|
Bütün dünyada yaşanan deneyimler, doğaya bırakılan başıboş keçi sürülerinin afet kadar zararlı olduğunu gösterir. Bu nedenle üniversitelerde okutulan bitki koruma derslerinde keçi, bitkilere zarar yapan canlılar arasında yer alır. Atalarımız da 'Keçinin geçtiği yerde bereket kalmaz' demiştir.
Keçi yaratılış ve beslenme özelliği nedeniyle; serbest bırakıldığında, diğer hayvanlar gibi yem bulduğu zaman karnını doyurana kadar yiyip olduğu yerde kalmaz. Aksine, güneşin doğuşundan batışına kadar, yüzlerce dönüm arazide dolaşır ve hiç durmadan, önüne gelen her tür yabani ve kültür bitkisinden bir parça kopararak beslenmekten hoşlanır.
Bu yaratılış özelliği nedeniyle, tek bir keçi bir günde on binlerce bitkiye zarar verir; topraktan yeni çıkmış birçok bitkiyi yiyerek yeni ağaç oluşmasını engeller, her tür yerli florayı yok eder, genç fidanların tepesini kemirerek büyümelerini durdurur. İki ayağı üzerine kalkarak ağaçların taze sürgünlerini yer. Sarp kayalıklara tırmanarak, bunlardaki bitkileri bile kemirir. Yemlenme bakımından seçici olmadığından, dikenli çalılarından, kaktüslere kadar seçim yapmadan, önüne gelen her tür bitkiyi yer. Hatta genç ağaçların gövdesini bile kemirir.
Konuya çok dar bir açıdan bakanlar, keçilerin ormana bırakılmasının zararlı değil faydalı olduğu iddiasındadır. Bu görüşü savunanlara göre, keçiler ağaçların altındaki otları temizledikleri için, yangın çıkma tehlikesinin azalmasına katkı sağlar. Ancak bu görüşte olanlar, orman içinde otlayan keçilerin, seçim yapmadan birçok faydalı ve endemik bitkiyi kemirerek yok ettiğini ve topraktan yeni çıkan her bitkiyi yiyerek, doğanın kendi kendini yenilemesini engellendiğini göz ardı ediyor.
Bazı kimseler ise yeryüzündeki tüm canlılar gibi keçilerin de bir işlevi olduğunu, bu bakımdan doğaya bırakılmalarının sakıncalı olmaması gerektiğini savunur. Kuşkusuz her canlının yaşama hakkı ve bir yaratılış işlevi vardır. Ancak, bu kural doğal dengenin bozulmadığı ve tam anlamı ile çalıştığı durumlar için geçerlidir. Sonra sürü halinde çok sayıda keçinin ormana salıverilmesi, evde çoğaltılan çekirgelerin buğday tarlasına bırakılmasına benzer.
Doğa tahribatını önemsemeyen bazı kimseler ise, keçilerin ormanlarda, başıboş otlatılması yöntemi ile yapılan üreticiliğin kazançlı bir iş olduğunu ileri sürerler. Gerçekten de keçi sahipleri için, yem ve bakım masrafı yapmadan, keçilerin ormana salıverilerek yetiştiricilik yapılması, zahmetsiz ve kazançlı bir iştir. Ancak keçi sahiplerinin elde ettiği gelir, ülkenin doğasına yapılan zararın değeri yanında, dikkate alınmayacak kadar önemsizdir
Yaşanan dönemde, sürü ve doğal keçi yetiştiriciliği sadece çöllerde ve bazı geri kalmış ülkelerde yapılır. Halen hiç bir Avrupa ülkesinde başıboş keçi yetiştiriciliği yapılmıyor. Hatta Yugoslavya gibi bazı ülkelerde, keçi yetiştiriciliği yapılması yasaktır. İtalya'da ise ormana kesinlikle keçi sokulamaz ve her isteyen köylü keçi besleyemez.
KKTC'de resmi kaynaklara göre, 55.600 keçi vardır. Ancak birkaç istisna hariç, keçi yetiştiriciliği; çevresi çitlenmiş meralarda veya çiftliklerde kontrol altında yapılmıyor. Aksine, 15,000-20,000'ni ormanda başıboş; geriye kalanı da, kısmen çoban kontrolünde kısmen de serbest olarak, tarım alanlarında besleniyor. Böyle yetiştiricilik; tarım, ormancılık ve biyolojik çeşitlilik için çok zararlı ve büyük bir tehdittir.
Keçi yetiştiriciliğinin; çevresi çitlenmiş arazilerde veya çiftlikte, kontrol altında yapılmasına kimse karışamaz. Ancak, şimdi olduğu gibi; başkalarına ait arazilere, bahçelere, ağaçlıklara, ormana, turistik sitelere, evlerin arasına salıverilerek, keçi yetiştiriciliği yapılması ve buna ilgililerin göz yumması da kabul edilemeyecek bir durumdur. Böyle yetiştiricilik her şeyden önce, başta Fasıl 66 olmak üzere, yürürlükteki yasalara da aykırıdır.
Ülkemizde çok güçlü ve etkili bir keçi lobisi olduğu için, bugüne kadar gerçekler saptırılmakta ve sorunun sadece istihdam boyutu ön plana taşınmaktadır. Ancak doğaseverlerin devletten beklentisi, keçi yetiştiriciliğini tümüyle engellemesi değil, başkalarına zarar vermeyecek şekilde yapılmasını sağlamasıdır. Bunun sağlanması da, zaten devletin en doğal görev ve yükümlülüğüdür.
|