|
"Sorun yoktur" diyorum, sonra da olmayan sorunun çözümünden bahsediyorum. Çelişkili sanki. Aslında değil. "Kıbrıs sorunu" diye ezberlediğimiz kavramla artık muhatap olmamalıyız; bu benim iddiam. Yıllardır teşhisi koyulan bir "Kıbrıs sorunu" olduğu ve bunun çözülmesi gerektiği iddiası, büyük bir çoğunluğun kanısı...
Kıbrıs sorunu yoktur. Neden? Çünkü günümüzde siyasi sorunlar alabildiğine küreselleşmiş bir çok-katmanlı yapbozun parçalarıdır. Var olduğu sanılan Kıbrıs sorunu ise küçük bir Akdeniz adasına özgü kemikleşmiş bir "status quo" değil, dünyevi bir değişkenlik hali karşısında afallanarak oynamak zorunda kaldığımız bir anlam yitirmece-bulmaca oyunudur.
Kelimeler hizmetimizdedir. Günün koşullarını kavrayıp onları dönüştürebilecek bir toplumsal bilinç tahayyül edebilme becerisi, neyin sorun olduğunu veya neyin nasıl çözümlenebileceğini yeniden tanımlama yetisiyle flört etmelidir.
1991 yılında "Körfez Savaşı gerçekleşmemiştir" diyerek okuyucularını sarsan, Clausewitz'in meşhur "savaş, siyasetin başka yollar aracılığıyla devamıdır" formülünü ters yüz eden, ve Körfez Savaşı'nın "siyasetin eksikliğinin başka yollar aracılığıyla devamı" olduğunu iddia eden, Fransız filozof Jean Baudrillard'dan ilham almamız gerekir.
Kıbrıs sorunu diye bir şey yoktur. Çünkü var olduğu sanılan sorunun çözümü olarak sunulan kavram, yani "barış", içeriği itibarıyla sorunludur, kendi başına apayrı bir Kıbrıs sorunudur. Kıbrıs'ta barış istemi, "savaşsız bir hayat" özlemini anlatmamaktadır artık. Evet, artık Kıbrıs'ta toplumsal kimlik adına kanlar dökülmemekte, klasik anlamda bir savaş hali yaşanmamaktadır; sınırların açılmasıyla birlikte Kıbrıs'ta bir ateşkes hali olduğu iddiası da abuklaşmıştır; ve buna rağmen insanlar "barış" istemektedirler.
O halde, "Kıbrıs'ta barış" istemi, anti-militarist bir duruş mudur? Eğer öyleyse, adayı parselleyen düzenli orduların lağvedilmelerini talep edebilecek bir barışseverlik, bir "pacifism", acınacak derecede gerçeklikten uzaklaşmış, sanrısal bir tavırdır. Bu tür bir "pacifism", ölgünleşmeye, eylemsizliğe, edilgenliğe, yani "passivism"e kurban olmaya mahkumdur, çünkü sorunun varlığını reddederek sorunu çözmeye çalışmaktadır. Benim niyetim ise, ezberletilmiş "Kıbrıs sorunu" söylemini reddederek toplumsal sorunların kalıcılığını vurgulamak...
Kıbrıs'ta gerçekleşmesi istenilen barış, Baudrillard'ın tanımında olduğu gibi, siyasetin eksikliğinin başka yollar aracılığıyla devamı olacaktır. Günümüzün etkinlikten uzak, otomatik tepkilere dayalı, kelime sayısı sınırlı toplumsal dağarcığı, kullanıldıkça, meşrulaştırıldıkça, "Kıbrıs'ta barış" anlamsız bir slogan olarak kalacak ve siyasetin gaipliği garanti altına alınacaktır. Sorunlarla, mükemmel bir çözüme ulaşmak gayesiyle değil de, "hayat, hep sorunlu olmuştur, olacaktır; mücadele bitmeyecektir" düşüncesiyle uğraşma sanatı olan siyasetin ölümü, bu şartlar altında bizleri bekleyen tek gelecektir.
Kıbrıs sorunun olası çözümü, siyasetin ölümünü arzulamaktadır. Bu çözüm, yani "Kıbrıs'ta barış", savaşın travmalarıyla sağlıklı bir şekilde yüzleşememiş bir toplumun "sorunsuz bir hayat" özlemine dairdir. Sorunsuz bir hayat ise basit bir şekilde imkansızdır. Hayat, bizatihi sorunludur; bireysel ölümle bile sonlanmayan, nesilden nesile aktarılan bir tükenmez mücadeleden ibarettir. Evet, bu tanım tam bir klişedir. Fakat, doğruluğu tecrübeyle sabittir, siyaseten çok değerlidir.
İlla da bir Kıbrıs sorunu varsa, bu sorun, "sorunsuz bir hayat", "çatışmasız bir siyaset", "çelişkisiz bir kimlik" hedefleriyle yaşamlarını sürdürmeye çalışan Kıbrıslıların içine düştüğü tuzaktan başka bir şey değildir. Tuzak, ne bir Rum-Yunan komplosudur, ne de bir Türk işgalidir. Tuzak, her birimizin yaşam tarzında tezahür etmektedir.
Bu en tehlikeli tuzak, Kıbrıs sorununun varlığını, iki devletli konfederal birlik/iki kesimli federal devlet/iki milletli tek devlet veya herhangi bir diğer yasal formasyonun yokluğuyla bir tutan düşünceden kaynaklanmaktadır. Bireyciliğimizle birbirimizi içine itmeye çalıştığımız, bu yaşamsal öneme sahip siyasi tuzak, Kıbrıs "sorunu" ve "çözümü" tanımlarımızda yatmaktadır.
Esas sorun, çocuksu bir sorunsuzluk özlemidir (ki bu özlem ancak toplumsal dayanışmayı hiçe sayan, bireyci bir rahatlık anlayışıyla giderilebilir). Esaslı çözüm, çözümsüzlükle yaşamayı öğrenebilme olgunluğudur (ki bu olgunluk bireysel mutluluğu toplumsal huzurla bağdaştırma çabasıyla oluşur). Sorunsuzluk özlemini gidermek uğruna, "çözümsüzlük çözümdür" protestosu çekmek yeterli değildir. "Sorunsuzluk sorundur" diyebilmek ise Kuzey insanının en büyük gereksinimi olmalıdır bence. Aksi takdirde, Kıbrıs'ta barış, bireyci kurtuluştan, yani dolgun bir maaşa tehdit oluşturabilecek herkesi ve her şeyi düşman görmekten başka bir içeriğe sahip olamayacaktır. Nihai olarak çözülebilecek bir Kıbrıs sorunu yoktur. Değişken, ucu açık ve sürekli güncellenebilecek çözümlere muhtaç Kıbrıs sorunları vardır.
Bu sorunları hepimiz biliyoruz aslında. Sorunlarla yüzleşebilme cesaretini her zaman bulamıyoruz. Çözümlerimiz ise Murat Belge'nin temennisinden maalesef çok uzakta: "O zaman belki "kendim için"le "başkaları için"in dengesi daha iyi kurulur." Ne zaman? "Kıbrıs sorunu yoktur" diyebilmeyi öğrenip, o bildiğimiz, tanıdığımız, çözümünü melediğimiz Kıbrıs sorunundan başka "Kıbrıs sorunları" olduğunu görebildiğimiz zaman...
Bu yönde ilk adım, bilindik Kıbrıslılardan başka, yani Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlardan başka Kıbrıslılar olduğunu görebilmek olabilir. Anadolulu işçiler, dilimizi konuşamayan eşekler, Köprülü tarlalarını nişanlayan askeri uzaylılar, KKTC vatandaşı İtalyanlar, Doğu Avrupalı fahişeler... Bugüne dek hep kendimiz için, bizler için vardı Kıbrıs... Başkaları için yeni bir Kıbrıs tasavvur etmeye hazır mıyız? Başkaları gayet hazır... Sıra bizde olmalı.
|