|
Uygar ülkeler, doğal yapının ve o topraklar üzerinde yaşayan insanların karakterlerinin bozulmaması için büyük çaba gösterirler. Onları dış etkenlerden koruyabilmek için bütçeye önemli pay ayırırlar. Örneğin Amerika, ya da Avustralya'da kalifiyesiz işçi olarak çalışmak hiç de kolay değildir. ABD yönetimi bu nedenle Meksika'dan göçleri önleyebilmek için sınır boyuna kalın ve yüksek duvar yapmıştır. Çeşitli ülkelerin değişik önlemleri söz konusudur.
Aslında kitlelerin, daha fazla kazanabilmek, insan gibi yaşayabilmek uğruna huzurlu ortam arayışları çok eskilere dayanır.
Günümüzde 'mülteci sorunu' Avrupa'nın ve gelişmiş, hatta gelişmekte olan ülkelerin en büyük dertlerinden biridir. Özellikle ülkelerindeki karmaşa ve çatışma ortamından bıkıp usanan, savaşta aile fertlerinden bir kısmını kaybeden Irak'tan, Afganistan'dan ve benzeri ülkelerden, Doğu Akdeniz'deki ülkelere yıllardır süregelen 'mülteci akını'nın önü alınamamaktadır. KKTC de bu akınların hedefi ülkeler arasındadır. Amaç, buradan Güney'e geçmek, oradan da Avrupa ülkelerine girişin yollarını bulabilmektir.
Savaş ve karmaşa ortamından kaçanlara ek olarak açlık, fakirlik ve işsizlik ortamından kaçanlar da vardır. Pakistan, Bangladeş, Tayland, Filipinler ve çeşitli Afrika ülkelerinin vatandaşları bu gruba dahildir!. Ekmek parası uğruna diyar diyar dolaşmakta, ya; geceli gündüzlü çıktıkları yollarda can vermekte, ya da sonuçta kapağı uygun bir yere atmakta veya yakalanarak geri gönderilmektedirler.
KKTC güvenlik makamları, başlarındaki sorunlar yetmiyormuş gibi, uzun bir süreden beri mülteci sorunuyla da boğuşmak zorunda kalmaktadır.
Zaten yetersiz olan Cezaevi, KKTC'nin kendinden kaynaklanmayan gelişmeler karşısında 'balık istifi'ni de aşmış durumdadır. Toplumda suçlu oranı arttıkça KKTC'nin imajı da değişmektedir. Bir çığ gibi büyüyen hırsızlık olayları, darp, cinayete teşebbüs, kapkaç, çek yasağı, işsizlik, intihar ve benzeri olaylar artık sıra dışı
olmaktan çıkmıştır. Hayatın pahalılaşması da suça teşviki körüklemektedir. Benzetmek gibi olmasın ama KKTC adeta suç ve suçlu üreten bir fabrikaya dönüşmüştür.
Adli Yılın açılış törenlerinde Yüksek Mahkeme Başkanı, Başsavcı, Baro Başkanı ve diğer ilgililer tarafından bu konu defalarca gündeme getirilmesine, uyarılar yapılmasına rağmen çözümlenememiştir. Anlıyoruz, çözülmesi hiç de kolay değildir, ama en azından çocuk denecek yaştaki suçluların da aynı cezaevine konulması, Allah aşkına bir nevi suç sayılmıyor mu?.. Halk ağzıyla 'gatil ganara'nın da bulunduğu yere, basit suçlardan hüküm giymiş gencecik çocukların da gönderilmesinden murat edilen nedir?..
'Suç fabrikası'nı daha da geliştirmek ve üretimini artırmak mıdır?..
Yasalara göre 12-18 yaş grubundakiler çocuk sayılmaktadır. Buna rağmen 12-18 yaşlarındaki çocukları da Merkezi Cezaevi'ne göndermek, hem insanlık suçudur, hem de bu devletin ve yöneticilerinin ayıbıdır. Alternatif olmadığına göre, hüküm giyen suçlunun sokağa salıverilecek hali yok ya!..
'Suçlu üretim fabrikası'nın üretimini durdurmak bir yana, yavaşlamasını istiyorsanız, geçmişten biraz ders almak yeterlidir. İngiliz sömürge döneminden başlayarak uzun yıllar devam eden Lapta Islah Okulu gibi bir okul yaratmaya bu devletin gücü ve bilgisi yok mudur?.. Bilerek veya bilmeyerek suç işleyen çocuk yaştaki kişileri, topluma yeniden kazandırma gibi bir politika var mıdır, yok mudur?.. Varsa böyle bir niyet, bu devlete ve de halka en büyük iyiliği yapmış olurlar.
Bu konuda bilgi eksikliği mi var?.. Mehmet Münür hayattadır, Osman Yücel hayattadır. Zamanında Lapta Islah Okulu'nda görev yapan başkaları da olabilir. Sorsunlar, fikir alsınlar. Suçlu çocukların Islah Okulu'nda nasıl eğitildiklerini, nasıl sanat sahibi olduklarını ve topluma ne şekilde kazandırıldıklarını öğrensinler. Amaç, bunların toplumdan dışlanması mı, yoksa kazandırılması mı?..
Dışlandıkları takdirde daha büyük suçlara bulaşmış olacak ve geleceklerini tehlikeye atmış olacaklardır. O halde ıslah etmekten başka yol yoktur. Bu yol da eğitimden, ıslah okulundan geçmektedir. 1974'ten bu yana aradan 34 yıl geçmesine rağmen bu konuda adım atmamak en büyük acizliktir.
Yakınlarda kaybettiklerimiz
Çeşitli alanlarda toplumun yetiştirdiği nice değerler vardır ki, onları hep dünyadan göç ettiklerinde hatırlarız. Toplumun buralara gelmesinde, var oluş mücadelesinde ter ve emekleri olduğu inkâr edilemez. Bir Mustafa Tantura, Mustafa Tezel, Önder Santel ve geçen gün ebediyete intikal eden Mustafa Volkan Öncüer... Uzun yıllar Yalova Spor Kulübü'nün yönetiminde görev alan Volkan'ı seneler önce Celebrity Otel'de mesleğini seven, usta bir şef olarak tanımıştım. Restoran'daki müşterinin ne istediğini gözünden anlar, masada eksik varsa derhal fark ederdi. Sonraları Yakın Doğu Üniversitesi'nin Konukevi mutfağında emek verdi. KKTC turizminin çorbasında onun da tuzu olduğunu vurgulamadan edemeyeceğiz. Tanrı'dan rahmet dileriz.
|