|
Fileleftheros, haberi "Mart'ta Referandum -Arabulucuların Zorluklara Rağmen Prosedürün Tamamlanması Projeleri -Londra-Ankara: Bakire Doğumda Israr Ediyor" başlık ve spotlarıyla manşete çektiği haberinde, prosedürün şu ana kadarki gidişatının bu projenin uygulanması konusunda iyimserliği haklı göstermediğini, ancak buna rağmen gelişmelerin, her şeyin Mart 2009'da sona erecek şekilde yönlendirileceğini yazdı.
Gazete perde gerisinde de çabanın başarısızlığa uğraması olasılığına ilişkin bir "B planı" üzerinde tartışılıyor göründüğünü, bu planın sorumluluk yüklenmesiyle ve Kıbrıs sorununa alternatif yaklaşım senaryolarıyla ilgili olacağını belirtti.
Gazeteye göre arabulucular şu anda dikkatlerini Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın 23 Mayıs'ta gerçekleşecek yeni görüşmesine verdiler ve doğrudan müzakerelerin haziran ayı sonuna doğru başlamasına hazırlanıyorlar. BM Sekreterliği müzakereler için hazırlık yapıyor ve görüş ayrılıklarının ve sorunların aşılması amacıyla 'prosedüre yardımcı olmak için' fikir ve tezler sunması bekleniyor.
Bilgi sahibi kaynakların, malzemenin önceki çözüm çabasından (2004) beri hazır olduğuna işaret ettiklerini belirten gazete haberini "Perdenin Mart'ta Kapanmasını İstiyorlar -Referandum Tarihi 2009 Başları" başlığıyla iç sayfasında devam ettirdiği haberinde şunları yazdı:
"Kıbrıs sorunundaki arabulucular projeleri aracılığıyla; Haziran'da başlayacak olan doğrudan müzakerelerin Mart ayındaki referandumla tamamlanmasını ileri götürüyorlar. Hem de görüşmelerin bugüne kadarki gidişatının, böyle bir şeyi, daha çok, öyle dar bir takvimi haklı göstermemesine rağmen...
Aynı zamanda perde gerisinde, çabanın çıkmazla sonuçlanması olasılığıyla ilgili bir B planı üzerinde çalışılıyor görünüyor. Bu plan (başarısızlığın) sorumluluk yüklenmesiyle ve Kıbrıs sorununda alternatif yaklaşım senaryolarıyla ilgilidir.
Bununla ilgili olarak Ankara halen, yeni bir başarısızlık durumunda AB'nin ve uluslar arası camianın sahte devletle ilişkilerin yükseltilmesini ileri götürmesi gerektiğini açıkladı. Karma teknik komite ve çalışma gruplarında Kıbrıs sorununun ana başlıklarında herhangi bir ilerleme olmaması bir yana, Türk tarafı en başta ortaya koyduğu sistemleştirilmiş tezleri sunmakla yetiniyor.
Bilgi sahibi bir kaynağa göre güvenlik, mülkler, toprak, yönetim/yetkilerin paylaşımı başlıklarında zorluklar dağ gibi görünüyor. Bunlara rağmen Kıbrıs Rum tarafı; uluslar arasında izlenen pratik hem de AB'de geçerli olanlar açısından incelenmiş fikirler ortaya koyuyor. Ancak, temel yönlerde ortak zemin şekillendirilmesi olanağı saptanmaz ise prosedürün ilerleyemeyeceği ortadadır. Ekonomi ve AB konularında zorluklar saptanmasına rağmen görüşmeler yapılıyor ki bu cesaret verici bir unsur olarak görülüyor.
Kıbrıs sorunundaki icraatlar konusunda Türk Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ertuğrul Apakan'la her gün istişare eden Mehmet Ali Talat zorlukların üzerine yük vuruyor. Bakire doğumla, iki devletle ilgili açıklamalarıyla ve federal çözümle ilgili her türlü ifadeden kaçınmasıyla (sadece iki bölgelilikten ve iki devletçiğin eşitliğinden söz ediyor) Ankara'dan hiç de farklı görünmüyor.
Başkan Hristofyas, Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkelerin büyükelçilerine verdiği yemekteki görüşmeden ortaya çıktığı üzere; Mehmet Ali Talat'ın karşı karşıya bulunuyor göründüğü zorlukları anladığını ima etti. Bunun için de 5'lerden Ankara'ya müdahale etmelerini istedi.
23 Mayıs'taki Hristofyas-Talat görüşmesi Kıbrıs sorunundaki yeni istasyon olarak görülüyor. Zorluk ve engellerin aşılıp aşılamayacağı bu görüşmede ortaya çıkacak. Talat halen, doğrudan müzakerelerin haziranda başlayacağını ilan etti. Bu, karma komitelerde sağlanacak ilerlemeyle ve 21 Mart anlaşmasıyla bağlantısı olmayan bir gelişmedir.
Türk tarafı bazı muhataplarına, komitelerin doğrudan görüşmelere paralel olarak işlemeye devam edeceğini; bazılarına da teknokratik düzeydeki prosedürün bir bitiş tarihi (haziran) olduğunu söylüyor. İstenilen elbette 3 aylık sürenin tamamlanmasıyla ne olacağı değildir. BM, 3 ay dolduğunda prosedürün; doğrudan görüşmelerin yapılacağı ikinci aşamaya geçeceği görüşündedir. Arabulucular BM aracılığıyla doğrudan görüşmeleri fikirlerle desteklemeye hazır görünüyor. Edindiğimiz bilgilere göre BM, Anglo- Amerikanların da katkısıyla; müzakerelerde zorluklar saptandığında düşünme malzemesi olsun diye 'tezler' ileri götürüyor.
Yabancı bir diplomat; BM Sekreterliği'ne göre bu düşünce malzemesinin 2004'ten beri hazır olduğunu, yapılacak değişikliklerin de büyük ölçüde müzakerelerin sonucuna bağlı olacağını söyledi. BM; önemli değişiklikler olmasını beklemiyor. Türk tarafı da halen Annan planının ötesinde, 'müşterek ortaklık' aranmasının 2004 'dengelerini' bozmayacağı görüşünü ortaya koyuyor.
Aynı zamanda arabulucular iç siyasi olgulara da yatırım yapıyor, ancak yine aynı hataya düşüyor. Gerek toplumdaki gerek siyasi güçler içerisindeki eğilimleri -yine- doğru değerlendirmiyor ve Lefkoşa'nın uyarılarını 'müzakere taktiği' olarak görüyorlar."
Slovenya formülü, Türk-İngiliz lobisi
Gazete Brüksel'deki muhabirini kaynak göstererek; her zaman "birinci keman" rolünü oynayan Londra'nın menüsüne bakire doğum konusunu da koyduğunu yazdı, şunları kaydetti:
"Edindiğimiz bilgilere göre İngiliz çevreleri bakire doğumu destekliyor ve AB yetkilileriyle 'görüş alış verişi' sırasında; Kıbrıs sorununa bir çözümü kabul etme çabasında Erdoğan hükümetinin işini kolaylaştırmak için (bakire doğuma) olumlu bakılmasını istediler.
Dahası, aynı İngiliz çevrelerinin, Kıbrıs sorununun çözüm çerçevesinin, ülkedeki atmosferi daha da dinamitlemek için derin devlete bir araç olmaması, Türk liderin işini kolaylaştırması gerektiğine işaret ederek Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'nin iç meselelerinde karşılaştığı zorlukları gerekçe olarak kullandıkları yönünde de bilgiler var."
Bakire doğumla ilgili olarak bir Türk-İngiliz lobisi oluştuğunu ve İngiltere'nin, AB'nin kapalı kapılar arkasında geliştirdiği Slovenya Formülü'nü (dönem başkanlığını yürüten Slovenya tarafından sunulan) süratle Türkiye'ye yetiştirdiğini savunan gazete, bu formülün, Türkiye'nin üyelik müzakerelerindeki "Temel Haklar" başlığının açılması için şart olarak getirilen bir kriter (benchmark) çerçevesinde ilk kez; KKTC'de sonuç getirici kontrol uyguladığı için Türkiye'ye sorumluluk yüklediğini yazdı. Kıbrıs sorununa Slovenya formülünün Ankara'yı sinirlendirdiği belirtilen haberde, Londra ve Ankara'nın, Kıbrıs sorunundaki gelişmeleri olumsuz etkileyebileceği gerekçesiyle Slovenya formülünü "devirmeye çalıştıkları" savunuldu.
Gazete Ankara ve Londra'nın; KKTC'de hüküm süren durumdan dolayı Türkiye'ye sorumluluk yüklenmesi halinde (Slovenya formülü) bunun, Kıbrıs sorununun çözümü için yaratılmaya çalışılan olumlu havayı olumsuz etkileyeceğini ilettiklerini ve bu formül üzerinde özlü değişiklikler yapılması amacıyla kendilerine müttefik aramakta olduklarını yazdı, özetle şöyle devam etti:
"Lefkoşa ise yetkili bakan Markos Kiprianu'nun direktifiyle bütün istikametlere, üzerinde uzlaşılanlardan ve dönem başkanı Slovenya tarafından masaya konulan ve o zaman Komisyon'un da desteklediği formülden bir adım dahi gerilemek niyetinde olmadığını iletti.
Dönem başkanı Slovenya'nın ihtilaf konusu olan formülünde, Temel Haklar başlığının müzakereye açılması için bazı şartlar koşuyor. Bunlar arasında; Türkiye'nin uluslar arası yükümlülüklerini yerine getirmesi ve özellikle AİHM kararlarına göre sonuç getirici şekilde denetim uygulamakta olduğu yerlerde insan haklarının korunması için alacağı tedbirler hakkında bilgi vermesi talebi de var. Bu ifadenin; Türkiye'nin Kıbrıs'ın işgal bölgelerindeki sorumluluğuna ilişkin Titina Loizidu davasındaki (AİHM) karara atıfta bulunulduğu anlaşılıyor ki bu da Türk-İngiliz tepkisini çekti." |