|
Diyabet, çocuğun yoluna çıktığı zaman; şeker ve çocuk arasında ömür boyu sürecek bir birliktelik başlar. Bu yolculuğun zor tarafı hastalıktan ziyade; çocuğun o noktadan itibaren yaşayacağı kısıtlamalar ve zamanından önce öğrenmek ve uygulamak zorunda kalacağı sıkı denetimlerdir. Beslenme rejimi, günlük insülin enjeksiyonu, spor, egzersiz çalışmaları ve hastalığa yönelik eğitim; yaşamının merkezine oturması gereken ciddi programlardır. Bunlar, çocuğun günlük yaşamında kafasına göre ya da rasgele adımlar atmasını engeller. Yaşamı boyunca sürecek bu kısıtlamaların ödülü ise; mutlu, üretken, kaliteli bir yaşam kurma şansını kazanmaktır.
En etkili tedavi, aile desteği ve eğitimi verildiğinde bile, diyabetik çocukların yaşamlarında bazı zor dönemeçlerden kaçınılamaz. Özellikle ergenlik öncesi ve ergenlik dönemleri onlar için çok zorlu geçebilir. Her ergenin beklenen isyanları, dikkat edilmezse onları travmatik bir noktaya itebilir. Hastalığın gelecek yaşamlarını olumsuz etkileme olasılığı, suçluluk duygusu, başkalarından farklı olmaya yönelik "neden ben" sorusu ve buna getirilen çocuksu veya abartılı mantıklı açıklamalar çocuğun savunma duvarını incelterek endişelerinin artmasına neden olur. Ya başkalarının dikkatini çekecek kadar titiz ve dikkatli bir diyabetik olur ya da böyle bir sorun yaşamıyormuş gibi beslenir, davranır ve eylemde bulunur. Her ergende görülmesi beklenen abur cubur düşkünlüğü ve otoriteye (özellikle aileye ve doktora) isyankârlık; şeker çocuğun tehdit edici bir çıkmaza sürüklenmesine neden olur.
Ana, babanın ve çocukla ilgilenen herkesin bu isyanın altında yatan nedenleri anlaması ve çocuğun bedensel ve ruhsal sağlığına yönelik doğru adımları atması gerekir. Çocuğun "aklını başına toplayıp" hastalığına uygun davranmasını istemek, sağlığını korumak için sorumluluğa davet etmek, göreve çağırmak ve daha pek çok ikna edici davranışı yöneltmek sorunu çözmez. "Ben arkadaşlarımla aynı şeyleri yapıyorum, karışmayın" isyanına, siz "ama sen hastasın, yapamazsın" diye cevap verirseniz, isyanı körüklemiş olusunuz. Bu ne yazık ki, yaralı ve mutsuz çocuğunuza bir çelme daha atmaya benzer. Biraz daha yere düşer. Çocuğun sağlığı için duyulan haklı endişeleri ve onun yaptığı yanlışları ayrı bir yere koyarak; çocuğun hastalığı ile ilgili düşüncelerindeki değişime odaklanmakta fayda vardır. Çocuğunuz büyüdükçe değişir. Ergenlikte, özellikle kendisi ve dünya ile ilgili görüşleri değişir. Bu değişimi anlarsanız, hastalığı ile ilgili endişelerini, hastalığının aile ve arkadaşlarını nasıl etkilediği düşüncelerini ve gelecek korkularını da anlarsınız. Çocuğun abartılı, yanlış, kendini veya başkalarını suçlayıcı düşüncelerini öğrenmiş ve bu yanlışları düzeltmek için bir yol bulmuş olursunuz.
Anne ve babalar, diyabetik çocuklarına yardım etmek için her zaman hazırdırlar. Bu arzu içerisinde, kendi endişe ve üzüntülerini bastırmayı yeğlerler. Yoğun stres altındadırlar ve depresyon yaşama olasılıkları yüksektir. İnsanı yaşama bağlayan her şeyi bir kenara bırakıp; kendilerini çocuklarına adayabilirler. Bununla beraber, aile sağlığı ile diyabetik çocuğun sağlığının paralel gittiği unutulmamalıdır. Aile ve çift ilişkisini korumaya özellikle dikkat ederek; ortaya çıkacak çatışmaların doğru çözümü konusunda aile üyelerine destek verilmelidir.
Bunun için en önemli adım, toplumun bilinçlenmesi ve aile psikososyal sağlığını koruyucu önlemlerin hayata geçirilmesidir.
|