Gamzelerinde gizlediğin
O binlerce yıldızı
Döküp de şimdi üstüme
Söyle nereye
Artık herkes
Tutsun da elinden kendi şiirinin
Tersinden mi girsin
Ölü kelebekler sokağına
Sen bende daha bitmedin ki
Gönlü güvercinli kadın...(*)
Tekin Gönenç'le tanışıklığım, Sevgililer gününde sayfam için özel şiirler ararken, can dostlarımdan birinin gönderiği "Gönlü Güvercinli Kadın" kitabından şiir seçkilerini okumamla başladı. Şiirinin sayfamda yayımlanmasının ardından büyük bir incelikle ses verdi, yorum kattı, can kattı sayfama. Gönlünde güvercin saklayan, usta, itinalı, derin şiirlerinin o gün bu gündür müpelası oldum. Kafasını çevirip, etrafını gören, "diğerleri" ile de ilgilenen, büyütmeye açık kapısından içeri girdim. Cesaret veren cümleleri, dostluğu yakınlığı, içtenliği ile sımsıcak bir köprü kuruldu aramızda... "İnsanın insana bölünmesidir yalnızlık" diyen sesi, ne zaman şiirden yana sussam başvurduğum ilk adresim oldu. 'Keşke ben yazsaydım' dediğim satırlarını ezberimde tutarak "ölü kelebekler sokağına" saptım. Ve onun yazdığı şiirlerle "aşkı konuştum bütün dillerde". "Uçurtmamı rüzgarlara savurarak" kâh İstanbul'dan, kâh Bodrum'dan aldım selamını. Üşüdüğümde, yalnızlık kapımı tıklattığında "annemsiz kalmak korkuları gelir çocukluğumun" diyerek paylaştı hüznümü. Hüznümü kalemine bandım. Kitabının çıkma dönemini, hazırlığını, sancılarını hissettim ve büyük bir heyecanla bekledim. Diğer kitapları ile birlikte Varlık Yayınları'ndan çıkan son kitabı "Babamın Bıyıkları Yoktu"yu sımsıcak imzasıya ulaştırınca, bir su sesi geldi sandım kapıma. Aktım, çağladım... İçime çeke çeke okudum tümünü. Her bir satırında farklı bir soru, farklı bir dünya buldum..
"Ben daha gözlerinin yarısındayım" dedi, yarıladığım bir ömrün ortasında sorularıyla beni içine çekti. "Bir şamar gibi saçlarında sokaklar" diyen acısıyla, sokaklarımın engebeli yalnızlığında sesimi kendime çevirdi. "içinde darağacı büyüten satırları"yla arkadaş oldum. "Aşk konuşur bütün dilleri" diyerek sevginin o susmayan sesini, densizliğini, sessizliğini, dinsizliğini ve dilsizliğini konuştum. Konuşa konuşa geçtim "belleğin cılız kollarından".. Bir "sarkaç" olan aklımla, döndüm, sallandım, savruldum... Tekin Gönenç'in şiirleri benim minvalimdeki en önemli ve en özel yere sahiptirler. O, anlam olarak, şair olarak ve insan olarak yaşamıma katmış olduğu güzellikler ile, şiirlerini, öykülerini ve kendisini tanımaktan onur duyduğum 'Gönlü güvercinli şair'...
(*) Tekin Gönenç, "Gönlü Güvercinli Kadın" şiirinden...
Dünya güzeldir, ama bir şairin gözüyle daha da güzel olur. (Goethe)
Tekin Gönenç'ten Şiirler:
Ayışığı
Sen gidince
Ne mi kalır geriye
Bir tutam ay ışığı
Uzanıp aldığım
gözpınarlarından
Sarkaç
Ne zaman baksam gözlerine
Savaş sonralarına döner içim
Gölleri çekip uçlarından
Yıldızları seyrederim sularda
Az ötede gemiler olur
Gemilerde sen olursun
Aklım bir sarkaç
Döner durur ortalarda
Ne zaman baksam gözlerine
Annemsiz kalmak korkuları gelir çocukluğumun
Bir Şamar Gibi Saçlarında Sokaklar
Gerdanı bakır yanığı
Dingilinde kırlangıçlar
Masmavi bir gökyüzü
Kıpır kıpır omuzlarında
Bir türlü bitmez dar geçitler
Yol uzun kent uzak
Kimbilir direncin tünellerinde
Daha nice dehlizler kırılacak
Yıldızlar mı kesiyordu yolunu
Yoksa bir yanılsama mıydı
Gökyüzünün güneşe fısıldadığı
Çekip alacak sanki
Yıldızları yangınlardan
Elinde üvendire
Çakmak çakmak gözleri
Bir şamar gibi saçlarında sokaklar
Aşk konuşur bütün dilleri
Silme pus
Ve buzul
Besbelli üşüyorsun
Hiç susmuyor penguenleri
Bakışlarının
Ah bir dökülsen
Çözülecek
Sularımda düğümlerin
Duyarsın
Derinlerde bir yerlerde
İnsanın insana bölünmesidir yalnızlık
İn artık iklimlerime
Aşksa o
Hiç korkma
Nasılsa konuşur bütün dilleri
Başucu Kitaplarından
Şu ışıklar içinde görünüp kaybolan kadınlara bak! Ne derilerindeki beyazlık insan derisi beyazlığı, ne gözlerindeki siyahlık, insan gözü siyahlığı, ne dudaklarındaki kırmızılık insan dudağı kırmızılığıdır. Tabiatın eserleri hiç de bu sahne mahlukatı kadar güzel değil! Kırmızı, sarı, yeşil, siyah boyalar, renksiz etleri, çipil gözleri, soluk dudakları istihaleye uğratarak harap uzviyetlerden birer gençlik ve güzellik mucizesi vücuda getirmiş. Kim diyor ki kadın şimdi, eskisi gibi yüzünü sıkı örtüler altında saklamıyor? Ya boya örtüleri? Bunların altında hakiki çehreyi hiç görmek kabil mi? Boyalar olmasa bilmem ki kadın ne yapardı? - Kadın ne yapardı bilmem... Fakat boyalar olmasa bilmem ki seyr-i sefâin ne yapar, bilmem ki göz nasıl boyanırdı?
Bize Göre - Ahmet Haşim (Timaş Yayınları)
|