|
Doğrudan müzakereler dün resmen başladı. Böylece, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarında önemli bir sürece girildi. Geçmişte bir çok kez böylesi müzakereler başlamış ama sonuca ulaşılamamıştı. Şimdi başlayan müzakere sürecinin "çözüm için son şans" olduğu söyleniyor. Geçmişteki müzakere süreçlerinde de benzeri şeyler söylenirdi. Ne var ki, gelinen noktada "son şans" değerlendirmesi gerçeğe çok yakın. Şimdi başlayan müzakerelerde de sonuç alınamaması, çözüm çabalarını uzun süre çıkmaza iter. Aradan geçen süre içinde ne gibi gelişmeler yaşanabileceğini ise kimse bilemez.
Müzakerelerin sonunda çözüme ulaşılması kadar nasıl bir çözüme ulaşılacağı son derece önemli. Dünkü ilk görüşmeden sonra Rum tarafı adına yapılan açıklamada çözümün içeriğinin nasıl olması gerektiğine ağırlık verildi. Bu rastlantı değil. Rum tarafı, 21 Mart sürecinden bu yana kendi taleplerini sistemli bir şekilde ortaya koydu. Ana hatlarıyla çözüm vizyonunu belirledi. Müzakereleri bu zeminde sürdürecek. Görüşmeden sonra Kıbrıs Türk tarafı adına yapılan açıklamada garanti ve ittifak anlaşmaları gibi bir kaç konu dışında dilek ve temenniler ağırlıktaydı. Müzakereler başladığına göre Türk tarafının da çözüm vizyonunu netleştirmesi gerekir. Zaten müzakereler tarafların vizyon ve talepleri temelinde yapılacak.
Müzakerelerin süresi konusunda Türk tarafının aceleci bir tavır sergilediği gözlemleniyor. Müzakerelere sıfırdan başlanmadığı, dolayısıyla çok uzun sürmeyecekleri söyleniyor. Rum tarafı ise, dar takvimlere karşı olduğu görüşünü tekrarlıyor. Tarafların bu pozisyonunda AB-Türkiye ilişkileri açısından bazı mülahazaların sözkonusu olduğu malum. Ancak, konuya bu çerçeve dışında baktığımızda, çözümün kalitesinin, kalıcılığının, dengeli olmasının, zamandan daha önemli olduğunu görürüz. Taraflar kısa sürede bir uzlaşmaya varabilirse ne ala. Ancak, süreye değil, çözümün detaylarına önem vermek daha iyi bir yaklaşım olur gibime geliyor. Şeytan detaylarda saklıdır. İyi bir anlaşma için daha uzun süre gerekiyorsa, bunun sakıncası olmaz.
Yorumcular, yeni başlayan süreçte Annan Planı sürecindeki heyecanın var olmadığına dikkat çekiyor. Şimdiki müzakereler, hem içte, hem de dışta farklı koşullarda gerçekleşiyor. Bu nedenle gerek kamuoyunun, gerekse dış faktörlerin farklı davranması çok doğal. Sanırım hem Kıbrıslı Türkler, hem de Kıbrıslı Rumlar ihtiyatlı bir bekleyiş içinde. Geçmişte yaşanan hayal kırıklıkları ihtiyatı beraberinde getiriyor. ABD, İngiltere, AB gibi dış faktörler bu kez fazla önde görünmeme, perde gerisinde çalışma yapmayı yeğliyor. Bu nedenle Amerikalı, İngiliz diplomatlar Annan Planı sürecinde olduğu gibi ortalarda dolaşmıyor, arka arkaya açıklama yapmıyor. Türkiye ve Yunanistan için de aynı şey söylenebilir. Resmi düzeyde hem Türkiye, hem de Yunanistan'ın gelişmeleri çok yakından izlediklerine kuşku yok. Ancak, fazla ön plana çıkmıyorlar. Türk medyasında Annan Planı döneminde Kıbrıs'a gösterilen ilgi şimdi yok. O dönemde Kıbrıs sorununu bilen, bilmeyen her köşe yazarı Kıbrıs'la ilgili yazı yazıyordu. Şimdi durum farklı. Yunanistan için de aynı şey söylenebilir.
Kıbrıs sorunu gibi zor ve karmaşık bir sorunda müzakere sürecinde bilgi, tecrübe, profesyonellik son derece önemlidir. Noktanın, virgülün büyük öneme sahip olduğu böylesi süreçlerde yapılacak hataların bedeli büyük olur. Böylesi hataları sonradan düzeltme imkanı hemen hemen yoktur. Bu nedenle, müzakerelerin kılı kırk yararak sürdürülmesi, konunun uzmanlarından geniş bir şekilde yararlanılması son derece önemli.
Bu süreçte özellikle liderlerin sorumluluğu çok büyük.
Her müzakereci, masada müzakere yaparken kamuoyunun desteğine sahip olmak ister. Halktan gelen destek müzakerecinin elini güçlendirir. Bu çerçevede mümkün olan en geniş çevrelerin desteğini almak, toplumsal birlik oluşturmak son derece önemli. Dimitris Hristofyas, böylesi bir birliği büyük oranda oluşturmuş durumda. Bu nedenle müzakerelerde Rum siyasi partileri, sivil toplum örgütleri ve kamuoyunun desteği arkasında olacak. Kıbrıslı Türkler için aynı şeyi söylemek zor. Bu konuda, hem iktidara, hem de muhalefete düşen görevler var.
Müzakereler başladı. Her başlangıç bir umuttur. İhtiyatlı bir iyimserlikle gelişmeleri izleyeceğiz.
|