|
Hani derler ya; beceriksizlik olur, ama bu kadarına da pes doğrusu!..
Dünkü yazıda da sormuştuk. Bu işler, yani hatalar bilinçli mi yapılıyor, yoksa bilinçsizce mi?.. KKTC Cumhurbaşkanının anıta konulmak üzere gönderilen çelengi nasıl olur da ortada kalır?.. Bunun hesabını verebilecek bir makam yok mudur?..
Evet; Atlılar, Muratağa, Sandallar Şehitliği'nde yaşanan protokol rezilliğini unutabilmek olası değil. Söz konusu anma töreninde Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı ile Güvenlik Kuvvetleri Komutanı hazır bulunurken, protokolde ön sıraya Kaymakam Vekilinin girmesi, protokol değil, fakat protokolsüzlüğün göstergesidir.
Kızının evlenme töreni nedeniyle Tunus'ta bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın çelenginin ise Taşkent Şehitlerini anma töreninde sahipsiz ve ortada kalması rezilliğin daniskasıdır.
KKTC Cumhurbaşkanlığı'nın çelengi Taşkent'e gönderildi, ama Cumhurbaşkanlığından hiç kimsenin gelmemesi ve törene katılma gereksinimi duymaması sonucu çelenk ortada kalıverdi. Nihayet oradaki vatandaşlar durumu fark ederek, çelenge sahip çıktılar ve anıta koyarak, bir yerde ayıbı giderdiler.
Hükümet edenler, şu veya bu gerekçelerle Atlılar, Muratağa, Sandallar Şehitliği'nde, daha sonra da Taşkent Şehitliği'nde bulunmamış olabilirler. Ama en azından oradaki törenin en güzel ve en kusursuz biçimde düzenlenmesi direktifini verirler ve işi takibe alırlar.
Tabii ki törene katılma diye bir mecburiyet yoktur. İnsanın vicdanına kalmış bir şeydir. Ancak hükümet katında bunun sorumluluğu büyüktür. Bu sorumlulukların yerine getirilip getirilmediğini halk fark eder ve günü geldiğinde de bunların hesabını sorar.
Muratağa-Atlılar-Sandallar Şehitlerini Yaşatma Derneği'nin konuya ilişkin açıklamasındaki şu ifadeler oldukça anlamlıydı:
"Bu yapılanlar şehitlerimizin kemiklerini sızlatmıştır. KKTC Cumhurbaşkanlığı, Meclis Başkanlığı ve Başbakanlığına ait çelenklerin ve temsilcilerinin bu anlamlı günde olmamaları, biz şehit ailelerini derinden rencide etmiştir. Bu yapılanlar şehitlerimize ve şehit yakınlarına verilen değerin göstergesi ise, biz şehit aileleri olarak bundan sonra şehitlerimizi anma törenlerini kendimiz düzenleyebiliriz."
O şehitler ne uğruna toprağa girmişlerdir?.. Niye göğüslerini mermilere hedef yapmışlardır?.. Niye Türk Silahlı Kuvvetleri, buradaki soydaşlarını kurtarabilmek için adaya çıkarma yapma zorunluluğu duymuştur?..
O günlerde bu ülkede her şey güllük gülistanlık değildi. İnsanlar ateş çemberindeydi. Var oluş mücadelesi, 'Lale Devri'ni andırmıyordu. Türkiye'de Ulu Önder Atatürk'ün komutasında yürüttüğü mücadelenin bir benzeriydi.
Yokluk içinde başarılan bir mücadeleydi.
Bunların değerini bilmeden kimse ahkâm kesmeye kalkışmasın. Kimse de şehitlerimize ve onların yakınlarına ve de tümden Kıbrıs Türk halkının hakaret anlamında 'Ali Cengiz oyunlarına' kalkışmasın. Kıbrıs Türkü bu günlere gelebilmişse, öncelikle şehitlerimiz sayesinde gelmiştir. Kadın, erkek demeden genç, ihtiyar herkesin katkısı ve Anavatan Türkiye'nin desteği sayesinde gelmiştir. O nedenle uzun soluklu bu mücadeleye ve bu süreçte şehit olanlara saygı esastır.
Tekrar ediyoruz; artık bu işlere bir çeki düzen verilmesi gerekir. Atlılar, Sandallar, Muratağa Şehitliği'nde protokol rezilliği yaşanırken, Taşkent'te Cumhurbaşkanlığı'nın çelengi ortada kalırken, laçkalığın boyutlarının nereye vardığını varın artık siz takdir ediniz. Devlet dairelerindeki laçkalık yetmezmiş gibi, şimdi de şehitleri anma törenlerindeki laçkalık acaba neye hizmet etmektedir?..
Bu konuda ilgili bakanlığın sus pus olmaktansa, bir açıklama gereği yapıp yapmayacağı da merak konusudur.
Ve bu noktada Türkiye Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın, "geçmişi unutursak; bağımsızlığımızı kaybedip, yaşadığımız acıları tekrar yaşayabiliriz" şeklindeki sözleri, anma törenlerini hafife alanlara esaslı bir yanıt niteliği taşımıyor mu?..
|