|
Düşüp tepetaklak olabilecek kadar vurucu satırlar okumayalı kaç şiirlik, kaç yazılık, kaç çocukluk ve yaşlılık geçti başımdan bilmiyorum. Sözlerden, yazılanlardan, gerçek bir şiirden ve yazıdan insanın başının yarıldığını, midesine kramplar girdiğini, zaman - mekan değiştirdiğini, yaşattığını, öldürdüğünü bilenlerdenim. Son zamanlarda seçmeden, gelişigüzel okuduğum ve rastladığım pek çok şiir ve yazının daha çok amuda kalktığını gördükçe bu saklı olduğum inin daha da içerisine yürüdüğümü hissetmekteyim. Sözcüklerin gerisindeyim, şiirlere gebeyim, yaşamla kavgalı bir beklemedeyim. Yoz ve popüler kültürün temsilcisi olan ne çok kitap, ne çok köşe, ne çok bucak var elimde; okuduğum gazetelerde, dergilerde, seyrettiğim filmlerde, dinlediğim müziklerde, ne çok. Ve bu girdaba direndikçe hayatın merkezinde kendi sesime/sessizliğime gömülmekteyim.

İçimin yaralarını yine şiirin açacağı yaralarla sarmak istiyorum. Adanın o müptela yalnızlığını, unutulmuşluğunu, bozulmuşluğunu anlatacak, o sinir bozucu ruh durumunu çağıracak kadar bir yalnızlık sürmekteyim şu sıralar. Okuduklarım yaşamdan kopuk, yazdıklarım kör bir kuyuda kayboluyor. Konuştuklarım hep yabancı bir lisan. Kendime erimekte, kendime yenilmekte, kendime dirilmekteyim. Güldüklerim şangur şungur bir ağlamayı gizliyor. Ne yana dönsem sulu muhallebi kıvamında yazı ve insan duruşları. Ne tarafa baksam toz-duman bir gençliğin bozuk aksamları.
Şiirin içinde fikir, elmanın içindeki gıda kadar saklı olmalıdır" diyen Vallery ne kadar uzağıma düşüyor şimdi. Bunu düşünerek mi, duyumsayarak mı söylüyor bilmiyorum ama düşünmeden ve düşündürmeden yazılan/yapılan şiir katliamlarına “okuyan” olarak katlanamıyorum artık. El açar gibi kalem açanların yalan gözyaşları arasında Edip Cansever “Bakıyoruz da, şiir ilkin düşünmekle başlıyor. Hatta şiir denen olayı, ancak bazı düşünce yöntemlerinin yardımıyla ortaya çıkarabiliyoruz. Üstelik bilimin, felsefenin sanatla bunca kaynaştığı günümüzde, düşünceyi eski bir şiir alışkanlığıyla örtmek elimizden gelmiyor. Yani "düşüncenin şiiri" önce bir zorunluluğun şiiri oluyor.” diyor şiir üzerine bir yazısında. İçinde düşünce olmayan vıcık vıcık şiirlerin ihanetinin gölgesinde okuyorum bunları. Herhangi bir çaba, herhangi bir şair, bir kitap etkisi olmadan, üretmeden tüketen insanların memleketinde, düşünce ölülerinin ülkesindeyim... Onu okurken varlığından henüz haberdar olduğum bir şairin haberi çarpıyor gözüme. “1968 yılında doğan genç şairlerimizden Doğan Ergül’ü kaybettik” diyor haberde. Tam da içinde bulunduğum yaşamakla-ölmek, varolmakla- yokolmak arasındaki kesiti anlatıyor sanki. Varlığını öğrenirken, şiiriyle tanışırken ölüm haberini okuyorum. İçime Eylül konuyor, okuduğum tüm şairler, düşünürler uzaklaşıyor. Edip Cansever “belirsizlikler”ine karışıyor, Vallery düşüncelerine. Saçma sapan biriktirdiğim onca şiir ve yazı müsveddesi kayboluyor. Ölümle yaşam arasında el sallayan Doğan Ergül alıyor sözü usulca. İçimde şiirsiz bir sonbahar geziniyor:
***************
Kuçu kuçu pisi pisi POPARTŞ/A/İİR
gel kuçu kuçu şair ne verecek organizatörün sana
senin için bu şeker dağ bağ bu otel şehir
şekerim şaaaiiir
yıkanmış ütülenmiş misler gibi poparttemis
senin için /i/simlenmiş süslenmiş
köşesine bucağına ne sürprizler saklanmış
ş/a/iir altın toprak dökülü mermer beton sökülü
kazılı hem gömülü serim serim serili şa/i/ir
gel editörün ne verecek sana
senin için sular seller bu karadan denizden
bu esen esemeyen şol rüzgarlar sol yeller
ortalığa sa/ı/çılmış bu atılı dikili
yarım bütün kiralı satılı s/t/ayfalar hem sütunlar
şair gel bak ne güzel yollar
ışıl ışıl ışıklı gladyatör meydanı
kine kan dile diş düşe şiş er meydanı
yarısı değil hem hepsi şaiir gel pisi pisi
ister tak takma ister remiz rumuz müste/ş/ar
bak bok/s/ götürüyor bizi uydu da uymuş hani
bükeriz boynumuzu şaiiir bak /k/umar ağzına layık
hopla zıpla sek/s/ haydi bir iki şiir çığır şaiirr
köpüklü buzlu soğuk hazır paket eğlence
alçaktan sürünmece
yap yakıştır şairr zam gelmeden gez biraz
ana/t/sanrıçanın memelerine yapıştır da ağzını
sen de asıl sağ /em biraz …
Ayşen Dağlı, Ağustos 2007
************************
Zamana Asılı Mektuplar
Hepimiz birşeylerden kaçıp bir uçurumun kenarına düşmüş ya da kenarında olmayı hayal etmişizdir. Kimimiz kucağına düştük, kimimiz ise içinde bulunduğumuz çıkmazın farkına varıp uçurumun kucağı yerine hayatın kucağına düşmenin en doğru karar olduğunu fark ettik. Bir rüzgar, hayatın çıkmaz sokaklarında sizi uçurumun kenarına sürüklese de bir el oradan alıp hayatın çelişkilerle dolu o sımsıcak kucağına bırakabilir. Hem de defalarca..... Ama herkes bu kadar şanslı olmayabilir. Unutmayın esas kurtarıcınız hayatın anahtarını size uzatacak olan içinizdeki o eldir.
Fatoş Öztüren
*********************
Başucu Kitaplarından

İki kere intihar fikri. İkincisinde, hala denize bakarken, şakaklarında ürkütücü bir yanık hissi. İnsanın kendini nasıl öldürdüğünü şimdi anlıyorum. Yine sohbet, laf çok ama söylenen az. Karanlıkta yukarı güverteye tırmanıyor, çalışmamla ilgili bazı kararlar verdikten sonra günü deniz, ay ve yıldızların karşısında bitiriyorum. Su yüzeyi hafiften ışıltılı ama derindeki karanlığı hissediyorsunuz. İşte deniz bu ve ben denizi bunun için seviyorum! Yaşama çağrı, ölüme davetiye.
AMERİKA GÜNLÜKLERİ (Albert Camus)
Çeviren: Osman Akınhay, Öteki Yayınevi
**************
AĞZIMDA ZALİM BİR AY yapraklar usul iniyor havuzlar sarı son yaz bozkırda bir yol eylül!.. o beklenmiş oğul
ey nar! gidenler için mi renk … aklımdan önce dağıl
beni bir serçe buldu, o kadar kalbim… güneyde kayıp bir otoban; gidiyorum leylekler kadar ömrüm beyaz gelincikler için dağlarım, uykusu tuz kardan oyuncaklarım
ey nar dağıl !.. sana güz sana güz gerek
bir ağaçtan düştüm sarı hafif bir eylül yaşım şimdi o bahçeler kadar çıplak avazım !..
**********
TANSİYON

Damardan istedim
Enjekte ettim soluğuma
Hayalimdeki en uçuk resmini
Tansiyon sandım
Sendin
D
Ü
Ş
E
N
Bedia Balses
***********
EFLATUN PİJAMALARIM OLSA
iki bilet gezdiriyorum arka cebimde biri hayat için;
bavullar çantalar karışmış karşılaşmış diyorlar
bense bir bilet daha arıyorum
kim bilir kimin için
kanım damlıyor içine
sevdiğim kentlere gidemiyorum
bütün trenler hızlı, raydan çıkıp
sessizliğime giriyorlar
***
sahi parmaklarım kesilse n’apardım
dize kadar kara batmış akşam, dize gibi.
asyalı olmanın heyecanıyla yeni korkular ediniyorum
savaş ve seviş diye…
sigarayı bırakmalıymışım, baksana
sinirlerine sınırlar çizemiyorum, limon zeytin kın…
hepi topu bursa balık bej bengi brokoli…
treni kaçırıyorum garda geceyi terk ediyorum
biletlerden hiçbirini harflerden hepsini
hayattan B’yi seçiyorum
Olcay Özmen
*****
BİLGİ SAHİBİ OLMAYAN FİKİR SAHİBİ OLAMAZ
Uğur MUMCU
*****
|