|
Geçtiğimiz günlerde yine vurgulamış ve demiştik ki; sanayici pek konuşmaz, iş yapar... Hükümetle bir 'kör döğüşü' içinde değildir. Tencere, tava çalıp eylem de yapmaz, mecbur kalmadıkça sokağa da inmez. Gürültücü, patırtıcı değil, ağır başlıdır.
Sanayi sektörü ülkemizde önemli oranda istihdam yaratır. İşçiyi, zanaatkârı, teknisyeni, mimarı, mühendisi bünyesinde barındırır. Dış rekabete karşı bir kalkandır ve en önemlisi üretkendir. Sanayi sektöründe çalışanlar, 'gün geçsin para gelsin' zihniyetinde de değillerdir. Öyle sekiz saat değil, fakat çoğu kez 18-20 saat mesai yapma durumu ile karşı karşıyadırlar.
Diyebilirsiniz ki, bir ada ülkesi olan KKTC'de sanayi de ne oluyor?..
Evet; öyle de, biz ağır sanayiden söz etmiyoruz. Gemi inşaatından, araba imal fabrikaları veya demir-çelik fabrikalarından da bahsetmiyoruz. Sözünü ettiğimiz hafif sanayidir. Ve Kıbrıs Türk sanayi sektörü, eşit koşullarda rekabet olanağı sağlandığı takdirde, Güney'le de rekabet edebilecek meziyete sahiptir. Nitekim kapılar açıldıktan sonra 'Uluslararası Kıbrıs Fuarı'nda sergilenen bir kısım ürünler bunu kanıtlamış, Rum ziyaretçilerin yanı sıra, iş adamları gözlerine inanamamışlardı.
Hal böyle iken, sanayi sektörünü de batağa sürüklemek, ülkenin üretim dallarını koparmak ve dışa karşı rekabetten alıkoymak hiç de hayra alamet değildir.
Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nın, sekiz örgütün desteğiyle hükümete karşı 'sivil itaatsizlik' eylemi başlatma kararı, dikine dikine gitmekte ısrarlı olanlara karşı çok ciddi bir uyarıdır. Bir ültimatom niteliğindedir. Özetle 'yanlıştan dönünüz' ikazıdır.
Hükümetlerin yanlış icraatları nedeniyle büyüyen kamu açıklarının, son dönemde elektriğe, akaryakıta, seyrüsefer ve her türlü harca fahiş zamlar yapılarak kapatılmasının mümkün olmadığını belirten örgütler, öteki tüm birlik, oda, kurum ve kuruluşları 'yerli üretim'in yanında yer almaya davet etti.
Dünyada dev kuruluşlar bile iflas bayrağını çekerken, 'eti ne budu ne' misali KKTC'nin, 'global rüzgar'lardan etkilenmemesi mümkün değildir. Ekonomistlerimiz, uzmanlarımız, sanayicilerimiz, daha geçen yılın sonlarında gerekli uyarılarda bulunmuşlar, KKTC ekonomisini yönetenleri yanlışlardan dönmeye çağırmışlardı. Ama dinleyen kim?..
Dün bir sanayici ile konuşuyorduk... Dedi ki; "geçen aya kadar gelen elektrik faturası 25 bin idi. Bu ay 50 bin oldu. Yani tam iki misli!. Aylık elektrik harcamasında bir artış olmadı ki!.. Hatta birbiri ardına yapılan zamlar karşısında mümkün mertebe 'idareli' kullanmaya çalışıyoruz. Ama olacak gibi değil. Yılda 762 bin YTL yapıyor. Şöyle böyle 1 trilyon civarında. Peki; müessesede çalışanların sosyal sigorta, ihtiyat sandığı primleri, benzine, mazota, seyrüsefer ruhsatlarına ve öteki şeylere yapılan zamlar?.."
'Sivil itaatsizlik' çerçevesinde sanayi sektörüne bağlı eylemciler, elektrik faturalarını ödemeyeceklerini, sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı primlerini yatırmayacaklarını, araç seyrüsefer ruhsatlarını çıkarmayacaklarını, KDV'leri ve maaş vergilerini yatırmayacaklarını, tapu devir işlemlerini yapmayacaklarını açıkladılar.
Bunun anlamı şudur: Siz, bu sektörü de batırmak niyetindeyseniz, biz de haksız işlemleri yerine getirmeyerek, kendi ayağımız üzerinde durmaya çalışacağız. Ne kadar dayanabilirsek dayanacağız...
Sanayi sektörünü yaralamakla kim, ne kazanır?..
Kapılar da açık olduğuna göre, bundan kazançlı çıkacak olan Rum kesimidir. Sen, buradaki sektörleri sıkarsan, zam politikalarıyla üretimin önüne taş koyarsan, oluşacak fiyat farkından dolayı Güney'e akın artmayacak mıdır?.. Bir diğer kazançlı çıkacak olanlar da, Türkiye ve üçüncü ülkelerin KKTC ile iş yapan firmaları olacaktır. Bunun sonucu olarak kendi ekonomimiz daraldıkça daralacak, küçüldükçe küçülecek, iflaslar birbirini kovalayacak, işsizlik daha da artacak... İthalatın artacağı gibi!
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, özellikle Güney'den alış-veriş konularında hassas olduğuna inanıyoruz. Yakın geçmişte bu konuda yaptığı açıklamalar unutulmuş değildir. Bunları dikkate alarak, hükümet edenlerin, sanayicinin feryatlarına kulak asmalarını salık veririz.
Yukarıda verdiğim rakamlar, bir sanayicinin yaşadığı gerçeklerdir. İkiye katlanarak 50 bini bulan aylık elektrik faturası, acaba 'kapatınız' anlamında mıdır, yoksa?..
Ekonomik politikalar böyle saçma sapan ve çarpık biçimde devam edecekse, Talat-Hristofyas görüşmelerine ne gerek var?..
Acaba bu işlerin altında "biz tüm sektörlerin içine ediverdik, sıra tavla teslim olmakta..." mesajı mı yatmaktadır?..
|