Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
5 ayaklı, çift cinsel organlı dana
Rütbeler iki yıl sonra geri alındı
'Karar seçimlik'
Ölümlü trafik kazası sanığı itham edildi
30 milyon TL alacak var
Kime karşı alıyorsunuz?
Hırsızlıkla suçlanan çocuklar 5 gün daha tutuklu
Bıçaklı saldırı olayının zanlıları, 8 gün daha tutuklu

YORUMLANANLAR
Gazze saldırıları DAÜ'yü de gerdi [1]
Kime karşı alıyorsunuz? [2]
Potada mutlu son Levent ve YDK'nın [1]
Şeyho'ya 3 yıl [1]
Arkadaşına tuzak kurdu, hapse gönderildi [2]
Marinero Restaurant'ta Y A N G I N [4]
Kabak çiçekleri başına iş açtı [5]
Türkiye kaynıyor [2]
Emisyon denetiminde 676 araçtan 243'ü sorunlu [1]
Tam bir skandal [9]
Hamitköy'e içilebilir su [1]
Yasayı nasıl deldiler? [1]
Talat, seçim sürecinde tarafsız kalacak [2]
Maaşlar yargıda! [5]
Avcı: ÖRP, kilit parti olacak [2]
İngiltere donuyor [2]
Eroğlu: Erken seçim kararı mecburiyetten alındı [2]
"Hatalar sadece Gönyeli'nin lehine" [1]



Şubat Gülüşlü Kadın

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   15 Kasım 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Sen, her güneş batışında bir şarkı tutuştururdun ocağında

Ne zaman o şarkıya başlasan bir güvercin yolunurdu avlunda..."

 

Ne zaman düşlerimden kafamı kaldırsam karşımda sen vardın. İki göz arasında ortalayamadığın bakışınla karşımdaydın. Ortalama yaşayan ve ortalama düşünen insanlar kümesinin dışındaydın. Ben hep çocuk kalırdım ve sen mecburi büyürdün etrafımda. Benim çocuk kalışımı beslemek, beni büyütmek, yürütmek ve güldürmek için  büyürdün... İki dünya arasında sıkışmış eksik gülümsemeci yol arkadaşlarıydık seninle. Ne zaman dar bir cümleye çarpsam şiire sarılırdım. Şiirle büyütemediğimiz çocukluğumuzu, giden o şi/a/irin ardından döktüğümüz yaşları top(ar)lardın etrafımızdan. Yaşamın en zor oyununu oynayan iki oyuncu zannederdik kendimizi, dünyada süregelen acılara bakmadan. Rollerimiz hiç benzemezdi birbirine. Sen kural koyan, ben kazanan olurdum her zaman. Ben Haziran’da alev alev dökerken kelimeleri eteklerimden, sen Şubat’ta üş(üt)ürdün. Ben dağbaşlarında ateşler yakmayı düşlerken, sen yangınlarını içindeki karlı dağlarınla söndürürdün. Ne çok gönderilmemiş mektubun var heybembe. Ne çok yaşanmamış anın, ne çok emanet satır var içimde, hepsi yarım. ‘Yazık olurdu yarınlara’ çünkü ‘nasıl da gülmüşüm şu resimlerdeki gibi’ diyen o şarkılar bilirdi eski bir anlamla yitip giden yarınlarda gizleneni!... ‘70’li yıllara geri dönelim’ diyen bir hikaye kurardın gün ortasında. Sen geçmişe dalarak konuşurdun, ben ileriye dönük dururdum. Zamana uyumsuz bir daldın sen, kırılgan. Şimdiki zamanla yabancı ve kavgalıydın. Bilirdin doyduğumuz zamanlar benzemezdi hiç harçlık biriktirdiğimiz o ‘zor’ günlerimize. O zor yıllar, rahata! erdiğimiz şu zamanlardan çok daha büyük anlamlar taşırdı içinde. Hep bir ‘nihavend’e, hep bir ‘hüzzam’a bakan gözler taşırdık. Ve bu makamlarda gezerken başkalaşırdık. Sofralarımız ille de ‘akşam olunca hüzünlenen’ şarkılara alkış tutardı. ‘hani o bırakıp giderken seni o üzgün tavrını takmayacaktın’ kokan ayrılık anlarını saklı tutardık masalarda, odalarda... Re-mix şarkılara yer yoktu yaşamlarımızda. Şarkıların ve aşkların ellenmemiş ilk hallerine inanırdık. Oğullar büyütürdün sen gururla ve sancıyla, ve ben oğullar büyütürdüm aşkla, sevdayla.. Oğullarımız az gidip, uz gidip, dere tepe, eğri ve eksik yanlarımızla yol aldığımız en büyük adımlarımızdılar... Oğullarımız, bizi aşkla yoğurup, doğuranımızdılar; geri dönüşü olmayan en güzel yolculuklarımızdılar. Bazen aptala yatmak ister, sonra çizilen bir kaderin becereksiz iki oyuncusu gibi rollerimize geri dönerdik. Her akşamüstü çocukluk anılarımıza sahip çıkardık aslında kendi kendimize sahip çıktığımızı anlatamazdık kimseye. Biz, kayıp çocuklar ülkesine gitmeyi reddeden notası eksik birer şarkıydık. Şarkılarla sığınmamız bundandı. Besteler ve sözlerden başka kimseler bilmezdi ‘beyaz atlının şimdi burdan geçtiğini’ ve bir daha dönmeyeceğini... Ben dağıtmayı severdim sen toparlamayı. Ben kendimi dökmeyi seçerdim, sen saklamayı. Ben kelimelere yüklerdim yaşamımı, sen suskunluklarına. Ben gün ortasında yorulurdum, sen uykunda... Aşka, sevdaya dair gerçek bir öykü anlatırdım sana; ben aşka inanırdım, sen bana... Ben hayatın bir ‘ver-al’ olduğuna tutunarak çıkmıştım yola, sen vermenin erdem olduğuna... Sen her güneş batışında bir şarkı tutuştururdun balkonunda. Ne zaman o şarkıya başlasan bir güvercin yolunurdu avluda... Ne zaman sana dair bir şey yazacak olsam söz susardı. Ne zaman aynaya baksan yarım yaşanmış hayat çatal diliyle ısırırdı bizi duygularımızdan. Bunda ne yılların, ne bizim, ne de ‘biri’nin suçu da yoktu aslında... Şubat gülüşlü kadın! Gel de anla artık; bir sen, bir ben, yetmezdi, yetmedi, yetemeyecekti takvimi geriye doğru sardırmaya. Ve yetmedi işte ne Şubat, ne Haziran ‘gerçek’ denen çarkın dişlerini kırmaya....  bedia.balses@yahoo.com

 

En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir.

 

Buğünkü şiir selamını beni çok etkileyen bir Aktaç Altıok şiiri ile vermek istiyorum:  

 

PALOMA

Su akşama sunar rengini usulca

O, yorgun balıkçılara anlatır acısını

Yosun rengi balık kokulu kıyılarda

Bağların bereketi kadehlere süzülmüş ritmiyle

Kendini yaratır tekrarsızlığında ışığın

Yosun rengi balık kokulu gecelerde.

 

Nilüfer rengi sulardan geçti yollar

Deniz bitti bitecek derken vakitler

Vakitleri süzgecinden geçirir bellek

Gemiler kül zerreciklerine dönüşür

Göğün tortusunu çözerken yıldızlar

Ağaran yüzüyle, lacivert

Yalnızlığa dönüşür gece...

 

Ah Paloma,

Bu kırılgan imge sağnağında

Güvercin tedirginliği gözlerin

Son kanat sesleri düşerken

Çam’ın yorgun gölgesine, yeşil

Bağbozumu telaşında, gitti gidecek

                                 göçer kuşlar

Toprak kendi kokusunu özler

Suyun aksına konar kumrular.

Hayat hem asıldır hem suret.

 

İhmalkar namlulardan arda kalan

Kalabalık bir yalnızlıktı çocukluğun

Pastoral karşı çıkışların izini süren

Uçurtmaları mavi, toprağı yeşil.   

Ağaçlara çizdiği kuşlara isim sorar

                    küçük kız

O mağrur doğulu yüzünü

Gri ışığın tülünde süzer geceye

Balık-şarap tadındadır dil

Söz yılgın, aşk beklemede

Denize çizdiği gemilere isim arar 

                       küçük kız

Sen Paloma, umarsız yalnızlığım

Sınırsız sessizliğimin

En ilkel, en yalın dili

Tut ellerimi...

Aktaç Altıok

   433 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
29 Kasım 2008, Cumartesi   Hocaların Hocası: Ali Atakan
22 Kasım 2008, Cumartesi   Atilla İlhan’ca Sayıklamalar
08 Kasım 2008, Cumartesi   SU(S) ÖLDÜ
01 Kasım 2008, Cumartesi   Bekle Beni
25 Ekim 2008, Cumartesi   Defne Öykü Yarışması
18 Ekim 2008, Cumartesi   Şarkını Söyle…
11 Ekim 2008, Cumartesi   Fotoğraflar
04 Ekim 2008, Cumartesi   Sürüden Ayrılmak
05 Eylül 2008, Cuma   Larnaka'da Şimdi Sonbahar mıdır?
29 Ağustos 2008, Cuma   YİNE BU YIL ADA SENSİZ



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5451 1.5560
1 STERLİN 2.3340 2.3513
1 EURO 2.0988 2.1136



YAZARLAR : .

Necdet Ergün

EMEK PAKETİ ile PİYASAYA BAYDA ATILDI

Mustafa BESİM

KKTC MERKEZ BANKASINDAN OLUMLU ADIM





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital