Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
2'si ağır, 3'ü çocuk 7 yaralı
Hem aldatıldılar, hem hapse gittiler
Doğal pınarı kendi malı gibi kullanıyor
Başkanlık konusunda uzlaşamadılar
Evraklarını yeğenine verdi polise "kaybettim" dedi
Tatbikatlar iptal
Ertuğruloğlu: Herkes mesajı aldı,UBP tek başına iktidara yürüyor
Esnaf tükenme noktasında, acil önlem şart
Öztürk: Ülkede toplanan sütün yüzde 20'sinin fiyatı borsada belirleniyor
Kıbrıs sorununun çözümü, AB'ye katılıma da yardımcı olacaktır

YORUMLANANLAR
Doğal pınarı kendi malı gibi kullanıyor [1]
2'si ağır, 3'ü çocuk 7 yaralı [6]
Tatbikatlar iptal [2]
KTÖS: Bakanlıkla konuyu netleştirene dek yıllık planlar yapılmayacak [2]
"Fanatizm-Ya bizdensin ya öteki" [1]
Avcı: Su sorunu, Anavatan Türkiye'nin desteğiyle çözümlenecek [4]
Bu sezon Kıbrıs TV fırtınası esecek [2]
Güzelyurt kökenli Rumlar, sözde "işgale" karşı yürüyüş düzenledi [5]
Cumhuriyet Meclisi'nin izleyici konumuna sokulması kabul edilemez [1]
Konfederasyon ve iki ayrı bağımsız devlet istemiyoruz [5]



Kılavuzu Kissinger olanın...

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   12 Temmuz 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Geçenlerde sevgili ağabeyim Akay Cemal, "Kissinger'den Denktaş'a tavsiye" başlıklı bir yazı yazdı ve Kissinger adlı karakteri günümüz Kuzey Kıbrıs siyasetine olumlu bir ışık tutabilecek birisiymiş gibi sunmasından ötürü, benim içime bir daralma geldi. Neymiş Kissinger'in 1990'lı yıllarda Denktaş'a tavsiyesi? "Egemenliğini kat'iyyen verme... Verdin mi geri alamazsın!"

Özellikle 34 yıl öncesinin temmuz ayında, bu "tarihi, şer Pinokyo" figürünün, dolaylı ve doğrudan, nelere yol açtığını hatırlamak, geleceğe umutla bakmak isteyebilecek her Kuzey Kıbrıslı'nın unutulmaya yüz tutmuş bir geçmiş adına üstlenmesi gereken asli politik sorumluluğu olmalıdır.

Henry Kissinger'in Kıbrıs tarihindeki rolü nedir? 1973 ve 1977 yılları arasında ABD'nin Dışişleri Bakanı olan bu adamın, 1982 yılında kaleme aldığı anılarında "1974 Kıbrıs olaylarını" tartışmaktan kaçınması ve 1999 yılında yazdığı anılarında ise "Kıbrıs-Türkiye-Yunanistan üçgeniyle" vaktinde yeterince ilgilenememesini ABD'nin o dönemki "iç siyasi krizi" olan Watergate skandalına yoğunlaşmasına bağlaması şüphe uyandırmalıdır.

Çünkü engin bilgisi ve kapasitesiyle övülen Kissinger'in Soğuk Savaş yıllarının önemli "uluslararası kriz" noktalarından Kıbrıs'a dair pek de bilgisi ve müdahale kapasitesi olmadığına inanmak öncelikle Kissinger'e haksızlık etmek olur. O, ilgisiz ve bilgisiz görünüp, hiçbir şey yapmazken bile, bazı tarihsel süreçlerin gelişmesini ilgiyle izliyor, ve bu süreçlerin yol açabileceği felaketler (resmi kaynaklarca belgelendiği üzere) bilgisi dahilinde olmasına rağmen, "hiçbir şey yapmayıp bir şeylerin olmasına izin vererek" dünya ve Kıbrıs siyasetine ilişkin "müdahale yetkinliğini" koruyordu.

Kissinger, 1974 bağlamında konuşurken, Kıbrıs'ta oluşacak bir krizin Türkiye'nin müdahalesine sebep olacağını bildiğini söylemiş birisiydi. Kendisinin "ilgisizlik" iddiası öncelikle sahip olduğu bu kritik "bilgiyle" çelişiyordu. Makarios'u "Kıbrıs'taki gerginliklerin bir çoğunun temel sebebi" olarak görmesi ise Kissinger'in Makarios'u devirmeyi amaçlayan Yunan Albaylar Cuntası'nın "de facto" faşist liderlerinden Ioannides'e verdiği desteğin göstergesiydi - ki o Ioannides 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'ın EOKA-B tarafından işgal edilmesini sponsor edecek kişiydi.

Makarios'un devrileceği ve öldürüleceği bilgisi kendi çevresindeki diplomatlar ve bürokratlar tarafından 15 Temmuz işgali öncesinde sürekli önüne konmasına rağmen, Yunanistan'daki faşist rejimin Kıbrıs'a dair korkunç planına karşı herhangi bir uyarı yapma ya da önlem alma zahmetine girmedi. Basiretsizlikten değil, pişkinlikten... Çünkü Yunan faşist devleti, ABD'nin donanmasına, hava kuvvetlerine ve istihbarat üslerine ev sahipliği yapıyor ve bu "bağımlılık" ilişkileri çerçevesinde her türlü politik suça ve pisliğe göz yumuluyordu.

Makarios'un "Atina beni ortadan kaldırmaya çalışıyor" dediği açık mektubuna; dış siyasi ilişkilerden sorumlu bir komitenin başkanı olan Senatör Fulbright'ın Haziran 1974'te "Yunan işgalinin engellenmesi gerektiği" çağrısına; ve ABD Dışişleri Bakanlığı'nda ve Pentagon'da herkesin okuduğu 7 Haziran 1974 tarihli "National Intelligence Daily"de yayımlanan, Ioannides'in "Makarios'u 24 saat içerisinde kansız bir şekilde EOKA'dan yardım almadan" devirebileceği iddiasına kulaklarını tıkadı Kissinger. Ve 15 Temmuz 1974'te Yunan Cuntası'nın işgalinin gerçekleşmesinin ardından, bir basın toplantısı sırasında, "bu konuya dair bilgi sokaklarda dolaşmıyordu" diyebilecek kadar yalancıydı Kissinger.

Böylece, Kıbrıs'ın "yasal statüsünün bir dış iktidar tarafından darmaduman edilmesi" kapısı tüm dünyanın gözleri önünde açılırken, CIA'den finansal destek aldığı bilinen bir haydut olan Nikos Sampson'un "cumhurbaşkanı" olmasına ses çıkarmamış; dahası, Lefkoşa'daki ABD temsilcisine Sampson'un dışişleri bakanını "dışişleri bakanı" olarak kabul etmesini söyleyerek, ABD'nin bu "kukla rejimi" fiilen tanıyan tek ülke olmasına sebep olmuş bir düzenbazdır Kissinger.

KKTC'nin bağımsızlığını savunurken böylesine kirlenmiş bir adamın sözlerini anımsa(t)mak, hem "politik tutarlılık" bakımından büyük bir gaflet, hem de "tarihsel sorumluluk" bakımından büyük bir ayıptır. "Egemenlik destekçisi" ve "faşizm destekçisi" olma hallerini kişiliğinde birleştiren Kissinger'den başka, daha temiz bir biyografisi ve daha samimi tavsiyeleri olan birileri elbette vardır; dolayısıyla bu kişiliksiz diplomatı zikretmeye hiç mi hiç gerek yoktur. Üstelik, Kuzey Kıbrıs'ın "bağımsızlık kaygısını" paylaşması da hayra alamet değildir. Kissinger'in tavsiyesindeki "bit yeniğini" bilen biliyor zaten.

Gerçekçi olmayan bir egemenlik talebinin bile birçok toplum için kendi içinde onurlu bir politik işlevi olabilir. Fakat, eğer Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti denen başarısız devlet illa bir "egemenlik savunusu" üzerinden kendini meşrulaştırmaya çalışacaksa, bunu Kissinger gibi yalancı ve savaş suçlusu bir adama referans vermeden yapmalıdır. Aksi takdirde, Kuzey Kıbrıs'ın mevcut siyasi yapısı içerisinde egemenlik talep etmenin hiçbir inandırıcı tarihsel zemini kalmaz. Kuzey Kıbrıs'ın kılavuzu ikiyüzlü bir Amerikan diplomatın hissiz ve boş tavsiyesi olursa, gittikçe yok olan tarihsel belleğimizi lağım kokuları sarmaya başlar.

   774 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?
20 Eylül 2008, Cumartesi   Başbakan'a tenis tadında din dersi
13 Eylül 2008, Cumartesi   Araba süren koyunlar
06 Eylül 2008, Cumartesi   Robert Walser'i okumamanın ızdırabı
30 Ağustos 2008, Cumartesi   Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'den Mamas'a
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Bir cinayetin yıldönümü
16 Ağustos 2008, Cumartesi   Sol'un "hasımsızlığı"
09 Ağustos 2008, Cumartesi   Ölüm, sorumluluk, sır



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.3916 1.4014
1 STERLİN 2.3972 2.4150
1 EURO 1.8957 1.9090



YAZARLAR : .

Necdet Ergün

TC ile MALİ PROTOKOL ve PROGRAM REVİZE EDİ...

Mustafa BESİM

KÜRESEL EKONOMİK GERİLEME





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital