|
Bugün itibarıyla piyasalar küresel ekonomik duraklama ve hatta gerileme ihtimalini artmış görecekler ki bunu ıskonto etmeye başladılar bile. ABD borsaları son 21 yılın en kötü günlerini yaşarken Asya'da borsalar %11'leri aşkın geriledi. Türkiye'de IMKB Ağustos 2005 seviyesine gerilerken döviz de 2006 Ekim seviyesine geldi.
Bu bağlamda mevcut durumu iyi analiz etmek gerekir. Zira artık mesele o bizim küresel piyasalardan izole olduğumuz ve pek etkilenmeyeceğimiz bankacılık ve finans krizinden çıkmış, reel ekonomik sorun haline gelmiştir. Dolayısıyla bu dış kaynaklı sorun bizim ticari ilişki içerisinde olduğumuz başta Türkiye ve AB ülkelerinin gelirlerinin azalması demektir. Bu gelir gerilemesinin de yavaş yavaş bizlere yansımasıdır. Bizim onlara sattığımız mal ve hizmetlere olan talebin azalması, gerilemesi demektir. Zaten 2006 sonundan beridir duraklamaya geçen ekonomimizin bu global krizden dolayı daha da kötüleşmesi demektir.
Dış talebi de fazla etkileme durumumuz olamayacağına göre bizlerin içe yönelik ne gibi dinamikler yaratabiliriz bunlara bakmamız gerekir. Gönül arzu ederdi ki diğer ülkelerde uygulanmakta olan talebi tetiklemeye, kredi akışkanlığını hızlandırmaya yönelik kurtarma paketlerini, genişletici ekonomik politikaları biz de uygulayabilseydik. Ne yazık ki, bırakın Türk Lirası para bölgesinde olmamızdan dolayı para politikalarını devreye koyamamamızı, maliye politikalarını da kullanamaz durumdayız. Bütçede açık çok yüksek. Gelirler tarafı sorunlu olduğundan harcamalar arttırılamaz durumda. Kamu borçlanma kredibilitesini yitirmiş.
Kısacası etkili bir genişletici maliye politika uygulaması mümkün görülmüyor. Bu tabii ki bu kötü bir durum. Keşke Hükümet ekonominin patladığı yıllarda kamu harcamalarını (özellikle personel) bu denli artırmasaydı da bu kötü günlere kaynak ayırıp piyasaya destek verseydi! Bu aşamada ancak fazla mali yükümlülük getirmeyecek önlemler üzerinde durulabilir. Bunlar da reel sektörün ayakta kalmasına yönelik olmalıdır. Politikalar bu ülkede iş yapma iklimini iyileştirmek özel sektörün daha kolay iş yapabilmesi için olmalıdır. Bence bu yaklaşım sağlıklı bir talepte yaratabilecektir.
Bu uygulamaların yaratacağı finansman gereğini de kendi kaynaklarımızdan yaratarak finanse etmeyi hedeflemeliyiz. Bir başka deyişle zoru seçerek temel sorunumuz olan mali bağımlılığımızı artırmayacak ekonomik politikalar geliştirmeliyiz. Kriz var diye dıştan daha fazla kaynak talep etmenin mali bağımlılık sorunumuzun devamına neden olacaktır. Kendi yağımızla kendi etimizi kavurmaya bakmalıyız. KKTC ekonomi tarihi bizlere ancak kriz dönemlerinde temel sorunlarına çözümler ürettiğini göstermektedir. Bankalar krizinde olduğu gibi! Bu anlayışla temel sorunlarımızdan olan bütçe açığı sorununu ancak mali bağımlılığımızı azaltarak halledebileceğimiz görüşündeyim. Müdahaleler kısa süreli, amacına yönelik ve belli takvimlerle yapılmalıdır. Toplamda bunlar bütçenin milli gelir içerisindeki payını artırmayacak nitelikte olmalıdır.
1. Özellikle işletmelere yönelik gerileyen iş hacimleriyle birlikte artacak istihdam maliyetlerini azaltabilmek için çalıştırdıkları işçi sayısına göre (örneğin istihdam edilen her iki işçinin bir tanesinin) sosyal güvenlik yükümlülüklerinin beyana dayalı, bir süre için Devlet tarafından karşılanması. Bunun kesinlikle "af" alarak tanımlanmaması ve tanıtılmaması gerekmektedir. Bu özellikle işçi çıkarma eğiliminde olan işletmeleri desteklemeye yöneliktir. Bu uygulama emek piyasasındaki kayıt sisteminin devamlılığı, iyileştirilmesi ve de issizliğin körüklenmesini engellemede önemli bir araçtır.
2. Yukarıdaki uygulamaya paralel emek piyasasındaki esnekliği sağlamak için uygulanmakta olan tek rakamlı asgari ücret uygulamasına son verilerek, sektörel bazda, sertifikasyona dayalı asgari ücret uygulamasına gidilmelidir. Bu da yine işsizlik ve kayıt dışılığı önleme açısından yaygın kullanılan bir araçtır. Kıbrıs konjonktüründe bu uygulama ile Güneyle rekabet etme gücümüzü de artırabilecektir.
3. İthalata dayalı ekonomimizde, siyasi nedenlerden dolayı oluşan ek navlun maliyetinin (taşımacılık hizmetlerinin) Devlet tarafından sübvanseye edilmesi ticarete tabi malları ucuzlatabileceği gibi Güney ekonomisiyle de rekabet edebilirlik artırılabilecektir.
4. Daralacak taleple birlikte nakit sıkıntısı daha da derinleşecektir. Bu çerçevede işletmelere günlük işlemlerini karşılayabilecek, istihdam ve yarattıkları ekonomik değere dayalı bir formülle işletme kredisi verilerek reel sektörün aktivitelerini devam ettirebilmeleri sağlanabilir. Bu uygulama için özellikle bankaların yerel işletmelere verdikleri krediler bağlamında belli vergi politikalarıyla yönlendirme yapılabilir. Bu uygulama sektörde iyi durumda olanların da sektörden ayrılmalarını engelleyecektir.
5. Gerçek anlamda lüks, çevreye zarar veren ve/veya sağlığa zararlı (sigara gibi) ürünlerde fon ayarlamasına Güneydeki piyasadaki fiyatlar ve kaçakçılık ihtimalleri de dikkate alınarak belli ayarlamalarla kaynak yaratılabilir.
6. Gelir vergisinde değişikliğe gidilerek %20-30 aralıklarına çekilmesi ve bu uygulamanın 2009 yılında itibaren yürürlüğe girmesini sağlamak. Bu çerçevede kamu çalışanları maaş skalalarında da ayarlamaya gidilerek hazinenin vergi kaybına uğramaması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
7. Bu yıldan itibaren bütçeyi kamu kurum ve kuruluşlarının performansına göre hazırlamak ve ilgili birimlerin performansına göre bütçeden kaynak ayrılmalıdır. Bu da özellikle personel maaşlarının performansa göre verilmesinin kurumlaşmasını sağlamaya ön ayak olabilecektir. Kamuya istihdamın iki emekliye bir istihdam formülüyle, yasalarla bağlayıcı kılınacak şekliyle bütçeye dâhil edilmeli ve yasallaştırılmalıdır.
8. Hükümet, AB ile uyum sürecinde daha hızlı hareket ederek uyumlaştırma sürecini hızlandırmalıdır. Bu politika her ne kadar da erken sonuç verecek gibi görünmese de, özellikle kamu kurum ve kuruluşlarıyla ek mali yük yaratmadan bu yönde seferber olması vatandaşın yaşamlarını kolaylaştırma, işletmelerin daha kolay iş yapmalarını sağlayacağından piyasaya önemli bir dinamizm sağlayabilir. Bu orta vadede KKTC'yi AB'ye hazırlamayı ve bir anlaşma durumunda Güney ile kurumsal ve ekonomik olarak kolay entegre olmayı da sağlayacaktır.
Hiç kuşkusuz bu yukarıda sınırlı sayıda sıralamaya çalıştıklarımı bir program çerçevesinde toplumun bütün kesimlerinin de dâhil olacağı bir platformda hazırlanması çok daha etkili ve başarılı olabilir. Tabi ki bu da güçlü bir siyasi irade gerektirir.
|