|
Geçen akşam Lefkoşa'da, Girne Kapısı'ndaki Mücahitler Parkı'nda Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği'nin iftar sofrasındaydık. Ramazan boyunca her akşam başkentte 800 kişiyi doyuran iftar sofralarına katılanları gördük, onlarla konuştuk, seferberliği andıran Kızılay'ın hizmet anlayışına tanık olduk.
İşten yorgun argın gelmiş, gün boyu güneşin altında ter dökenlerin, yaşlıların, aralarında yabancı ülkelerden gelen üniversitelilerin de bulunduğu öğrencilerle sohbet ettik. İftar sofrasına katılmanın mutluluğu okunuyordu gözlerinden. Çorbaya kaşık sallarken, verilen nimetin anlamını daha iyi kavrıyor, bu olanağı tanıyanlara defalarca teşekkür ediyorlardı.
KKTC'de 8 merkezde her akşam 3500 kişiye iftar yemeği veriliyor, hizmet sunuluyor. Karınlarını doyuranlar, ilgililere teşekkür ediyor, bir sonraki iftar sofrasında yeniden bir araya geliyorlar.
Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği Başkanı Işılay Arkan, derneğe her katkının kuruşuna kadar en iyi şekilde değerlendirildiğini söyledi, iftar çadırlarında her gece verilen yemeklerin, insanlar arasındaki sevgi, saygı ve birlikteliği artırdığını vurguladı.
Derneğin bu yardımlarının yanı sıra uluslararası yardımlar da yaptığına işaret eden Arkan, bu bakımdan halktan destek beklediklerini, ulusal yardımlara ek olarak yapılan uluslararası yardımların KKTC'nin tanıtımına da katkı sağladığını belirtti.
Derneğin Lefkoşa Şubesi Başkanı Çiler İncirli, geçen akşamki ziyaretimizde bilgi aktarırken, her gece mutlaka etli yemek servisi yapıldığını, aşçıların Türkiye Kızılay Derneği tarafından özel olarak gönderildiğini, lezzet konusunda aldıkları takdirlerin bundan kaynaklandığını kaydetti. İftar sofralarına surlar içinden olduğu kadar surlar dışından da çok sayıda kişinin katıldığını ifade eden İncirli, en iyi hizmeti en seri bir şekilde verebilmek için her türlü donanıma sahip olduklarını kaydetti.
Bir iftar yemeğinin kişi başına 5.5 YTL'ya mal olduğuna değinen Çiler İncirli, Türkiye Kızılay Derneği ve TC Büyükelçiliği yanında tanınmış iş adamlarımızın da çeşitli katkılar sağladıklarını belirtti, ancak "daha fazla iş adamından daha fazla ilgi bekliyoruz" dedi.
Hisar altındaki bu iftar sofraları bana 1960'lı yılları anımsattı. Kıbrıs Türklerini 1960'da oluşturulan ortak devletten silah zoruyla atan ve adayı Yunanistan'a bağlamak isteyenler, 21 Aralık 1963'te Türklere karşı top yekün saldırıya geçmişlerdi. 103 köy boşaltılmış ve halk daha güvenli hissettikleri bölgelere akın etmişlerdi. Örneğin Küçük Kaymaklı halkı perişandı. Çoğu üstlerindeki elbiselerle kaçabilmiş, kimileri Lefkoşa'nın Türk kesimine, çoğunluk da Hamitköy'e gitmişti.
Çok soğuk günlerdi. Çocuklar tiril tiril titriyorlardı. Önceleri okulların salonlarına ve sınıflara yerleştirildiler, ama ısınabilmek mümkün değildi. Yiyecek ise en önemli sorundu. Her şeylerini geride bırakarak göç edenlerin karınlarını kim, nasıl doyuracaktı?.. Öncelikle yiyecek depoları açıldı, kazanlar kuruldu ve karavanalarda kuyruklar oluştu. Kadınlar da evlerindeki fazla çarşaf, battaniye, yastık, yorgan ne varsa taşıdılar. Özellikle Kıbrıs Türk Kadınlar Birliği'nin bu konudaki yoğun çabalarıyla göçmen soydaşlarımız kısmen rahatladı.
Birkaç gün sonra Türkiye Kızılay Derneği'nin çadır ve gıda yardımı gemisi imdada yetişti. Göçmen soydaşlarımız ve Mücahitler yıllarca Kızılay'ın gönderdiği yardımlarla beslendiler. İnsani yardım amaçlı gemiler, her seferinde Mağusa Limanında Rum yönetiminin akla hayale gelmez zorluklarıyla karşılaştı. Ancak Türkiye'nin ağırlığını koyması sonucu gıda maddeleri ve ilaçlar Türk bölgelerine sevk edildi.
Türkiye dışında diğer ülkeler neredeydi?.. Bosna'da olduğu gibi niye seyirci kaldılar, niye parmaklarını kıpırdatmadılar? İnsan hakları diyerek, politika üretenlerden hiçbir katkı ve yardım gelmedi. Vahşeti, insanlık dramını sadece izlemekle yetindiler.
Dış güçlerin dürtüsüyle duvarlara yazı yazan birkaç kendini bilmez, bunları babalarına, dedelerine, ninelerine sorup öğrenebilir. O umutsuz ve karanlık günlerde Kıbrıs Türkü'nün göz yaşını kimse silmedi Türkiye'den başka!.. 20 Temmuz'u yaratan var oluş mücadelesi böyle kazanıldı. İcabında herkes aynı karavanadan yemek yedi, birlikte güldü, birlikte ağladı. O günlerin bayramları tatsız, tuzsuzdu. Ama her şeye karşın birlik ve beraberlik, inanç ve azim vardı.
İşte Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği'nin, Ramazan boyunca düzenlediği iftar çadırları da sevginin, barışın, inancın ve dayanışmanın simgesi. Her şeyin yozlaşmakta olduğu şu günlerde böyle bir dayanışmaya ihtiyaç var. Bir yerde seferberlik ruhunu yeniden canlandırıyor ve yardımlaşmanın önemini vurguluyor. Başta Afrika ve bazı Asya ülkeleri olmak üzere, dünyanın çeşitli ülkelerinde karınlarını doyurmaktan yoksun insanların varlığını anımsatıyor. Gıdasızlıktan bitkin düşmüş, hayatta kalabilme mücadelesi veren çocukların dünya nimetlerinden niye yararlanamadığı sorularını gündeme getiriyor.
Sonuçta; KKTC'de iktidar ve muhalefet olarak, çeşitli kurum ve kuruluşlar olarak Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği'nin iftar sofralarından almaları gereken dersler vardır. Daha güzel bir gelecek kurabilmek için kısır döngülerden kurtulmak esastır!..
|