|
Gürcistan'daki gelişmeler nedeniyle Kafkas'larda yeni dengeler oluşurken, Ortadoğu ve Akdeniz'de de bunun etkileri görülmeye başladı.
Rus donanmasının Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri'nin (SSCB) dağılmasından sonra çekildiği Akdeniz'e geri dönme hazırlığı, bu amaçla Suriye'deki Tartus Üssü'nü yenilemeye karar vermesi dünya kamuoyunda büyük yankı yarattı.
Rusya'nın Karadeniz Donanmasına bağlı bir geminin halen Suriye'nin Akdeniz kıyılarındaki Tartus Limanında, Rusya'nın askeri kullanımı için onarım çalışması yaptığı bizzat Rus İtar Ajansı tarafından dünyaya duyuruldu.
Buna paralel olarak iki ülkenin deniz kuvvetleri komutanları da Moskova'da bir araya geldi. Rus donanması eski komutan yardımcısı Oramiral İgor Kasatanov da Tartus'un, ülkenin denizaşırı tek donanma üssü olduğunu ve Rusya için büyük bir jeopolitik öneme sahip olduğunu söyledi.
Ortadoğu'nun istikrarsız durumu devam ederken, can pazarı Irak'taki Amerikan hakimiyeti, bu arada ABD ve İsrail'in, İran'la ağız dalaşı, bölgedeki güç dengelerinde yeni arayışlara neden oldu. Gürcistan'daki olayların hemen akabinde Amerikan donanmasına ait gemilerin Boğaz'lardan geçerek Karadeniz'e girmesi, Moskova'yı memnun etmemişse de, Türkiye bu konuda belirli bir süreden sonra geri dönme kaydıyla uluslararası anlaşmaların verdiği yetkiyi kullandığını birkaç kez açıklamak durumunda kaldı.
Ancak buna rağmen Rusya'nın, Amerikan savaş gemilerinden rahatsız olmadığını söylemek mümkün değil. Güney Osetya ve Abhazya'yı Gürcistan'dan koparan Rusya'nın, Akdeniz'in sıcak sularına inme kararı, dengeleri yeniden kurma veya altüst etmeye yönelik...
Bu bakımdan halen Irak'ta ipleri elinde tutan ve Ortadoğu petrollerini denetleyen Amerika ve İngiltere'nin, Tartus'la ilgili karardan kaygı duymaması olanaksız...
Esasen Kafkasya'daki gelişmelerden sonra dünyada tek süper güç olayının artık noktalanmak üzere olduğu gerçeği üzerinde konuya ilişkin uzmanlar da görüş birliği içinde. ABD ve Batı'nın, Kosova'yı Rusya'nın desteğindeki Sırbistan'tan ayırıp tanımasına karşılık, Moskova'nın da Güney Osetya ve Abhazya ile rövanşı oynaması, yeni dengelerin oluşmakta olduğunun en belirgin göstergesi...
Bu gelişmeler karşısında Türkiye ve Kıbrıs'ın önemi daha bir artmaktadır. İngiltere'nin eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Lord David Hannay'nin vurguladığı gibi, Talat ile Hristofyas arasında sürdürülen müzakere sürecinde, Ada'daki İngiliz Üsleri'nin durumu veya ele alınması kesinlikle söz konusu değildir. Aynı şekilde Türkiye'nin garantörlüğü de müzakerelerde konu dışıdır.
Güney Kıbrıs'ın Rum Milli Muhafız Ordusu, Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya ile AB çerçevesinde tatbikat gerçekleştirirken, konuya bir de AB açısından bakmakta yarar var. Kafkasya'daki gelişmeler de AB'nin özellikle de askeri alanda pek etkili olamadığını göstermiş bulunuyor. Yaşlı ve hantal kıta Avrupa'da karar vericiler, dünyada yer yerinden oynasa da istifini bozmak istememekte, rahatlığından taviz vermemektedir. Bu da ekonomik açıdan doyuma ulaşmanın bir sonucudur. Böyle bir durumda olan Avrupa, "varsın askeri konularla da Amerika uğraşsın" politikasına yatmaktadır. Nitekim oluşturulmasına karar verilen Avrupa Gücü de beklenen ilgiyi görememiştir.
Bu gerçekler ışığında bir NATO üyesi olan ve 'bölgesel güç' konumunda bulunan Türkiye'nin, KKTC'deki konumu da bir o kadar daha önem kazanmaktadır. 34 yıldan bu yana Ada'da kan akıtılmasına tek engel Türk Silahlı Kuvvetleri'nin buradaki varlığı olduğu bütün dünya tarafından da bilinmektedir. Nitekim gelmiş geçmiş Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanları, bu konuya değinirken, buradaki Türk askerinin sadece Kıbrıs'ta değil, fakat bölgede en büyük ve en önemli istikrar unsuru olduğunun altını çizmektedirler.
Müzakere sürecinde bu gerçeklerin Hristofyas tarafından da bilinmesi ve Talat tarafından da koz olarak kullanılması gerektiği inancındayız.
Çünkü Kıbrıs sorunu, bölgedeki hızlı gelişmelerin yanında 'devede kulak' örneğini oluşturur. Müzakere masasına otururken, çevremizde cereyan eden gelişmeleri çok iyi değerlendirmek, Ankara ile istişare ederek güç depolamak büyük yarar sağlar. Pazarlık masasında Talat'ın elinin güçlü olmasını kim istemez ki!..
|