|
Kıbrıs gazetesinin 21 Ocak 2008 tarihli sayısında, Türkiye'nin eski Dışişleri Bakanlarından emekli Büyükelçi İlter Türkmen'in Türk dış politikası hakkında birtakım değerlendirmelerde bulunduğu haberi yer almaktadır. Bu değerlendirmeler arasında, Kıbrıs meselesinin "Kıbrıs Türkleri için değil, Türkiye için sorun" olduğu ve "Kıbrıs Türkleri(nin) hayatlarından memnun" oldukları da bulunmaktadır.
Sayın Türkmen Türk diplomasisinin duayenlerindendir ve görüşleri büyük ağırlık taşır. Kıbrıs konusundaki görüşlerinin çoğuyla hemfikir olmasam bile Hürriyet gazetesindeki sütununu her zaman okurum. Türkiye'yle ortak davamız olan Kıbrıs konusunda kendisiyle geçmişte çalışma olanağı buldum. Ayrıca bazı konferans ve panellerde aynı tartışmalara katıldık. Zaman oldu takdirini ifade etti, zaman oldu tutumumuzu eleştirdi! Şahsına olan saygımın baki kalması kaydıyla, bu son değerlendirmelerine katılmadığımı belirtmek isterim.
Kıbrıs konusunun sadece Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların, hatta her ikisinin sorunu olmadığına inananlardanım. Konu hiç şüphesiz çok daha büyük boyuttadır. Rum tarafının tek yanlı olarak Avrupa Birliği'ne girişiyle, meselenin AB boyutunun büyük önem kazandığı da bir gerçektir. Ancak bu, AB'nin konuya doğrudan taraf olduğu veya bizim bunu kabul etmemiz gerektiği anlamına gelmez. Kıbrıs meselesinin Türkiye ile AB arasında bir sorun olduğu iddiasını ise, soruna doğrudan taraf olan Kıbrıslı Türkleri marjinalleştiren, hatta yok farzeden bir yaklaşım olarak yadırgadığımı ifade etmek isterim. Bütün dünya, hatta Birleşmiş Milletler örgütü dahi, aleyhimize tüm önyargılarına karşın, bizi soruna eşit taraflardan birisi olarak kabul ederken, böylesine deneyimli bir diplomatın bu tür bir beyanda bulunması doğrusu şaşırtıcıdır.
Sayın Türkmen'in Kıbrıslı Türklerin "hayatlarından memnun" olduğunu söylemesi ise hayretimi daha da artırmaktadır. Böyle bir beyanda bulunması için ya son zamanlarda KKTC'ne gelmemiş veya geldiyse yanlış insanlarla konuşmuş olması gerekir. Devlet kurumlarının çalışmadığı veya çalıştırılmadığı, altyapının bir türlü tamamlanamadığı, hizmetlerin aksadığı, negativizmin kol gezdiği ve halkın sürekli şikayet ettiği bir ülkede insanların "hayatlarından memnun" olduğunu söylemek onların sorunlarına karşı geçerli veya duyarlı bir yaklaşım olamaz. Böylesine yanlış bir yargıya varmadan Sayın Türkmen'in hiç olmazsa Sayın Cumhurbaşkanımız Talat'ın "marazi bir toplum olduğumuz" şeklindeki beyanatına kulak vermesi gerekirdi!
Sayın Türkmen'le Kıbrıs konusunu yüz yüze en son bundan birkaç yıl önce Washington'da bir resepsiyonda konuşmuştuk. Hatırını sormak için yanına gittiğimde, şimdi hayatta olmayan ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs eski Koordinatörü Thomas Weston'a "teknolojide yer alan gelişmeler ışığında Kıbrıs adasının stratejik öneminin kalmadığından" bahsediyordu. Tabii hemen itiraz ettim ve "Binlerce kilometre uzaktaki İngiltere için Kıbrıs'ın, iki üs bulunduracak kadar stratejik önemi varsa, niye 40 mil uzakta bulunan Türkiye için stratejik önemi olmasın?" sorusunu sordum. Enerji yollarının kesiştiği Doğu Akdeniz'de adanın kritik konumundan bahsettim. Sorumu yanıtlamadan yanımızdan ayrıldı!
Bunu takip eden dönemde, Kıbrıs Rum tarafının bölgedeki bazı ülkelerle deniz altında petrol ve doğal gaz arama anlaşmaları imzalaması ve Türkiye ile KKTC'nin buna itiraz etmesiyle yaşanan gelişmeler, sanırım "Kıbrıs'ın stratejik önemi kalmamıştır" iddialarına son noktayı koymuştur. Kaldı ki, çağımızda strateji sadece askeri bir kavram olmayıp, bir ülkenin siyasi, ekonomik ve hatta psikolojik hedeflerini de içeren geniş kapsamlı bir olgudur. Bütün bunlar dikkate alındığında, bölgesel bir güç ve Garantör bir ülke olan Türkiye için Kıbrıs adasının stratejik öneminin ortadan kalktığını söylemek hangi amaca hizmet eder?
|