemiyorlar. İrlanda'da yeniden referandum yapılmasını veya bir şekilde bu ülkenin Lizbon Antlaşması'nı kabul etmeye zorlanmasını istiyorlar. Peki, İrlanda halkı yeniden "hayır" derse ne olacak? Bunun çözüm olmadığı ortada. Lizbon Antlaşması'nda bazı değişiklikler yaptıktan sonra ikinci bir referandum gündeme gelebilir.
"İki vitesli" AB stratejisi bir diğer öneri. AB halen bazı konularda zaten "iki vitesli." Euro bölgesi ve Schengen bölgesi, tüm üye ülkeleri kapsamıyor. Ancak, "iki vitesliliği" resmi hale getirmek, AB'nin bütünlüğü açısından ciddi sorunlar ortaya çıkarabilir. Her üye ülke, beğenmediği konuları, kendi istekleri doğrultusunda yeniden müzakere edecekse, Avrupa Birliği ismindeki "Birlik" kelimesi anlamını yitirmez mi?
Bugünkü zirve öncesinde toplanan AB Dışişleri Bakanları, Lizbon Antlaşması'nın "hayatta olduğu" ve onaylama sürecinin devam etmesi gerektiği yönünde açıklama yaptılar. İrlanda'nın AB'den dışlanmayacağını da vurguladılar. Antlaşmayı henüz onaylamamış sekiz üye ülke, onaylayacaklarını ortaya koydular. Bu noktada, özellikle İngiltere'nin ne yapacağı çok önemli. İngiltere parlamentosu, Lizbon Antlaşması'nı onaylayacak mı? Onaylamazsa, antlaşmanın "hayatta olmadığı" resmiyet kazanır.
AB, bir süre daha, Nice Antlaşması ile yoluna devam edecek. Lizbon Antlaşması konusunda ne zaman ve nasıl bir çözüm üretileceği henüz belli değil. Ortada çeşitli fikirler, senaryolar var. 1 Temmuz'da AB dönem başkanlığını üstlenecek Fransa'ya bu konuda büyük görevler düşecek.
İrlanda halkının "hayır" kararından sonra, AB'nin kendi yapısı, karar mekanizmaları ve "demokrasi açığı" (democratic deficit) konularında ciddi bir iç tartışma ve düşünme sürecine ihtiyacı olduğu bir kez daha ortaya çıktı. AB bu duruma nasıl düştü? Bunun içtenlikle tartışılması ve halktan kopuk politikalarla bir yere varılamayacağının anlaşılması gerekir. Fransa Cumhurbaşkanı Nicola Sarkozy, İrlanda referandumundan sonra "Avrupa'yı inşa etme yöntemlerimizi değiştirmeliyiz" şeklinde bir açıklama yaptı. Sarkozy'nin bundan ne anladığını bilmiyoruz. Önümüzdeki altı ay içinde Sarkozy'nin bu konuda ne yapacağını göreceğiz.
AB devam etmekte olan bir proje. Avrupa halklarına büyük yararlar sağladığına kuşku yok. Ancak, bu projenin ciddi sorunları da var. Bunların başında meşruiyet sorunu, halkın iradesine dayanma ve saygı gösterme sorunu gelir. AB, bu sorunları aşabildiği oranda güçlenebilecek.
|