|
Hepimiz belli başlı kazaların toplamıyız. Annemiz ve babamız kazara tanışmış, kazara yatağa girecek kadar samimileşmiş ve kazara bizi o tarihte, o saatte, o yerde paketleyip, dokuz ay sonraki doğum günümüzde bizi kendi kendilerine hediye etmişlerdir.
"Bak, bugün, bu ülkede doğdun çocuğum ve kimse sana fikrini sormadı... Ha ha ha..." Hayata mahsus şu kötü espri anlayışı yetmezmiş gibi, uçkur perhizlerini bozmuş olmalarına borçlu olduğumuz varlığımız bir süre kimin nesi olduklarını bilemediğimiz insanlara emanettir.
Şanslıysanız -ki ben öyleydim- karakterli ve akıllı çıkarlar. Şanssızsanız, şanssızlığınızı beceriksiz bir tanrının verdiği abuk vahiylere benzeyen talimatları duyar duymaz anlayacaksınızdır zaten. "Evladım, benim olamadıklarımı ol, benim yapamadıklarımı yap, e mi?" "Daha neler..." diyecek çapınız olabilse, ne âlâ.
Düşünsenize, spermle yumurtanın birleşeceği ana kadar geçen olayların hepsi tesadüfen ve rasgele gerçekleşmiştir. Elbette temel kaza o muhterem iki kişinin tanışmasıdır, ama zincirleme kaza tokalaşmadan koklaşmaya geçen süre içerisinde başlamıştır. Çiftler evlenirler, kazara tanışmalarını kutlarlar... Çocuk yaparlar, o çocuk da her yıl o kazayı kutlar, pastadaki mumları söndürürken ileride başına güzel kazalar gelmesi dileğiyle...
Okula gidip milli marşı söylediğimizde de bir kazaya şükranlarımızı sunarız. Çünkü başka bir milletin değil de bunun içine doğmuş olmamızın hiçbir önceden belirlenmiş sebebi yoktur. Bir kazaya mensubuzdur. "Vatan, Millet, Sakarya" değil, "Sazan, İllet, Kazara": Sen sazan, zaman illet, mekan kazara...
Bir de "kaderin sizleri buralara getirdiğine inanan" bir kavme doğmuşsan vay haline... Kader senin için gerçekten ağlarını örmüş, demektir. Çünkü inandıkları kaderi kendi elleriyle yazıp da şikayet eden, başa gelen her kazayı aptalca kabullenen, sinekle beslenir gibi tatminsizlikle beslenen örümcek beyinlilerin ağına düştün demektir. Geleneklerini sana -kelimenin tam anlamıyla- geçireceklerdir.
Beterin beteri var... Peki ya o kavmin bir de kutsal kitabı varsa? Ya o uhrevi olduğu iddia edilen metinde uçmuş tiplerin cahil insanları korkutup kontrol etmek için uydurduğu masallar varsa, ve o masallarda hep "sorgulamadan itaat eden" eriyorsa muradına ve "sorgulayıp da isyan eden" çıkamıyorsa kerevetine? Bir talihsiz kaza daha işte... Halbuki Aziz Nesin okuyan ve tuvaletinde çizgi roman bulunduran bir zümreye de doğabilirdin... Ama çok geç, sana soran olmadı.
Bir de bakmışsın, küçük ve ortadan ikiye bölünmüş bir adaya doğmuşsun ve o adada "barış" istiyorsun... Stanley Kubrick'in "2001: A Space Odyssey"ini izlemiş olsan, ezelden beri savaşan psikopat bir hayvan türünün, senin memleketinde evrim geçirip ehlileşeceğinden şüphe duyardın, gönüllü psikologluğundan vazgeçerdin... Ama umuyorsun işte... Başına gelen bir başka varoluşsal kaza sağolsun, sürekli umudun var... Halbuki rahatlasana biraz... Gevşe... Bir "eşek seri katiline" bile yataklık edebilen bir sosyal yapıdan neyi bekliyorsun?
Olsa olsa Lokmacı'da lokma yersin, Marksist liderlerinin kapitalizmi onore etmelerini izlersin, ve imzalayacakları metinle "Kıbrızi" kavmin için yeni bir kutsal kitap edinirsin... Kazara haklarının, eşitliğinin, özgürlüklerinin olduğuna inanırsın. Kazara kültürünün değerli olduğunu düşünürsün.
Eşeğin bile katili var, senin hayallerinin niye olmasın? En iyi ihtimalle, eşeğe kıyasla çok da ayrıcalıklı olmadığını farkedersin. Başına gelebilecek kazalar cehennemin dibine uzanan bir liste gibi gözünün önünde belirir. Ve tek çarenle yüzleşirsin.
Kültürlü bir emperyalist köpeği olup, o eşeği silahlandırmalısın, o eşeğe dövüş sanatları öğretmelisin. Cümle âlem çıldırmış, sen de çıldırmalısın. Bu kopuk panayırda ancak absürd bir çizgi film karakteri olabilirsin. Hazır mısın kendini çizmeye, renklenmeye?
|