|
KKTC'nin tek enflasyon göstergesi olarak elimizde Devlet Planlama Örgütünün (DPÖ) aylık yayınladığı, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) var. Aslında ülke ekonomilerinde maliyet enflasyonun tam bir göstergesi olan üretim maliyetlerindeki değişimleri gösteren Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) de olsa, analizler ve gelecek ile ilgili tahminler daha iyi yapılabilecekti. Herhalde "biz üretici bir toplum değil tüketici bir toplumuz" dedikleri içindir ki üretici fiyat endeksine gerek duyulmuyor ve tüketici fiyat endeksi bizim için yeterli oluyor.
Şaka bir yana, KKTC ekonomisindeki enflasyon indikatörü TÜFE hiç de iyiyi göstermiyor. Temmuz ayında endeks geçen aya göre %1,6 arttı. Bu artışla yedi ayda (Ocak-Temmuz) %11,5 ulaştık. TÜFE'nin son bir yıllık değişimine bakacak olursak değişim % 17,8. Gidişat kötü. Eski yıllardaki yüksek enflasyonlu dönemlere mi dönüyoruz?
Aslında dünyanın önde gelen ve gelişmekte olan ekonomilerinde de enflasyon baskısı artıyor. Malum, küresel ısınmanın özellikle gıda arzında yarattığı daralma ile yükselen fiyatlar ve bunun yanında petrol fiyatlarındaki artışlar üretim maliyetlerinin artmasına neden olmuştur. Emtia fiyatlarındaki bu artış, merkez bankalarının enflasyonu kontrol etmekte işlerini zorlaştırmıştır. Zaten ABD kaynaklı konut kredilendirme (subprime) krizinin yarattığı likidite sorunları ile uğraşırken, bir de küresel ısınmanın ve petrol fiyatlarındaki artışın getirdiği olumsuzluklar, merkez bankalarının işini epeyce zorlaştırdı.
Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) yılda iki kez yayınladığı "Küresel Finansal İstikrar" raporunda enflasyon ile ilgili beklentilerin gelişmiş ülkeler yanında Türkiye gibi yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde da artacağı yönünde olduğudur. Korkulan, petrol ve gıda fiyatlarındaki bu artışın kalıcı olmasıdır. Gerçi son günlerde petrol fiyatlarında gerileme oldu ve 110 Amerikan Doları seviyesine düştü fakat son bir yılda yaşanan artış düşünüldüğünde bunun piyasalar tarafından pek de tatmin edici olmadığı görülmektedir. Umarız bu düşüş devam eder ve üretim maliyetlerinden başlayarak, tüketici fiyatlarına da olumlu yansır. Gerçi küresel enflasyon baskısını KKTC ile karşılaştırdığımızda, enflasyon AB ve ABD'de %2-3 artarak en fazla %5'leri bulurken, bizde bu oran %15 ile %20'ler arasındadır. Arada neredeyse dört kat fark vardır. Bu da doğal olarak beraberinde birçok olumsuzluklar getirmektedir.
KKTC'deki enflasyonun yıl içerisindeki aylık gelişimine bakıldığında çok ilginçtir ki yıllardır benzer seyirler (trendler) görülmektedir (krizler hariç). Ocak ayında kamu hizmetlerindeki fiyat artışının tüketicilere yansımasıyla yükselişe geçen endeks, şubattan sonra göreceli bir şekilde haziran hatta temmuz ayına kadar düşüşe geçmekte, fiyat artışları azalmaktadır. Bunun temelinde gıda ve özellikle sebze fiyatlarındaki mevsimsel arz artışı vardır. Bu da fiyatların gerilemesine ve enflasyon baskısına engel olmaktadır. Temmuz ve ağustos ayından sonra sebze ve diğer gıda arzındaki azalma ile fiyatlar artmaya başlar. Eylül aylarında eğitim sektöründeki (kırtasiye vb.) fiyat artışları ile devam eden endeksteki artış, ekimden itibaren gerilemeye başlar ve kasıma kadar düşüşe devam eder. Yılın son ayında fazla olmasa da hafif artış eğilimi gösterir.
Ne kötüdür ki bu yıl, şubat ayı hariç bütün aylarda endeks % 1,5'in üzerinde artmış, diğer yıllarda yaşanan mevsimsel olumlu gelişmelerden yararlanılamamıştır. Başta petrol fiyatları ve küresel ısınmanın getirdiği olumsuzluklar, yapısal sorunlarımızdan dolayı bizlere katlanarak yansımıştır. DPÖ'nün yayınlarına göre en yüksek artışlar herkesin tahmin edeceği üzere elektrik, benzin, gıda gibi temel ihtiyaç malları üzerindedir. Her ne kadar da benzine yapılan 10 kuruşluk fiyat indirimi endekse yansımamış olsa da, Bakanlar Kurulu'nun bu aybaşı aldığı %15'lik zam ile ağustos ayı enflasyon rakamının temmuza göre daha yüksek çıkacağı ortada. Bunun yanında eylülde her sene yaşanan artışlarla birlikte sene sonuna kadar %20 değilse bile %18'i aşacağız gibi görünüyor.
Umarız petrol fiyatlarındaki gerileme devam eder ve Hükümet elektriğe uyguladığı tarifede indirime gider. Bunun yanında üretim maliyetlerinin azalması için işletme ve üreticilere tüketim aralıklarını daha geniş bir bant uygulamasına giderek maliyetlerin artmasını engeller. Burada gözden kaçırılmaması gereken diğer bir maliyet artışı ise asgari ücrete getirilmesi düşünülen %10'a yakın artıştır. Bu hiç kuşkusuz işletmelerin maliyetini artırarak fiyat artışına neden olacak. Bütün bunlar bu yılki endeksin % 20'lere yakın olacağını işaret etmektedir.
Tabi ki vatandaş için enflasyon veya endeksler pek bir şey ifade etmez. Önemli olan alım gücüdür. Onun için enflasyondan fazla pahalılık önemlidir. Bakınız, daha iki sene önce, 2006 yılında bu ekonomi %19,2'lik enflasyon yaşadı. Halk bunun pek farkında değildi. Zira o yıl ekonomi % 13,2 büyüdü. Yani ekonomi genişledi, istihdam yaratıldı ve nihayetinde gelirler arttı. Kısacası vatandaşın geliri fiyatların üzerinde arttığı için bunu fazla hissetmedi. Alım gücü erimeyen vatandaş, zamlara fazla şikâyet etmedi. Ama şimdiki durum farklı. Tüketim mallarındaki fiyat artışı vatandaşın gelir artışından fazla. Vatandaşın alım gücü eriyor, vatandaş fakirleşiyor. İşte bunun için bu aşamada yanlıca fiyat artışlarını engellemek değil, üretimin genişlemesini, gelirlerin artmasını sağlayacak politikaları da düşünmemiz gerekir. Aksi takdirde hem durgunluk, hem de fiyat artışlarıyla (stagflasyon) bir yere varamayız.
|