|
Alithia gazetesi, eski Başsavcı Markidis'in Rum tarafında yayın yapan Super Sport FM isimli radyoya konuşurken söylediklerini, "Başka Söylüyor, Başka Kastediyoruz ve Başka Şey Yapmamız Gerekirdi - Yerleşikler Meselesinde Tez Kargaşası - 'Türkiye AB Üyesi Devlet Olduğunda Türk Vatandaşlarının Kıbrıs'a Serbest Yerleşimi Geçerli Olmamalı'" başlıklı haberinde, şunları yazdı:
"Alekos Markidis, 'Yerleşiklerin, özgür bölgelerde bulunan yasal muhacirlerle eşitlenmesi bizim tarafın hoşuna gitmiyor olabilir, ama gerçekte, eğer Kıbrıs sorununu çözmek istiyorsak bu uzlaşıyı kabul etmemiz gerekir' dedi, şunları ileri sürdü:
'Kolonizasyon hallerinde; bazılarının savunduğu gibi kolonizasyon savaş suçudur ve bu nedenle asla meşruiyet kazanamazlar şeklinde basit bir çözüm yoktur. Rutin konuşma olarak; uluslararası gerçeklerle ve hatta uluslararası hukukla alakası olmayan; savaş suçu şeyler söylüyoruz. Savaş suçu olması, uluslararası hukukun diğer yönlerinin; bu gibi durumlarda vakaların bir-bir incelenmesi gerektiğini söyleyen insanî uluslararası hukukun bir kenara bırakılmasını gerektirmez. Somut bir sayının değil, kriterlerin incelenmesi gerekirse o zaman 30 yıla gerek duyulabilir; kaldı ki, her yıl bu kriterlere tabi olan ailelerin sayısı artıyor. Bu nedenle bu uzlaşıya vardık.
İşgal bölgelerindeki yerleşiklerin ve özgür bölgelerdeki muhacirlerin listeleri; çözümü olmayan bir sorunun siyasi uzlaşısı olarak hazırlandı; çünkü o dönemde yerleşiklerin sayısı 120 binin üzerindeydi ve uzlaşı, çok az sayıdaki kişiye meşruiyet kazandırılması yöntemlerinin bulunmasıyla ilgiliydi. Kıbrıs Rum tarafında, neredeyse herkes; yerleşikler meselesinde insanî bir yön de olduğunu anladığını söylüyor; ancak bu yönün görüşülmesi zamanı geldiğinde itiraza başlıyorlar.
Klerides döneminde yerleşiklerle ilgili formül tamamlanmamıştı; çünkü Başkan Tasos Papadopulos görevi devraldığında Annan planı 2,5 halen müzakere aşamasındaydı. Bana göre; müktesebattan sapmalar, özlü bir konudur. Ben; Türkiye'nin AB'ye girmeyi başarması halinde müktesebattan daimi bir sapma olmasını isterim. Bu arada Türkiye Avrupalılaşsa dahi, 70 milyon Türkün Avrupa müktesebatı çerçevesinde Kıbrıs'ta daimi yerleşme hakkına sahip olmasını kabul etmiyorum. Ben bu konuya büyük bir önem veriyorum. Bunun daimi bir sapma olmasını ve bu söylediklerimin müktesebatın temel yasasına dahil edilmesini istiyorum. Sapmalar kabul edilmez şeklindeki açıklamalar; etnik kimliğimizin idamesiyle ilgili bir ana başlık için yıkıcı açıklamalardır. Tam aksi bir tutum içinde olmalıydık."
Gazete, TC kökenli KKTC vatandaşları konusunun Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'a saldırmak isteyenler için fırsat kollayanlara bahane vermeye devam ettiğini de yazdı. Gazete, Rum Yönetimi'nin, çözümden sonra bu statüdeki 50 bin kişinin Ada'da kalması mantığını kabul etmesinin ardından; DİKO Milletvekili Nikolas Papadopulos'un "Tasos Papadopulos hiçbir zaman yerleşiklerin sayısını görüşmedi" diyerek Hristofyas'a saldırdığını kaydetti.
Mahi gazetesi, "Kendi Gözümüzü Çıkarıyoruz" başlıklı haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 50 bin kadar TC kökenli KKTC vatandaşının, insani nedenlerden dolayı çözümden sonra Ada'da kalmasını kabul etme tezinin artık resmen dile getiriliyor olmasının, Rum tarafı için bumerang haline geleceğinin değerlendirildiğini bildirdi.
Gazete, "Hükümetin bu tutumu halk arasında tepki fırtınası yarattı, hatta hükümet ortağı partilerin yetkilileri arasında bile; Başpiskopos II. Hrisostomos gibi, müzakerelerin daha ileri sürecine ilişkin endişe ve kaygılar dile getiriliyor" ifadesine yer verdi.
Gazeteye göre, DİSİ Milletvekili Sotiris Sampson, Rum Yönetimi'nin TC kökenli KKTC vatandaşlarıyla ilgili tezlerinin, "millî açıdan kabul edilemez olduğu" görüşünü ortaya koydu ve "Kıbrıslı Türkler işgal bölgelerinin kolonize edilmesini savaş suçu olarak görürken, bundan muzdarip olan bizim taraf bunu nasıl olur da insani bir konu olarak görebilir?" diye sordu.
Sampson, Hristofyas hükümetinin bu tutumu ile, gelecekte, önceden kestirilemeyecek maceralara sürükleneceğini savundu ve şunları söyledi:
"Bulunması muhtemel çözümün, göçmenlerin ve genel olarak atalarının toprağındaki Kıbrıs Helenizmi'nin kendi insan haklarını güvence altına alacağından kuşkuluyum. Bu tutumlar; gelecekte daha fazlasını talep etme olanağı ile diğer tarafın kazanılmış hakkı haline gelmekle kalmayıp, müzakereler sürecinde bizim taraf için bumerang haline de gelebilir." |