Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Futbolda alınan sonuçlar ve günün programı
Mağusa, Ocağı yaktı: 5 - 1
Tatlısu liderliği sevdi: 2-0
Devlerden "tık" yok: 0-0
Baf Ülkü Yurdu: 1- Lefke: 2
İkisi de alkışlandı: 1-1
Hip Hop'a Eylül'le doyduk

YORUMLANANLAR
Dikkat, bazı pastörize inek sütleri bozuk [1]
Söyleşi Rap ve R&B'nin Kıbrıslı sesi… [1]
Türkiye Kıbrıs konusunda geri adım attı [1]
KIB-TEK yolsuzluğu davasında karar pazartesi açıklanıyor [1]
Güney'in de derdi mülteciler ve gece kulüpleri [1]
Dansçılar öğrenciydi [10]
Soyer'e rakip Yorgancıoğlu mu? [1]
Avcılardan ağaç katliamı [9]
Tek suçlu olarak okul idarelerinin gösterilmesi doğru değil [1]
Okan Ersan, Almanları büyüledi [2]
İki çocuğuyla sokağa atıldı [2]
Dünya Çocuk Hakları Günü etkinliklerle kutlandı [1]
Bizim Parti, ÖRP'ye katıldı [1]
Skandalda ikinci perde [36]
Tolga'dan bateri şov [2]
Lefkoşa'da bıçaklı kavga [1]
Sevgilisinin boğazını kesti, 6 yıl hapse gitti [2]
Yüz yüze çarpışıp,kaldırıma çıktılar [1]
13. maaş devam edecek, ikramiyelerden vergi yok [4]
Defalarca takla attı, sürücü hafif yaralandı [3]



Bir doğal güzelliğe daha kıyılıyor

Emin AKKOR

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   13 Ekim 2007, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Dipkarpaz Milli Park alanına nakil hatlarla elektrik götürülmesi, uzman raporları ve sivil toplum örgütlerinin tüm tepkileri ve mahkeme sürecine rağmen devam ederken, hükümet çevre düşmanlığını daha da ileri götürerek yeni bir doğal güzelliği kelime oyunları arasında yok etmek için düğmeye bastı.

Altınova ile Çınarlı köyleri civarında bulunan, Pluşa Manastırı ile İncirli Mağara arasında uzanan İpsaro tepesi üzerinde, alçıtaşı çıkarılması amacıyla 5 işletmeye çalışma izni veren Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı, yanlış ifadeler kullanarak bu konuda yükselecek tepkinin önüne geçmeye çalışıyor.

Ercan-İskele yolunda ilerlerken Akova köyünden Beşparmaklara baktığınızda karşınızda kuru bir tepe görürsünüz. İşte, "doğal güzellik" nitelendirmesini bu kuru taşlık tepe için söylüyoruz. Çünkü, bu tepenin arkası ile dağın arasındaki vadi, ülkemiz kıstaslarında bir cennet parçası.

Ama, bu güzellik göz ardı edilirken, 3-4 bin yetişkin ağaçtan oluşan orman, sebze-meyve bahçeleri, Güney Kıbrıs'ta bile görülemeyecek kadar güzel harup ile zeytin ağaçları ve pınarların, birileri alçıtaşı çıkartacak diye yok olacağı da toplumun bilgisinden uzak tutuluyor.

Hatta, madencilik faaliyetleriyle topografyası değişecek bölgenin su kaynaklarının da olumsuz etkileneceği göz ardı edilerek, tepenin yok edilmesine bu güzelliklerin bulunduğu taraf yerine diğer cephesinden başlanacağı belirtilerek, doğal güzelliklerin korunduğu mesajı verilip halkla alay ediliyor.

KEMA Vakfı Başkanı Orhan Aydeniz'nin gözümüzün içine kadar soktuğu bu çevre felaketi tehlikesiyle ilgili savunmaya geçen Doğal Kaynaklar ve Çevre Bakanı Asım Vehbi, bu bölgenin kazılıp alçıtaşı çıkartılması için izin verilmediğini belirtirken, yakında başlayacak kazıların 2002-2003 yıllarında verilen izinler olduğunu söyleyerek, hem kendi içinde çelişti, hem de sorumluluğu geçmiş hükümete attı.

Geçmişte, doğal güzelliklerin bulunduğu cepheden kazının yapılması için verilen iznin dondurulduğunu, kendilerinin ise iznin yerini değiştirerek, alçıtaşı çıkartılma izninin tepenin kuru olan tarafı, yani Güney kısmı için verildiğini belirtti.

Bakan Vehbi, kelime oyunlarına başvurarak halkı aldatmak için "izin vermedik, çevreyi korumak için iznin yerini değiştirdik" söylemleriyle kendini masumlaştırma rolüne büründü.

Asım Vehbi, madencilik faaliyetlerinin bölgeye etkisinin, izin verilen yerin değiştirilmesiyle ortadan kalkmayacağını biliyor. Çünkü bu konuda kendi uzmanlarının hazırladığı ve dikkate almadığı bir ÇED raporu bulunuyor.

Bölgeden alçı taşı izninin kimlere verildiği, kimlerin bu izini kopartmak için hükümet nezdinde ne tür yöntemler izlediği, bu izni kapanların dağı yutarak kaç köşe döneceğinden çok; beni ilgilendiren, bu faaliyetin başlamasıyla uzaktan görülemeyen güzelliklerin yok olacağı, insan ve hayvan yaşamının ne hallere düşeceğidir.

Bakan Vehbi'den Karpaz konusunda göstermeye cesaret edemediği iradeyi, bu tepenin ve bölgedeki güzelliklerin yok edilmesinin önüne geçmek için koymasını ve bir hukuk devletinin bakanı olduğunu anımsayarak hükümetten gelen baskılara karşı direnip uzmanların raporlarını dikkate alması bekleniyor.

Çakıcı, Akıncı'yı savunma yerine niye sustu?

İsmail Bozkurt'un Mustafa Akıncı'yı hedef alan eleştirileri TKP'nin yakın tarihiyle ilgili tartışma başlattı.

Bozkurt'un açıklamalarını yanıtlarken makam tutkunu olmadığını vurgulayan Akıncı, tarihsel süreçte bunu örneklerle açıklarken, bıraktığı parti başkanlığına BDH oluşumunun lideri olarak neden döndüğünü Özgün Kutalmış'ın bir televizyon programında yaptığı açıklamaya atıfta bulunarak, yanıtlamadı.

Akıncı, TKP genel başkanlığını bırakarak aktif politikadan kopma sürecine girerken, başını Mehmet Çakıcı'nın başını çektiği grup, solda yeni bir oluşum için girişim yaparken, çok sayıda TKP'li ile birlikte BDH'yı kurma çalışmalarına girdi. BDH'yı oluşturan kitlenin lider arayışları Akıncı'da durdu. Aşırı ısrar karşısında Akıncı, zoraki olarak politikaya döndü. Bu sürecin mimarı Çakıcı'nın, en azından kendi bulunduğu süreçte Akıncı'nın makam tutkunu sergilemediğini açıklamasını beklerdim.

Ama Çakıcı, parti başkanlığını devraldığı Akıncı'yı savunma yerine susmayı tercih etti. Neden acaba?

Türk'ten Türk'e

Güney ile Kuzey arasındaki fiyat dengesizliğini gözlemleyen halkımız doğal olarak aynı kalitedeki daha ucuz malı alacaktır. Bu da kitleleri Güney Kıbrıs'tan alışveriş yapmaya itiyor.

Bunu önlemenin en doğal yolu olan "fiyatların dengelenmesi"ni başaramayan hükümet, halkı "Papadopulos yönetimi, Rumların bizden alışveriş yapmasını engellemek için baskı kullanıyor" diyerek, örtülü olarak Türk'ten Türk'e alışveriş kampanyasını başlattı. Başbakan Soyer'in "Halka sesleniş" adı altında yaptığı konuşmanın özünde bu yatmaktadır.

Halbuki, Güney Kıbrıs'a göre daha pahalı olan ürünlerin fiyatını aşağıya çekme yönünde politika üretmeyen hükümet, Güney'e göre daha ucuz olan ürün veya hizmetlere yaptığı zamda halkın tepkisini frenlemek için zam yapılan ürün veya hizmetin Güney Kıbrıs'ta daha pahalı olduğuna vurgu yapıp halkı teselli ediyor.

Tüm bu gerçekler dururken Başbakan Soyer, 1974 öncesinin kampanyası olan ve az sayıdaki seçkin tüccarı zengin eden Türk'ten Türk'e kampanyasını başlatıyor. Başbakan, bunu yapacağına halka fahiş zamla satılan ürünlere müdahale etmeli, ya da fiyatların Güney'e göre neden daha pahalı olduğunun teşhisini yapıp bu yönde politika üretmesi gerekir.

Başbakan Soyer'in Papadopulos'un baskıcılığının ardına saklanarak siyasi duruşuna ters bir pozisyona girmemesi gerekir.

MAKASLADIK

* "Denizde oluşan kirlilik için yapılabilecek bir şey yok, denizin kendi kendini temizlemesini beklemekten başka çaremiz yok" (Asım Vehbi, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı, Ortam, 11 Ekim)

* "Kanalizasyon sularının denize döküldüğü ve mavi rengin artık kahverengiye dönüştüğü bölgede, halen oltayla balık tutan kişiler bulunuyor" (Starkıbrıs, 11 Ekim)

* Girne arıtma tesisi yakınlarında her zaman ağır bir kokunun varlığından dolayı pencerelerimizi açamıyoruz. Tüm uyarılarımıza rağmen yeni arıtma tesisi için ise sürekli ertelemeler yapıldı. (Bölge sakinleri, Kıbrıs, 11 Ekim)

* "Tüm ülkelerde hükümetler doğal zenginlikleri korumak için her türlü önlemi alıp, bunun için yürürlükteki yasaları taviz vermeden uygularken, KKTC'de her Allah'ın günü hükümetin yaptığı bir doğa katliamına tanık oluyoruz" (Orhan Aydeniz, Halkın Sesi, 11 Ekim)

* "Kazanın nedeni araştırılmalı ve ihmal varsa sorumlular tespit edilmelidir. Bizlerin de birçok çağdaş ülkede yaşanan kazalarda olduğu gibi bu kazadan ders çıkartmamız gerekir" (Çevre Mühendisleri Odası, KIBRIS, 12 Ekim)

CEVAP BEKLEYEN SORULAR

* 17 taş ocağı yetmemiş... Şimdi 8 ocak daha sırada... İşlemlerini tamamlıyorlar... Geriye ne kaldıysa, onlar da onu süpürecekler... Köy yerleşim bölgelerinin ve tarım alanlarının hemen yanı başına alçı ocakları kuruyorlar... "Bu memleket bizim" diyenler nerde? (Afrika, 11 Ekim)

* Bugün yaşanan felakete önlem olarak denize girmemeyi, balık avlamamayı tavsiye edecek kadar rahat davranan bu zihniyet, yarın hava kirliliğinin önüne geçmek için 'nefes almamayı' mı önerecek? (TDP, Kıbrıs, 12 Ekim)

* Çocuklarımızı hangi denize götüreceğiz?, Hangi lokantada balık yiyeceğiz?, Yürek parçalayan bu felaketin sorumluları kim?, Onlara hesap soracak ve yargılayacak olanlar kimdir? (Reşat Akar, Halkın Sesi, 12 Ekim)

* Kimileri buna önem vermeyebilir. Fakat, bin ton atık suyun denize dökülmesi nedir biliyor musunuz? (Ünsal Özbilenler, Demokrat Bakış, 12 Ekim)

* Girne'deki arıtma tesisinin çürüdüğünü bir yıl önce söyleyen Halil Sadrazam'ın uyarılarına kulak asmayan Belediye Başkanı Sümer Aygın'ın yaşanan çevre felaketinde "ağır ihmali" yok mu? (Ortam, 12 Ekim)

   1659 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
12 Kasım 2008, Çarşamba   Karşı duruşun sebebi, güvensizlik
22 Ekim 2008, Çarşamba   Kaosun ortasında kalan köyler
15 Ekim 2008, Çarşamba   Av tartışmasının tahammülsüzlüğü
01 Ekim 2008, Çarşamba   Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez
17 Eylül 2008, Çarşamba   İşkence var da?
12 Eylül 2008, Cuma   Potansiyel var, politika oluşturulmalı
11 Eylül 2008, Perşembe   Yavaş yavaş sağlık turizmiyle tanışıyoruz
10 Eylül 2008, Çarşamba   Devlet ciddiyetsizliğinin mağduru, hep halk
10 Eylül 2008, Çarşamba   Türkiye'de hedef, dünya birinciliği
09 Eylül 2008, Salı   Fakir devletler, zenginlerden hasta çekiyor



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.6699 1.6817
1 STERLİN 2.4983 2.5169
1 EURO 2.1017 2.1165



YAZARLAR : .

Necdet Ergün

ET İTHALATINA İZİN VERMELİYİZ

Mustafa BESİM

GÜVEN VE TALEP





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital