|
Geçenlerde bir arkadaşla oturup sohbet ediyorduk. Hadi birer de acı kahve içelim dedik oturmuşken. Aslında hiç bir şeye tiryakiliğim yoktur ama, kahveyi geri çeviremem doğrusu... Zevk de alıyorum içerken. Bir de falınıza bakacak birisi varsa yanınızda, o da işin eğlence tarafı...

Dereden tepeden konuşurken konu dönüp dolaşıp Kıbrıs konusuna geldi. Yani biz Kıbrıslılar'ın yıllardır istesek bile dışında kalamadığımız konuya. Ben bu konuda çok hassasım, özellikle bu günlerde. Yalan yanlış söylenenler beni çok üzüyor. Çünkü bu konuda çok haksızlık yapılıyor zamanında canını dişine takarak bu davaya baş koymuş nice insanımıza... Konuları bilen bilmeyen konuşuyor. Büyük bir hırs ve zevkle iftiralar atılıyor bu gün aramızda olmayan o elleri öpülesi insanlarımıza... Oysa onlardan birinin, hiçbir zaman ölümü yakıştıramadığım çok değerli bir mücahidin adını taşıyor oğullarımdan birisi... İftiharla...
* * *
Her zaman söylemişimdir. İdeolojilere, görüşlere, inançlara hep saygılıyım. Aynı saygıyı gördüğüm sürece... Affediciyim de... Zaten insanı insan yapan özelliklerden birisi değil midir ki affetmek, affedebilmek?
* * *
Gazetelerde yalan yanlış, araştırılmadan yazılmış nice yazılar okuyoruz. Nedendir bilinmez, kimlere ne fayda sağlayacak bu yazılanlar bilemem ama, artık ayıp oluyor... Benim ve benim gibilerin çok iyi bildiğimiz, yaşadıklarımız, o olayların yaşandığı yıllarda dünyada bile olmayan kişilerce nasıl yazılabilir yaşanmış gibi? Doğrusu hiç mantığım almaz... Haa bu yazılanlar neye hizmet eder, kimlere fayda sağlar onu da bilemem...
* * *
Bizim nesil 1958'li yıllarda daha ilkokul çağında birer çocuktuk. Toplumlararası sokak çatışmalarını yaşadık.
1960'da dış güçler zorla bize Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kurdurdu. Kıbrıs Cumhuriyeti ancak 1963 yılının 23 Aralığına kadar sürebildi.
1963'lü yıllarda lise sondaydık. Yine toplumlararası çatışmalar çıktı, Kıbrıs Cumhuriyeti Rumlar tarafından bozuldu, anayasa ihlal edildi, Türk toplumu olarak dışlandık. Çarpışmalarda arkadaşlarımızı, hocalarımızı şehit verdik. Ne gençliğimizi yaşayabildik, ne de liseden adam gibi bir törenle mezun olabildik... Diplomalarımız ellerimize alelade birer kağıt gibi sıkıştırıldı.
Arkadaşlarımız gündüz okula gitti, gece mevzilerde -çoğu silahsız- nöbet tuttu... Rumlar'ın mezaliminden kaçanlar aylarca çadırlarda yaşadı... Türkiye imdadımıza yetişti, unumuzu, kuru bakliyatımızı, yağımızı, şekerimizi her eve ulaştırdı.
* * *
Bir adada yaşamamıza rağmen çocukluğumuzda rahatça denize girip çıkamadık. Çoğumuz yüzmeyi bile öğrenemedik... Denize girip güven içinde sahilde güneşlenmek gibi bir lüksümüz olmadı bizim. Ama hep ayakta kaldık, Anavatan'a güvenimizi yitirmedik.
Ve geldik 1974'e... Savaşı biz mi çıkardık? 15 Temmuz ne çabuk unutuldu? 20 Temmuz Harekâtı'na nasıl gelindi? Neden gelindi?
* * *
Sonra ne mi oldu? Özgürlük elbisesi bize bol geldi. Bir türlü yakıştıramadık kendimize... Geçmişimizi unutup sağa sola saldırmaya başladık... Ne istiyoruz bilemedik... Doyumsuz olduk, hazımsız olduk... Birbirimizi düşman gördük, kıskandık... Peki ya geçmişimizi nasıl unutabildik?.. Yaşadıklarımızı, bugünlere gelebilmemizde hiç bir menfaat beklemeden yıllarca uğraşıp didinenleri nasıl acımasızca, nasıl nankörce yargılayabildik? Yalan yanlış iftiralarla aziz hatıralarına nasıl ihanet edebildik?
* * *
Bugün yazlık evinizin balkonunda oturup bahçenizdeki havuzda yıkanan çocuklarınızı seyrederken, yahut iki adım ötedeki denize girerken, cebinizde bir kurşun bulundurmanın cezasının idam olduğu günleri hatırlayıp, -biliyorsanız- yıllar önce bizim yaşadıklarımızı düşünün ve yüreğinizde biraz olsun vicdan varsa bu yalan yanlış yazılanlardan dolayı kendinizi sorgulayın.
* * *
Böylesi vefasızlık bize yakışmaz arkadaşlar... Çünkü biz aynı yolun yolcularıyız.
* * *
Aslında yazıma başka niyetle başlamıştım. Kahve falından sözetmiştim başlangıçta.
Evet; kahvemizi içtik dostumla, diğer arkadaşım da falımıza baktı. Falımda ne çıktı biliyor musunuz? Ve arkadaşım nasıl yorumladı o şekli??? İşte işin ilginç yanı o...
Fincanda kocaman bir Kıbrıs, tam da eşikte... Çözümsüz bir meselen var dedi arkadaşım. Hallolacak gibi değil...
* * *
Geçenlerde çok değerli dostum Mehmet Hasgüler gazetedeki masama "Kıbrıs'ta Enosis ve Taksim Politikalarının Sonu" adını verdiği kitabını bırakmış... Bu vesile ile kendisine teşekkür ederim.
Bu kitabı tüm Kıbrıslılar okumalı diyorum ben. Sabırla, inatla... Dünyanın gözünde biz neyiz? Aslolan biz miyiz? Yoksa Kıbrıs'ın stratejik konumu mu?
Bu konu ancak böylesi bir sabır ve sebatla araştırılıp sunulabilir okuyucuya... Eline sağlık, emeğine sağlık, yüreğine sağlık sevgili dostum...
Yazımın başlığına kitabının adını verdim iznini almadan. Hoş göreceğini umarım.
**************
BENİM BABAM... DR.MERTDOĞAN MERCAN...
YALNIZ
Caddelerde arayadur sen beni,
Bense küskün kişiler yalnızlığında.
Ne tebessümdü mutluluklara,
Kaldırımlara düşmeden önce.
Yapayalnız gölgem kurudu rüzgârlarda,
Uçuk rengi rüyada mutluluğum.
Güneşi özlerken boş sokaklarda,
Mahveden, öldüren yalnızlığım...
1961 istanbul
Dr. Mertdoğan Mercan
Girdiği ortama neşe katan, mesleğindeki başarının yanısıra, sanata, müziğe, şiire olan düşkünlüğü ile bilinirdi Dr. Mertdoğan MERCAN... Yani benim babam... Mesleğimi seçmemin, resme ve şiire olan ilgimin temelini atan en önemli insan... İnsanı sevmeyi, haksızlık yapmamayı, adaleti, saygıyı öğreten sevgili babam... Seninle ne kadar gurur duysam azdır...
Yine gün geldi çattı değil mi babacım... Bizi bu yalan dünyada yapayalnız bırakıp da gittiğin tam 20 koca sene geçmiş... dünya yalanmış, biz o yalanın içerisinde, o haksızlığın içerisinde fazlasıyla saf kalmışız. Zaten o yüzden değilmidir ki o koca yüreğin daha fazla dayanamadı ve bu dünyayı terkedip gittin... bak işte sen de bize haksızlık yaptın... dürüst olmak, hayatındaki herşeyi doğru yapmaya çalışmak bir hataymış... iyiler hep mi kaybedermiş...
Biliyor musun artık mücadelemde hep yanımda olacak bir de oğlun var... gerçi bilyorsundur... sen de oradaydın... bedenin olmasa da o mutlu gecemizde bizi cennetten gururla izlediğin biliyorum... bunu hissediyorum... her an sağ omzumun üzerine bana kuvvet veren en büyük destekçi meleğimsin sen... ve bir iken iki olduğumuzu, ikiyken de üç olduğumuzu da gördüğünü ve bununla gurur duyduğunu da biliyorum... aile kavramının önemini o kısacık sürede bana öğrettin ve bak şimdi senin küçük kızının da bir ailesi var... küçük kızının da küçücük bir kızı oldu..senin minicik bir torunun oldu..bizimle bu güzelliği tatman için neler vermezdim ki...
Üzerinden seneler geçse de , her geçen gün artan bir özlem ve sevgiyle, alacağım son nefesime kadar seni yaşatacağım... sen benim idealimsin, senin çizginde ilerlemekten, seni yaşatmaktan gurur duyuyorum.
sensiz her saniye, sene gibi... anlar geçmek bilmiyor... sensizlik içimde bir kalp sızısı... bunu kimse dindiremiyor...
rahat uyu babacığım... seni hasretle ve gururla anıyoruz...
kızın,
Özge ATAMER
*******************
Neler gördü bu gözler
Neler işitti kulaklarım
Ne sırlar bilir de
Konuşmaz
Hep suskun bu mangal yürek...
S.S.
***********
FARKLILIKLARIN FARKINDA OLMAK
* Seyahat eden sergilerden "Leonardo: Evrensel Deha" sergisi 15 Nisan'da Yakın Doğu Üniversitesi Araba Müzesi'nde...
* Sergiyi Güney Kıbrıs'tan elli binin üzerinde sanatseverin ziyaret etmesi bekleniyor...
Leonardo da Vinci'nin orijinal çizimlerinden üretilmiş makinelerin replikalarını içeren "Leonardo: Evrensel Deha" sergisi 15 Nisan-15 Mayıs tarihleri arasında YDÜ Araba Müzesi'nde açılacak.

Böyle bir serginin KKTC'ye getirilip sanatseverlere sunulması olağanüstü büyüklükte bir olaydır. Yani; Yakın Doğu Üniversitesi Kurucu Rektörü Dr. Suat Günsel'in deyişiyle "adada kıtalı gibi yaşamak"tır.
Sergi Leonardo da Vinci'nin icatlarından oluşuyor. Da Vinci'nin 1478 - 1513 yılları arasında tasarladığı ve çağdaş mühendisler tarafından yeniden yapılan 40 işlevsel ve gerçek ebatlarda replikayi içeriyor.
Serginin bir diğer özelliği ise öğretici olduğu kadar eğlendirici olması. Bundan dolayı bu sergi yetişkinlerin yanı sıra çocukların da ilgisini çekecek.

Sergi 5 bölümden oluşuyor. İlk 4 bölümde "toprak - ateş - hava ve su"ya göre tasarlanmış replikalar var. 5. bölümde ise Da Vinci'nin tasarladığı diğer mekanizmaları içeriyor.
Aradan bunca yüzyıl geçmesine rağmen Da Vinci'nin eserlerinin hala güncelliğini yitirmemiş olması, onun zekasını anlayabilmemiz açısından çok önemlidir.
Da Vinci'nin evrensel dehasını mühendislik harikası olarak kabul edilen orijinal çizimlerinden inşa edilmiş makinelerinin replikalarında Yakın Doğu Üniversitesi Araba Müzesinde 15 Nisan'da açılacak olan sergide görebileceğiz.
|