|
Bundan 10-15 gün kadar önce bu sütunda yabancıların ülkeyi terk etmekte olduklarını yazmıştım. Başta İngilizler olmak üzere; KKTC'de yaşayan yabancıların satıp savıp ülkelerine dönmekte olduğuna parmak basmıştım...
Dün 'KIBRIS' gazetesindeki manşetler de, bu acı durumu gözler önüne sermiştir.
"Girne'de yaklaşık 2 yıl önce, sağlık ve güzellik alanında ilk merkez olma özelliğiyle faaliyete geçen Vaha SPA isimli yabancı şirket, ağır vergilere, öngörüsüz politikalara ve ekonomik krizin getirdiği pek çok olumsuzluğa daha fazla dayanamayarak kilidi vurdu" denilen manşet haberde, Şirket Direktörü Gill Ford'un, ülkedeki turizm politikasının süratle değiştirilerek, işletmeleri destekleyecek hale getirilmesini istediği belirtildi.
Sonuç: Girne Karşıyaka'da Temmuz 2006'da 10 dönümlük arazi üzerinde faaliyete geçerek, yurt dışından, özellikle de İngiltere'den gelen pek çok turisti ağırlayan Vaha SPA, ağır vergiler ve ekonomik kriz yüzünden kapandı.
Daha bitmedi!..
Yalnız yabancılar mı, yalnız İngilizler mi?..
Yine dünkü gazetenin bir başka manşet haberinde tanınmış iş adamlarımızdan Ahmet Erçika'nın, acı ama gerçek itirafları vardı. Söz konusu iş adamı, yerli yatırımcıya gerekli ilginin gösterilmemesinden, plastik ve metal enjeksiyon fabrikasını sökerek, Silifke'ye kurma kararını aldığını açıklıyordu.
Tam sekiz senedir ülkeye yatırım yapan, ancak yetkililerden gerekli ilgiyi görmediğinden yakınan Erçika, fahiş oranda artan elektrik maliyeti nedeniyle buradaki fabrikasını sökerek, Silifke'ye kurma kararı aldığını ve bu büyük yatırımın Silifke yöresinde sevinçle karşılandığını belirtti.
İşte geldiğimiz nokta... Ülkedeki durumu toz pembe göstermek için amansız bir çaba içinde olanların, halkı uyutma peşinde koşanların, gelinen noktada gerçekleri artık saklayamayacakları da gün gibi aşikardır.
İçinde bulunduğumuz vahim durumu kamufle edebilmek amacına yönelik olarak çözüm veya Talat-Hristofyas görüşmelerini ön plana çıkarma girişimleri de akamete uğramaya mahkumdur!..
Değil yabancı işletmeler veya İngiliz aileleri, kendi yatırımcımız da başka diyarlara göç etmenin yollarını aramakta, fabrikalarını söküp deniz aşırı yerlere nakletmektedirler. Gerekçe, yerli yatırımcıya gerekli ilginin gösterilmemesi, fahiş oranda artan elektrik maliyeti...
Demek oluyor ki, Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nın gerekçelerinde haklılık payları vardır. Her ne kadar bazı noktalarda hükümetle ortak bir mutabakat sağlanabilirse de, olayı uyarı olarak değerlendirdiğimizde, hükümet edenlerin de artık bazı konularda dikine dikine gitmekten vazgeçmeleri gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır.
Ülke kaosa sürüklenirken, göreceksiniz, ekonomik kriz nedeniyle Bayramdan sonra nice turistik tesisler de kapılarına kilit vuracaklar. "Ben, bunun için mi bunca yatırımı yaptım, elim ayağım kırılaydı da yapmayaydım. Hem yatırım yapıyorsun, hem de stresten hasta oluyorsun" diye acı acı dert yanan iş adamlarının sayısı her geçen gün daha da artış kaydediyor.
İş adamı, sanayici, girişimci, yatırımcı feryat ederken, artık esnaf ve zanaatkârın, dar gelirli vatandaşın ne halde olduğunu varın, siz takdir edin.
Ülkede sanki de İngiliz'den kalma 'divide and rule' (böl ve yönet) politikası uygulanıyor. Hadi siyasi partileri anlıyoruz da, bir bakıyoruz; sendika, sendikaya karşı, sivil toplum örgütü, sivil toplum örgütüne karşı!.. Ne oluyor Allah aşkına?..
"Benden olan yaşasın, olmayan ölsün" anlayışı da ülke düzenine hakim olmaya başlarsa vay halimize!..
Gerçek olan şu ki, küçük-büyük işletmeler diken üstünde... Beri yandan hacizler birbirini kovalamakta. İşletmeler düzlüğe çıkarılacağına, yardım eli uzatılacağına, kendi kaderine terk ediliyor. Bu mudur sosyal devlet anlayışı?..
Adam örneğin 'elektrik hesabını ödemeyeceğim' demiyor, 'ödeyemeyeceğim' diyor. İkisi arasındaki farkın anlamı büyük. Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün.
Gelinen noktada dün de işaret ettiğimiz gibi, iç barışı kendi iş bilmezlik ve de beceriksizliğimiz yüzünden tüketmiş bulunuyoruz. Bunun bilinçli olarak yapıldığına inanmak istemiyoruz.
Bu gelişmeler karşısında DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın, hükümetin ekonomik politikaları ve uygulamaları karşısında vatandaşın isyan noktasına geldiğini söylemesinde haklılık payı yok mudur?.. Cumhurbaşkanı olarak Mehmet Ali Talat'ın, bu gidişat karşısında adım atması gerekmez mi?..
Yabancı şirketlerin yanı sıra, bunca yıllık yerli işletmelerin de artık fabrikalarını bu ülkeden söküp başka diyarlara taşıma kararı alması karşısında acaba yöneticiler ne düşünmekte, daha neyi beklemektedirler?..
Devekuşu misali kafaları kuma gömerek, acı gerçekleri görmezden gelmek çare değildir.
Hani nerede bir 'Kriz Masası?' Bu konuda geç bile kalınmadı mı?..
|