|
Ne demiştik dünkü yazımızda?
"Ne sıkıntılar ve zorluklardan geçilerek kuruldu bu devlet. Nice fedakârlıklar yapıldı. On bir yıl boyunca ailesini doğru dürüst göremeyip, dağda bayırda silah elde nöbet tutanlar, gündüz okula, gece nöbete giden gencecik delikanlılar, abluka altında yeşil ota hasret kalanlar, insanlık dışı koşullara göğüs gerenler, utanç barikatlarında horlanmalarına rağmen, azim ve kararlılığından taviz vermeyenler, yıllar boyu çadırları mesken tutanlar...
Onlardır KKTC'nin temellerine harç koyanlar. 15 Kasım l983'e uzanan yolu yürüyenlerdir."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dünkü konuşmasında bunu tek bir cümle ile özetledi ve dedi ki:
"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, yaşamın onurlu kılınması ve kimsenin boyunduruğuna girmeden kendi kendini yönetme hakkının kullanılmasından başka bir şey değildir."
Ve Talat şöyle devam ediyor:
"Artık sormak gerek. Kıbrıs Türk halkı, devletsiz yönetilmeye mi mahkum? Kıbrıs Türk halkı kendi öz yönetimine sahip olmasaydı, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi daha mı kolay olacaktı? Dahası Kıbrıs Türk halkı kendi yönetimini oluşturamamış olsaydı, Kıbrıs sorununa bulunacak çözümde Kıbrıs Türk halkının yeri ne olacaktı?"
Evet; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kuruldu, dünyaya ilan edildi, ancak yine de Rum tarafıyla çözüm konusunda kapıyı aralık bıraktı. Elbette ki, ilelebet Rum liderliğinin gönlü olsun diye bekleyemezdi. Onların oyalama ve zaman kazanma taktiğine de göz göre göre kurban edilemezdi.
Zamanın Rum yönetimi başkanı ve uzun yıllar görüşmecilik görevini de sürdüren Glafkos Kliridis bunları kendi kitabında zaten itiraf etmektedir. "Tüm amaç ve hedefimiz, Kıbrıs Türk tarafını uzlaşmaz ilan ederek, zaman kazanmak ve AB yolunda ilerlemek, kendi hedeflerimize doğru adımlar atmaktır" demektedir.
Böyle bir senaryo karşısında Kıbrıs Türk tarafı daha ne kadar bekleyecek, oyalama taktiğine daha ne kadar kurban edilecekti?.. Günün sonunda "Siz yolunuza, biz yolumuza... Herkes kendi yoluna" demeyecek miydi?..
İşte 15 Kasım 1983'te yapılan da budur.
Aslında bu konuda belki de çok geç bile kalınmıştır. Ama ne yapalım ki, 'büyükler' 'müzakere masasında bulunmanızda yarar var' demişlerdi. Bundan dolayı da Rum, kedi fareyle oynarcasına bizimle oynuyordu.
Halbuki 1974'te kazanan taraf değildi onlar. Kıbrıs sorununu yaratanlardı. Ama izlenen politikalar gereği sanki de neden oldukları savaşı onlar kazanmış gibi, Kıbrıs meselesinin karmaşık hale gelmesinde onların hiçbir rolü yokmuş gibi ortaya konulan bir tavır karşısında, Kıbrıs Türkünün eli mahkum edildi.
Dünyanın hiçbir yerinde böylesine bir rezillik görülmüş değildir.
Bunları da sineye çektik.
Sineye çekmediğimiz ne kaldı ki!..
Her neyse; Rum lider Hristofyas, Kuzey'deki devletin 'asparagas' olmadığını herhalde çok iyi bilmektedir. Yasal devletin kendisi olduğunu iddia etmesine rağmen, Talat ile masaya oturması, nihai bir çözümde Rum tarafı kadar, Türk tarafının da söz hakkı olduğunu bilmesindendir. Bu, dünyada hiç kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçektir. Bir başka deyişle, Kıbrıs, tamamen Rumların temsil ettiği bir ülke değildir. Onların sözü bir yere kadar geçerli olmakta, daha öteye gidememektedir. Dünya alem de bunu bilmektedir ve bunun farkındadır.
Yani Rum tarafı, Kıbrıs'ta tek kanatla uçan bir kuştur. Düzgün uçabilmesi için iki kanadı olması gerekir. Bir ikinci kanada daha ihtiyacı vardır ve o kanat da Kıbrıs Türk tarafıdır.
Bizi tek kanat altına almaya kimse kalkışmasın. Çünkü o kanat, bu yükü çekemez!
Tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek uluslararası kimlik konusunda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı oyuna getirdiler mi, getirmediler mi, onu net bir şekilde söyleyemeyeceğiz, ancak Kıbrıs Türk halkının o konuda da yoğun itirazları vardır. Kıbrıs Türk halkı kendi toprağında egemendir ve egemenliğini kimseye kaptırmamakta da kararlıdır. Çünkü egemenlik elden gitti mi, don gömlek açıkta kalınır. Nasıl ki, İngiliz'in egemen üslerine, Güney'deki Rum egemenliğine biz karışmıyoruz, onlar da bizim egemenliğimize karışmasınlar, saygı göstersinler.
Bu şartlar altında iyi komşular olarak bal gibi de barış içinde yaşayıp gideriz. Üstteki çatıda ortaklıklar yapılabilir ve işbirliğine gidilebilir. Ama sonuçta biz kendi yerimizde olmaktan, Rum da kendi yerinde olmaktan memnundur. Halkı daha nice maceralara sürüklemek, göçmen durumuna düşürmek, yeni çatışma ortamları yaratmak kimseye yarar sağlamaz.
Hem ikide birde 'Türk askerinin bulunmasına, garantörlüğün devam etmesine gerek yoktur' şeklindeki sözlerin de artık noktalanması gerekmektedir.
Bu tür söylemlerin modası geçmiştir. Kıbrıs Türk halkının, güvenlik bakımından hem Türk askerine, hem de Türkiye'nin etkin ve fiili garantisine ihtiyacı vardır. İster kabul ederler, ister etmezler. Önceki gün Rum öğrencilerin Lefkoşa'nın Rum kesimi ile öteki kentlerde yaptıkları taşkınlıklar, neyi murat ettiklerini ortaya koyması bakımından son derece önemlidir.
Biz, kendi devletimizde bu koşullar altında yaşam sürmekten memnunuz.
Rumlar mı; onu kendileri bilir!..
Ada'daki gerçekleri inkar veya ters yüz etmeye gerek yok ki!..
|