|
Ülkemizde hizmet alanlar dışındaki tüm kesimlerin temsilcisi, sözcüsü ve çıkarlarının koruyucusu vardır. Gerek özel sektör, gerekse devlette çalışanların hakları; bağlı bulundukları sendikalar, dernekler ve birlikler tarafından korunuyor;
Mühendislerin, mimarların, hekimlerin, muhasiplerin, hayvan üreticilerinin, narenciyecinin, çiftçilerin ve benzeri tüm kesimlerin hakları; bağlı bulundukları birlikler veya dernekler tarafından korunuyor ve istekleri ile görüşleri dikkate alınıyor.
Esnafın, sanayicilerin, taksicilerin, benzincilerin, marketçilerin, çeşitli ticaret kuruluşlarının çıkarları bağlı bulundukları kuruluşlar tarafından korunmakta;
Çeşitli siyasi görüşe sahip vatandaşlarımızın; düşünce, istek, hedefleri bağlı bulundukları partiler tarafından ortaya konulmakta;
Hürriyetçilerin, özgürlükçülerin, ulusalcıların, anti ulusalcıların, dincilerin sağcıların, solcuların, hatta en uç görüşte olanların bile istekleri ve beklentileri bağlı bulundukları kuruluşlar tarafından ortaya konulmakta;
Doğanın, çevrenin, hayvanların, ağaçların, eski eserlerin, kültürel değerlerin korunması amacı ile çeşitli kuruluşlar faaliyet göstermekte ve bu değerlerin korunması yönünde çalışılmakta;
Sendikalar, birlikler, dernekler, siyasi partiler, vakıflar, temsil ettikleri kişilerin; çıkarları, istekleri, beklentileri ve kuruluşun misyonu doğrultusunda faaliyette bulunurlar, görüşlerine ters düşen, çıkarlarına dokunan ve tüm gelişmeler karşısında tavır koyarlar. Kendi istek ve görüşlerinin kabul edilmesi ve amaçlarının gerçekleştirilmesi amacı ile Politik iktidar üzerinde baskı oluşturmak için çeşitli faaliyetler gerçekleştirirler.
Ancak madalyonun öteki yüzüne baktığımız zaman, halkımızın en büyük çoğunluğunu oluşturmasına rağmen; 'hizmet alan' kesimin, seçimler dışında hiçbir karar aşamasında taraf olarak dikkate alınmadığı görülür. Bu güne kadar, hükümetler ile sivil toplum örgütleri arasında yapılan görüşme ve pazarlıklarda, tüketici ve hizmet alan kesimin görüş ve isteklerini ortaya koymalarına olanak sağlanması hiç önemsenmemiş.
Tüm hizmetlerin esas muhatabının halkın 'hizmet alanlar kesimi' olduğu, başlıca amacın da, bu vatandaşlara tatmin edici hizmet sağlamak olduğu hiç dikkate alınmıyor. Bu nedenle toplu sözleşme görüşmelerinde, hizmet alanların temsilcilerinin de bulunması, gerekli görünmüyor.
İşte bu nedenle, ülkemizde her yıl devlet ve özel sektör ile çalışanlar, arasında yapılan toplu sözleşme toplantı ve görüşmelerine tüketici ve hizmet alanların sözcü veya temsilcileri çağrılmıyor. Oysa, örneğin:
Elektrik kurumu çalışanları ile işveren arasında yapılan toplu iş sözleşmelerinin, görüşme ve pazarlıklarında; esas muhatap olan tüketici temsilcilerinin de hazır bulunması, onların da düşünce, şikayet ve beklentilerini ortaya koymalarına olanak sağlanması gerekmez mi?
Son zamanlardaki, marketlerin çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi tartışmalarında, esas ilgili taraf olan tüketicilerin görüşlerinin alınması yararlı olmaz mı?
Öğretmenler ile hükümet arasında yapılan toplu iş sözleşme toplantılarında, 20.000 öğrenci velilerinin temsilcilerinin de bulunması gerekmez mi?
Aslında, hakça hareket edilebilmesi ve sağlıklı, doğru ve ülkenin genel çıkarları doğrultusunda karar üretilebilmesi için kişisel inancıma göre, hizmet alan kesimin görüş ve isteklerinin de belirtilmesine olanak sağlanması, onların temsilcilerinin de tüm görüşmelerde muhatap alınmasında yarar vardır.
Esasen, sendikaların, birliklerin, derneklerin, vakıfların tüzüklerine bakıldığı zaman; başlıca ve tek amaçlarının sadece üyelerine maddi çıkar sağlamak olmadığı görülür. Bu nedenle, hiç olmazsa, devletin tüm kesimlerle yaptığı toplu iş sözleşmeleri pazarlıklarında ve halkın hizmet alan kesimini ilgilendiren tüm görüşme ve sözleşmelerin hazırlanmasında, tüketici ve hizmet alan kesimin temsilcilerinin de taraf kabul edilmesi yararlı olacaktır görüşündeyim.
|