|
Bener Hakkı Hakeri
Son yıllarda Kıbrıs Türk toplumunda sanatsal yozlaşmağa gidildiği görülmektedir. Bunun nedenlerinden birisi kimilerinin kendilerini Kıbrıs Türk toplumunun dışında tanıtmak çabası, isteğinden kaynaklanmaktadır. Böyleleri Türkiye ya da başka bir ülkede tanınır olmakla ürettiklerinin Kıbrıs’ta yayımlananlardan daha çok sanat değeri taşıdığını sanmakta, katıldıkları ya da kendilerini aralarına alanların da aynı yozlaşma içerisinde olduklarını görmezlikten gelmektedirler. Kimileriyse dış ülkelerdeki bir yayınevinde “parasını ödeyerek” yayımlattıkları kitaplarla yurtdışında Kıbrıs Türk sanatını temsil ettiklerini sanmaktadırlar ki bu da yozlaşmadan varlaşan başka bir yanılgıdır. Bunların yanı sıra “telif hakkı ücreti” alacakları yerde bir “katılım ücreti” vererek katıldıkları kimi etkinliklerde var olan ya da var olduğunu sandıkları değerlerinin arttığını ya da değerleri olmadığı halde değer kazandıklarını sananların varlığı bir başka yozlaşmanın, “klikleşme”nin varlığını göstermektedir.
Bir sosyolojik kaos içerisinde olduğumuz da açık seçiktir. Bu kaosun sanatımızın çeşitli dallarında üretenlerin yapıtlarına var ettiği olumsuz etkilerle sanatta açtığı yaralar kolayı kolayına sarılmayacağı gibi kimi sanatçıya vurduğu darbeler de kolayına kapanmayacaktır. Bu sosyolojik kaosa, bu sanatsal yozlaşmağa karşın Kıbrıs Türk yazınında “edebiyat yapmadan” nitelikli ürün verenlerin var olması sevindiricidir. Belki bunlar yurtdışında ya da “zümreleşmiş çevreler”de pek görülmüyorlar, kendi köşelerinde eserlerini yaratıyorlar; bunların sözü kimi konferans, seminerlerde edilmemiş olsa da, sempozyumlarda görülmeseler de, kendi üretimlerinden sorumlu olarak yazmağı sürdürmektedirler. Kıbrıs Türk yazınını, sanatını tanımak isteyenlerin bunları görmesi onların sorumluluğudur. Beş on, bilemediniz yirmi kişinin etrafında dönen bu kültür ve yazın ortamının dışındakilerin de görüleceği, dikkate alınacağı zaman mutlaka gelecektir. Kendi köşelerinde kendi üretiminden sorumlu yazarlar, üretenler bu zümre/ler tarafından görülmese, görülmek istenmese de onların varlıkları yadsınılamazdır. Belirli sayıdaki kişinin etrafında dönen bu kültür/yazın ortamı dışındakiler kimi sanat/kültür çevrelerinde, üniversitelerde pek bilinmeseler de yazınsal değerleri olanlar mutlaka su yüzüne çıkacaktır.
“Sanat yapacağım” diye anlaşılmazlığa, bir sisteme, sanat felsefesine dayanmadan soyuta kaçanlar/sığınanlar; soyut, anlaşılması güç hatta çoğu zaman anlamsızlıklarından ötürü “absurd” “eser(!)” verenler, böylesi sanatı bırakıp yaşadığı toprağa, topluma dönmelidirler. Anlaşılmayan, anlaşılması güç ya da yalnızca belirli ve birey sayısı az zümre/ler tarafından anlaşılan, hatta yalnızca üretenin anladığı “absurd” sanattan vazgeçilmelidir. Bu, Kıbrıs Türk toplumunda sanatın her dalında olduğunca öyküde de böyledir. Bu görüşte olduğumdan öykülerimi çok kez kimi öykü yazarlarımız gibi ağdalı bir dille yazmamağa özen göstermekteyim. Halkın yaşamını, halktan olan bireyin yaşamını, düşüncelerini, yapıpetmelerini vermeyen; düzey tutturacağım diye anlaşılmazlıkla düzeysizliğe giden/sapan öykücülerden olmaktansa halktan her sınıfın anladığı bir öykücü olmağı yeğliyorum. İlerici/solcu/sosyalist/devrimci/toplumcu vb. kavramların arkasına saklanıp anlaşılmaz/soyut eserler vermenin bu kavramlarla bağdaşmadığını anlamak ya da görmek istemeyenlerin yanında olmaktansa halkın anlayacağı, halka bir şeyler veren, toplum bireylerini zaman zaman uyaran, harekete geçiren, içerisinde bulunduğu durumu sorgulamasını sağlayan öyküler yazmak öykü yazarının sorumluluğu olmalıdır. Bu sorumluluğu taşıyarak yaşarken dünlerdeki/bugünlerdeki toplum yapımızı da veren öyküler yazmağa özen gösteriyorum. Dibelik koşullarımız da beni bütün bunlar için zorlamaktadır. Yazında toplumcu olmanın bir gereği ancak ve ancak toplumun çoğunluğunun anlayacağı bir dille, dile saygıyı yitirmeden yazmaktır. Belirli, sayısı az olan kişiler için yazmak, onların takdirini kazanmak uğruna anlaşılmaza/soyuta/güç anlaşılırlığa baş vurmak yapacağım/yapabileceğim bir iş değildir.
Bugüne dek öykülerimi okuyanların bu görüş/ler çerçevesinde okuduğunu düşünüyor; okuyacakların da böylece okumalarını diliyorum.
(ON ÜÇÜNCÜ HEYKEL ve GABBARIN ÖLÜMÜ’nden, 2006)
**********
Edebiyat ve sanat dergisi
ISIRGAN tam bir bilinçaltı ısırganı
Isırgan’ın 6’ncı (Yaz 2008) sayısı çıktı. Sahibi: Bilinçaltı Örgütü. Gerçekte, bu sayıdan önce gördüğüm 4’üncü ve 5’inci sayılarında da ürünlerin çoğunda bilinçaltı önde. Bu türlü yazı/şiirleri her okurun kavraması/anlaması güç. Ben şiir/yazıda kolay anlaşılırlıktan yanayım. Nedir anlaşılırlık derken sıradan yazmak/üretmek anlaşılmamalıdır. Soyut düşünce/üretim yerine somut düşünce/üretimden yana olduğum halde okuduğum kadarıyla Isırgan’daki yazı/şiirleri beğendiğimi söylemeliyim. Bu denli eleştiriyle sanat alanında üreten herhangi birine yol göstermek istediğim anlaşılmamalıdır.
Dergi hem Türkçe hem de İngilizce ürünleri içermektedir.
Jenan Selçuk, “Yaqui Song” ve “Eagle Poem”in asıllarını da vererek Yaqui Şarkısı, Kartal Şiiri adıyla Türkçe’ye çevirdi. Her iki şiirin çevirisi asıllarına bağlı kalınarak çevrildi. Her iki çeviri de çok güzel. Şiirler tam da istediğim gibi asıllarına hiçbir ek ya da yorum yapılmadan çevrilmiştir. Bu iki şiiri İngilizce bilen okur/lar Türkçe çevirilerini asılları kadar sevecektir. Dergide İngilizce olarak yazılan ama Türkçe’ye çevrilmeyen Hara Stephanou’nun The Nihilist’s Calendar yazısı fevkalade. Hara Stephanou, bende, bu yazısıyla ism’leri, sanat tarihini/yazınını gayet iyi bildiği izlenimini bıraktı.
Isırgan asi, başkaldıran, aykırı bir dergi izlenimini verdi bana. Isırgan’ı sevdim. Derginin sürekli okurları arasına girdiğimi/dergiyi izlemeğe devam edeceğimi diyerek okur/lar/a da böyle davranmalarını salık veriyorum.
Bu sayıda yapıtları yayımlananlar şunlardır: Hara Stephanou, Bora Ercan, Sencan Köymen, Levent Cantürk, Halil Karapaşaoğlu, Alev Adil, Leni Photi, Jenan Selçuk, Tanju Keskinel, Gür Genç, Senem Gökel, Oya Akın, Hüseyin Öntaş, Emre İleri, Joy Harjo.
************
Dağlarda sabah
Gece kopan fırtınada durulmuş
gülücüklere dağıtıyor göğün mavisi
dağlar ortasında çiyle yunulmuş
yeşil vadilerin en görkemlisi.
Yüzüyor sis yüzlü ak çelenklerde
yarı bele kadar dağ heybetleri
sanki şu an sallanmakta o yerde
bir masal köşkünün silüetleri.
Fyodor İvanoviç TVUTÇEV Çeviren: Ahmet Emin ATASOY
|