Buluşmak imkansızdı, bilirdim...
Geceler boyu seyre dalardık ya birbirimizi, güneş doğar, ayırırdı bizi...
Çok geceler yoktun.
Yağan yağmurla ağlardım sevdamıza.
Esen rüzgarlarda kokunu duyardım.
Boşu boşuna beklerdim seni, gelmezdin...
Gölgeme sığınırdın ya çoğu kez, oysa sen ışıktın bana.
Yine de kavuşmak imkansızdı, bilirdim...
Bilirdim de, seninle kısa zamanlarla yetinirdim...
Şimdi duydum ki terkediyormuşsun sen de bu şehri ki, ne çok şey sakladı yıllardır bu şehir bize dair...
Yine de bırakıp beni buralarda, yalnızlığa mahkum edip, gidecekmişsin...
Neden diye sormam, bilesin...
* * *
Döner de gelirsen eğer yıllar sonra buralara, bıraktığın yerde bulamazsan beni, gücenme, kırılma sevdiğim. Bil ki, sevgin hala ilk günkü kadar dipdiri, yüreğimin en özel yerindedir ve asla unutmadım seni...
Ancak; terkedilmek kaderimdir diye sineye çektim.
Arayıp sormam asla bir daha seni...
Git! Benden yana özgürsün...
Kavuşmak imkansız zaten.
Sen aysın, ben dünya...
19 Eylül, 2008.
Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?..
İnsanlar çaresizlik, kızgınlık, büyük üzüntü gibi duygusal patlama anlarında "özlerine" dönüyorlar.
Bir arkadaşım çok kızdığında annesini görüyormuş kendinde: "Siz de taddir edersiniz ki", "Üstüme iyilik sağlık!", "Allah sonumuzu hayır etsin" gibi anne laflarıyla, annesi gibi sesini tizleştirerek kavga ediyormuş!.
New York'taki berbat grip salgınından iki hafta önce.
Şehrin yeni açılmış en havalı gece kulübünün önündeyiz. Ana baba günü. Girmek imkansız. Ama biz tüyoyu önceden almışız: "Michael'ın arkadaşıyız," diyeceğiz.
Michael kim? Barmen mi? Michael Jackson mı? İçeride doğum günü kutlayan biri mi? Kimin umurunda. Mühim olan girmek.
Ama önümüzde bir grup problem çıkarıyor. Daha doğrusu kapıdaki bodygurard onlara problem çıkarıyor ve nedense onları içeri sokmak istemiyor. Yüzlerine bakmadan "özel prti var," diyor ve gitmelerini söylüyor.
Gruptan orta yaşlı bir kadın, hafif aksanlı bir İngilizceyle bağırıyor: "Ben, seni, kulübünü
Ve ülkeni satın alırım! Sen benim kim olduğumu biliyor musun?.." Amerika'yı satın almaya talip kadın dönüyor ve hepimiz tanıyoruz: istanbul'da bırakın bir yere sokulmamayı, hr yerde kapılarda kaşılanacak meşhur soyadlı bir Türk hanım!
Söylene söylene çekip gidiyorlar.
Biz de, her kimse, Michael'ın hatırına, şak diye giriyoruz içeri.
"Sen benim kim olduğumu biliyor musun?" galiba oradan aklımda kalıyor...
Gülse Birsel - "Gayet Ciddiyim"
s.158-59
Havalar
Eylül bitti bitecek
Soğudu soğuyacak havalar
Toprakta yağmur özlemi var...
Sonbahar hüzündür yüreğimde
Ruhumu acılar besler, bir garip olurum bu mevsimde
Gidenler tek tek geçer de gözlerimden
Sevgiler azalmaz çoğalır...
Eylül bitti bitecek
Soğudu soğuyacak da havalar...
Toprakta bir garip telaş var...
s.s.
|