|
Akıncılar köyünden Erkan Eğmez'le birlikteydik önceki akşam. Epeyce de sohbet ettik. Rum tarafının nabzını iyi tutanlardandır Eğmez...
Konuştuğu bazı Rumlar, kendisine demiş ki; "siz Türkler enayisiniz... Yanı başınızda 80 milyonluk dev bir ülke var. Her şey öyle ucuz ki, bizdekilerin çoğu artık alışveriş için Türkiye'ye gidiyor. Hatta oradan mal getirip satanlar da her geçen gün daha da artıyor. Sizler de gelip buradan alışveriş yapmaya çalışıyorsunuz. Ahhh... Sizin yerinizde biz olacaktık..."
Yalan değil Rumların söyledikleri... En basiti Mersin'de, Adana'da, İskenderun'da sebze fiyatlarına bir göz attığınızda, Rumların söylediklerinin ne denli gerçek olduğunu anlarsınız. Yalnız sebze mi, ya konfeksiyon?..
Eğer bizim yerimizde Rumlar olsaydı, bu ülkeye bugüne kadar su da gelirdi, elektrik de!.. Üstelik yük helikopterleriyle sebzesi de, meyvesi de!.. Arada bu kadar fiyat farkı da olmazdı...
Bizse Allahın suyunu bile getiremedik, başaramadık...
Son zamanlarda o kadar birbirimize düştük ki, bir çekememezliktir gidiyor. Duyarsızlık, vurdumduymazlık, nemelazımcılık tavana vurmuş vaziyette... Kamuda yeniden yapılanma olacaktı, ne oldu?.. Hantal ve laçkalık aldı başını gidiyor. Vatandaşa eziyet etmekten, işlerini yokuşa sürmekten adeta zevk alan bir anlayış hakim. Acaba bundan murat edilen ne olabilir?.. Vatandaşı bıktırıp, vatanından soğutmak mı?..
Dün tesadüfen tanınmış iş adamlarımızdan biri, kendi kendine konuşarak gelirken, beni görünce durdu ve elindeki kağıtları göstererek, "mahkemeden geliyorum" dedi.
Kendinden kaynaklanmayan basit bir mesele için mahkemeden tutuklama emri çıkarmışlar, bunun üzerine apar topar mahkemeye gidivermiş... Yanında 350 kişi çalışan, iş dünyasında saygın bir ismi bulunan iş adamı, "bu memlekette bunlarla mı karşılaşacaktık, bunlar bize reva mı" diye sormaktan kendini alamadı. Zamanında 8-10 yıl mücahitlik hizmeti de yapmış... Ulu Önder Atatürk'ün dediği gibi, 'askeri zaferleri ekonomik zaferlerle taçlandırma' uğruna çıktığı yolda bir nefer gibi çalışıp çabalıyor. Üstelik 350 kişiye de ekmek veriyor...
Bu gibilerini baş tacı yapacağımıza, ülkesinden soğutmak için elden gelen ne varsa yapıyoruz.
Ülke yangın yerine dönerken, Devlet Planlama Örgütü de, insanların gözlerinin içine bakarak alay etmeye kalkışıyor. Ağustos ayı hayat pahalılığı yüzde 0.2 imiş!.. Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Ekonomi Komitesi Başkanı Özgün Kutalmış'ın dediği gibi mutfakta yangın devam ederken hayat pahalılığının eksi çıkması, halkla alay etmek değil de nedir?..
Bir başka çarpıcı olay da şu: Kuraklıktan ötürü Rum tarafında çiftçiye dönüm başına 70 Euro ödenirken, bu rakam bizde 20. Hayvancıları korumak için Güney'de koyun başına 70 Euro ödenirken, bizde bir kuruş bile ödenmiyor. Aynı toprak parçası üzerinde bulunan çiftçiye ve hayvancıya verilen değer ve değersizlik...
Memleketteki manzaralara bakıp da kötümser tablolar çizmeye devam etmek niyetinde değiliz. Esasında girişimcilerle, iş adamlarıyla, yatırımcılarıyla, sanayicileri ve üreticileriyle öğünmesi gereken bir yönetimin, nasıl olur da bu hatalara düştüğünü çözebilmek, anlayabilmek kolay değildir. El üstünde tutmamız gerekenlerin birer cevher olduğunu biz kabul etmesek de, onların değerini bilen bilir.
Medyaya belki yansıdı, belki yansımadı. Geçen gün Harward Üniversitesi'nden gelen bir uzman ekonomist, sanayici iş adamlarıyla, ekonomik örgütlerin temsilcileriyle bir toplantı yaparak, nabız yoklamış... Demiş ki; "sizdeki bu zeka ve heyecan oldukça, buranın cennetten bir parça olmaması için herhangi bir neden göremiyorum."
Ekonomik sorunların nasıl aşılabileceğine ilişkin görüşler ortaya koyan uzman kişi, yaptığı önerilerin Tacikistan ve Kosova'da uygulandığını ve düzlüğe çıkıldığını belirterek, "sizin, en az hükümettekiler kadar değerli görüşleriniz var. Hatta Bakanlar Kurulu toplantılarına sizler gibi değerli insanların da oturup, politikacılara yol göstermeniz, onlara yön vermeniz gerekir" deyivermiş...
Bir Amerikalı uzmanın görüşlerine, tavsiyelerine bakınız, bir de bizimkilerin haline!..
Bizdekiler acaba böyle bir şeyi kabul edebilir mi, Küçüklük kompleksine kapılmayacaklar mı?..
Çok kez yazdık, yineliyoruz. "Ben yaparım olur" zihniyeti ile bir yere varmak mümkün değildir. Her şeyi uzmanına bırakmak gerek. Beceremiyorsanız, çağırın uzmanları, size yol göstersinler, öneriler sunsunlar. Düzlüğe çıkabilmek için reçetelere yazılacak olanlar arasında acı ilaçlar da varsa, bir süre için bu halk onları da içmeye razıdır. Yeter ki, sonunda selamete çıkıversin!..
|