|
Geçen akşam Merit Otel'de basın mensupları için verilen iftar yemeğinde politikadan ekonomiye, milletlerin kan bağlarından turizme, sağlığa, hoşgörüye kadar her şeyi konuştuk.
Net Holding Yönetim Kurulu Başkanı Besim Tibuk ve Merit Otelleri Genel Müdürü Reha Arar, yeni projeleri ve de gidişat hakkında bilgi verirken, gazetecilerin sorularını da yanıtladılar.
Kendisinin sadece KKTC'de denize girdiğini ifade eden Tibuk, Kıbrıs'ın bir cennet parçası olduğunun bilinmesini, ona göre bilinçli yatırımlarda bulunmasını salık verdi. Turizmin zor bir dönemeçte olduğunu, sadece küçük otellerin değil, büyüklerin de sıkıntı içinde olduğuna işaret eden Besim Tibuk, ulaşımdaki sorunların turizmi ve ada ekonomisini olumsuz yönde etkilediğini kaydetti.
"Niye Şam'a, Amman'a, Bakü'ye ve öteki merkezlere sefer konulmasın" diye soran Tibuk, dünya üzerinde turizmi bilenlerden bu konuda örnekler alınabileceğini vurguladı.
Besim Tibuk'un üzerinde ısrarla durduğu ve şiddetle eleştirdiği bir husus vardı ki, o da Avrupa Birliği'nin (AB) Kıbrıslı Türklere ihaneti... "İngiltere'yi dışta bırakın, gerisi buradaki Türklere ne yaptı" diye soran Net Holding Yönetim Kurulu Başkanı Tibuk, ambargolar ve izolasyonların bir şekilde kırılması gerektiğini, bunun yolunun da ulaşım olduğunu vurguladı.
Bir iş adamının, eski bir politikacının 'acımasızca' demiyeceğiz, ancak haklı olarak Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere karşı takındığı tavırların, sergilediği aldatmacaların affedilecek cinsten olmadığını söylemesi ibret vericidir.
Onlar istemiş olsalardı, Annan Planı'na yüzde 65 oranında 'evet' diyen KKTC halkına samimi bir şekilde el uzatırlar, ambargoları kaldırırlar, Kıbrıslı Türkleri izole edilmekten kurtarırlardı. Hem de 24 saat içinde. Bu konuda "ne yapalım, Rum tarafı üyemizdir, onu kıramayız" şeklinde mazeretler yaratmak, uyduruk gerekçeler öne sürmek hiç de tatmin edici değildir.
AB, 24 Nisan 2004 referandumundan sonra verdiği sözleri yerine getirmemekle bu topluma en büyük ihaneti yapmıştır. Hâlâ da Kıbrıslı Türkleri 'yardıma muhtaç' bir varlık olarak görme alışkanlığından kurtulamamış, "nasıl yapalım da Kuzey'deki bu Türkleri de 'Kıbrıs Cumhuriyeti' şemsiyesi altına çekip bu beladan kurtulalım" arayışları içindedir.
Batı Trakya'da bunu becermiştir. Yunanistan, bir AB üyesi ülke olmasına rağmen, Batı Trakya'da yaşayan Türk ve Müslüman azınlığı baskı altında, insan haklarından yoksun biçimde bir yaşam sürmeye devam etmektedir. Yunan yöneticileri, bu konuda AB yasalarını bile tanımamakta, bildiğini okumaktadır.
Bosna'da 300 bin kişi dünyanın gözleri önünde vahşice katledilir ve toplu mezarlara terk edilirken, Avrupa Birliği sesini çıkarmamış, seyirci rolü oynamaktan başka bir iş yapmamıştır. İstedikten sonra bir şeyler yapabilirdi, ancak içinden gelmedi, kılını kıpırdatmadı.
Besim Tibuk'la bunları paylaştık. Avrupa'nın ihanetini konuştuk. Bu durum karşısında KKTC'nin de kendine göre bir politika oluşturması gereği üzerinde durduk. Acaba Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Brüksel temaslarında bunlara da değindi mi, Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin yerine getirilmediğini ve ne zaman yerine getirileceğini sordu mu diye de merak etmemek elde değil!
Ankara'da gerek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gerekse Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve diğer yetkililer, KKTC'de de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve iktidarda olsun, muhalefette olsun, diğer yetkililer, bir süre öncesine kadar hemen her gün bu konularda demeçler patlatır, görüşlerini ortaya koyarlardı. Ancak bir süreden beri nedense bu konularda bir sessizlik hakim. Sanki de sözler yerine getirilmiş gibi bir tavır sergileniyor.
Acaba KKTC üzerindeki ambargolar kalkmış, izolasyonlardan kurtulmuşuz da bizim mi haberimiz yok?..
Geçen gün de işaret ettiğimiz gibi, Kıbrıs Türk tarafı bu şartlar altında müzakere masasına 'lütfen' oturmuş sayılmalıdır. Kendisine verilen sözlerin yerine getirilmediğinin bilinciyle masada yerini almıştır. Ancak bu haksızlığı her fırsatta yüzlerine vurmak, dile getirmek hakkından da vazgeçmiş değildir. Bunların bilinmesi gerek.
Hele karşımızda her fırsatta 'Avrupa yasalarına uyum' diye AB'yi kullanmak isteyenlere yakın geçmişin gerçeklerini hatırlatmak, zarar değil, fakat son derece yarar sağlar!..
|