Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
"Genç kız sebep oldu 6 erkek darp etti"
Umut ve inançla başlıyorlar
Sahte doktora 5 ay hapislik
Kırmızı çizgiler ortaya kondu
"Hastalara yeterli ilgi gösterilmiyor"
Cumhurbaşkanı Talat bugün, Soyer ve Ertuğruloğlu yarın KIBRIS TV'de
Görüşme bir başlangıç, geliştirmek hepimizin görevi
Tuğçe'den havalandıran pozlar
Kıbrıs'ta barış var, ihtiyacımız çözümdür
KIBRIS TV, görüşmeleri canlı verdi
MTG ve Çetinkaya tam gaz
Sveta Eremen'in yükselişi
Dagi markası Girne'de
Bağcıl'dan Paluze Gecesi
Kaymaklı'da Ankara havası
4 yıl aradan sonra kapsamlı müzakereler yeniden

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Şiirin Asi ve Aksi Aşkiyası: SEZAİ SARIOĞLU

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   22 Haziran 2007, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Bin dereden bir kendimi getirdim... (Can YÜCEL)

Geçtiğimiz haftalarda DAÜ Bahar Şenlikleri çerçevesinde şair Sezai Sarıoğlu'yla akıntıya yürek çekenlerin buluşması yaşandı. İçinden/düşünden bir şey tut dendiğinde en çok aşk tutan, bir yenilgiden ve bir yanılgıdan dönerken o cümleyi kurmaya geç kalanların gecesiydi. Bu geceyi hece hece içimize yazdıran "tek başına bile sokakta yürürken çok kalabalık olan" Sezai Sarıoğlu'ydu. Tabuların ve tapuların itirazcısı, ezber bozanıydı. Hiç bir yerden gelip, hiç bir yere gidenlerin buluştuğu, bizim mahallenin çocuklarından farklı bir çocuktu. Ölen ve öldürülen bir kuşağın azlarından bir tanesiydi. Kaliteli az olmanın çoğalttığı bir şiir itirazcısı, aşkın öz be öz sesiydi. Can Yücel'in dediği gibi "Aleyhistanda yeni bir lehçe"nin peşinden gidenlerdendi. O sadece şiiri değil, içimizi, düşümüzü de okuyanlardandı. O gece, herkes kendi aşkına, kendi aklına sığındığında, şiirin şairin nesi, şairin kimin nesi olduğu binlerce kez yeniden soruldu. Gecelerden bir gece, hecelerden iç çekişmesiydi. Eski bir denizde yeni bir ada özleyen adalıların kısık sesiydi. Herkes kendi şiirini cebine koyup, gidemediği dünyaların, varılmayan ütopyaların peşinden sürüklendi o şiir okurken. Korkularla yüzleştirirken, Turgut Uyar'ın "o kadar ki saçları uzamıyor korkudan" dizesinde başını öne eğip, yaşam karşısında başını dik tutanların tezat sesini dillendirdi. Hepimizin özeti, kendimizden/kentimizden "ödleriyle öten kuşlardan" selam getiren bir su sesiydi. Dört yanı suyla kaplı olan susuzlara su sesini öğretenlerdendi.

O gece Can Yüce'lin sözüyle "dili ve dibi bilmek gerekliliği"nden uzak bir ülkede yaşayanlar tek bir noktada buluştular. "Düşmez kalkmaz düşlerimiz" yakamıza, boğazımıza yağ(p)ıştı. Düşlerimiz düşerken şangur şungur mantıklı cümlelerle, bir tek içinden aşk tutanların ayağa kalkabileceği bir düzende olduğumuzu anladık. O gece "barış deyince boğazına güvercin tıkanan" bir toplumun çocuklarının yapacağı şeyi yaptık. Cevapsız sorular bıraktık gökyüzüne, cevapsız bir geleceğin şiirleşemeyen gerçekleriyle. "Sorular benim insanlarımdır" diyen Edip Cansever'in insanlarından çok uzaktaydık...

Sezai Sarıoğlu geçti; düşle, gerçek, yaşamla, ölüm, hapisle, özgürlük, aşkla, ayrılık harmanlanan bir akşamda... En çok aşkı, en çok suyu savunan azların kalabalığı geçti Mağusa'dan. Beynimize, yüreğimize vura-vura uzaklığımızı, dilimizi dibimizi, hiç bir yerden gelip hiç bir yere gitmeyişimizi anlattı... O, bizim mahallenin asi ve aksi aşkiyasıydı...

*************

Birine tokat attığınız zaman karşılık vermeyenden korkun. Çünkü "O" ne sizi affeder, ne de sizin kendinizi affetmenize izin verir.

************

Zamana Asılı Mektuplar

Saba makamında sabahtı... Henüz insanlar, en çok da aşıklar, içlerindeki nefesi o görünmez ney'e üflememişlerdi.... Herkes, sokaklar, insanlar, yer-gök gözaltında ve sözaltında'ydı... "Okuma parçası bir kentin üstünde kara güvercinler uçuşuyor"du... Gece boyunca yanlış öpüşmüş kadınlar ve erkekler dudaklarını düzeltiyorlardı...Devlet işi, alışkanlık ve akışkanlık işi sözcükler doldurmuştu etrafı... "Bir yanlışlık da çakılabilir kütüklere, küçük ve yanar." (Ece Ayhan) Yanlış yaşayan ve yanlış yaşlanan insanlar, gece tecrübelerini konuşuyorlardı... Akşamın yanlışlarını doğru kılmak... Tenin ve tinin poetikası ve politikası buydu... Tarihin yanlışlarını doğru kılmak... Özgür Acılar Cumhuriyeti'nin tüm telaşı buydu... Bir karartı makamında, eski(miş) ve cünup bir su makamında sabahtı...Akşamüstlerini seven Şeyh Galip'in küstürdüğü minyatürlerde iyi çizilmeyen sabahtı... "Çocuklar olmasa karartma var sanırsınız" denilen bir sabahtı...Sabahtı... Muhayyilemizde hep gecenin tersi olarak düşünülen sabahtı..

Sezai Sarıoğlu

*****************

Ben gidiyorum.

Korkmayın

dünya döner

Aşk ölmedi be!

O ölse çocuklar var!

Onur Behramoğlu

*************

Uyan Hadi

Fotoğrafına bakıyorum;

Çıplak gölgen

Çırpınan bir kelebek, yerde

Seninle uyandığım ilk sabah

Yağmur başlamıştı konuşmaya

Tenini koklamıştım

Uyku çiçeğim

Saçlarını tararken sen

Düşünürdüm uçamayan serçeleri

Nerde şimdi

O her şeyi unutturan

Küçük aynan?

Kadir Aydemir

Rüzgarla Saklı (Yitik Ülke Yayınları)

***************

Sen Gidince

sen gidince

türküler tükenir birden

bir yıldız kayar uzaklarda

yalnız uğultular konuşur artık

düşünceler susar da

Tekin Gönenç

(Aşk Konuşur Bütün Dilleri - Varlık Yayınları)

****************

*****************

Yaşamak

Yaşamak engin denizlerin dalgalarında

Gökkuşağının pembesinde

Yağmurun damlasında,

Rüzgarın sesinde,

Çölün ateşinde,

Belki bir ağacın karınca yuvasında,

Kuşun kanadında,

Yaşamak bir çocuğun gülüşünde

Gencin kanında

Belki bir ninenin titrek ellerinde

Sızlayan yüreklerin derinliklerinde

Yaşamak herkesle,

Her şeyle

Her yerde

Özgürce...

Fatoş Öztüren

2007

***********

Başucu Kitaplarından

O halde, gerçeği gerçeklikten ayıran bariyer, bir 'delilik' alameti olmak şöyle dursun, asgari bir 'normalliğin' önkoşuludur: 'Delilik' (psikoz), bu bariyer yıkıldığında, (otistik çöküşlerde olduğu gibi) gerçek, gerçekliğe taştığında ya da bizatihi ('ötekinin ötekisi', mesela paranoyağa zulüm eden kişi biçimine bürünerek) gerçekliğe dahil olduğunda ortaya çıkar.

Slavoj Zizek

(Yamuk Bakmak - Çeviren: Tuncay Birkan, Metis Yayınevi)

*************

   1848 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
29 Ağustos 2008, Cuma   YİNE BU YIL ADA SENSİZ
22 Ağustos 2008, Cuma   Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu Yeniboğaziçi Festivali'nde esti
15 Ağustos 2008, Cuma   Elinde Camdan Ebem Kuşakları Dilinde Kristal Kelimeler
08 Ağustos 2008, Cuma   YANGIN
01 Ağustos 2008, Cuma   ÇOCUKLAR ÖLDÜRÜLMESİN
28 Temmuz 2008, Pazartesi   ‘O’ DAR KORİDORDA
18 Temmuz 2008, Cuma   Döşünden Yaralı Dağlar
13 Temmuz 2008, Pazar   GECENİN “ÖTEKİ” ŞİİRİ
04 Temmuz 2008, Cuma   KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ
27 Haziran 2008, Cuma   Bırak Saçlarını İstanbul Rüzgarına



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2028 1.2112
1 STERLİN 2.1303 2.1461
1 EURO 1.7340 1.7462



YAZARLAR : .

Necdet Ergün

Belça'da "KTÖS-DEV İŞ" tartışm...

Mustafa BESİM

KKTC ÜNİVERSİTELERİ İMAJI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital