|
Geride bıraktığımız kış sezonunun çok kurak geçmesi, şimdiye kadar olduğu gibi sadece tarımcıları değil tüm halkımızı endişelendirmeye başlamıştır.Çünkü, kuraklığın her yıl daha da artması, yakın geçmişte bir tehdit olarak görülen küresel ısınmanın, artık ülkemizi etkilemeye başladığını gösteriyor.
Gerçi ülkemizde geçmişte de çok şiddetli kuraklıklar olduğu, hatta kuraklık nedeniyle ada halkının başka ülkelere göç ettiği biliniyor. Ancak, geçmişte, yağışların sadece bazı yıllarda yetersiz olmasına karşın; son zamanlarda yıldan yıla daha da azaldığı görülüyor.
Su sorunu, gerek ekonomi gerekse insanların yaşamı bakımından çok önemlidir. Soruna, yüzeysel ve günü birlik yönetim anlayışı ile yaklaşılması, çok kötü sonuçlara sebep olacaktır. Bu nedenle, yıllardan beri ciddiye alınmayan bu sorunun çözümü için, köklü önlemler alınması geciktirilmemeli.
Bunun da gerçekleştirilebilmesi için iki yol vardır. Ya 'her konuda sözde uzman geçinenler' yerine, 'gerçek uzmanların' görüşü alınarak iyi bir planlama ile isabetli bir yol haritası belirlenerek, sorunun en az sıkıntılarla atlatılması sağlanır. Veya bizim gibi su kıtlığı çeken ülkelerde neler yapıldığına bakılır ve benzer uygulamalar ülkemizde de gerçekleştirilir.
Yoksa, sorunun teknik ve bilimsel gerçeklere dayalı köklü önlemler alınması yerine; vatandaşı canından bezdiren insafsızca zamlar veya su kesintileri ile, çözümüne kalkışmak; isabetli bir seçenek kabul edilemez.
Aslında, kuraklık sorunun en az sıkıntılarla çözümlenmesi olanaksız değildir. Bütün mesele, populizmin ve günü birlik yönetim anlayışının etkisinden kurtularak, teknik ve bilimin gösterdiği şekilde hareket etmektir.
Kişisel görüşüme göre:
-Mevcut su kaynaklarımızın en büyük kısmı tarım kesiminde kullanıldığına göre; her şeyden önce, sulama verimliliğinin artırılması ve iyi bir üretim planlaması yapılarak; su kayıpları ve gereksiz yere su kullanımı önlenmeli.
Su kaynaklarımız çok yetersiz olduğuna göre, öncelikle tüm yeraltı su reservuarları sıkı bir disiplin altına alınmalı. Kesinlikle yeni kuyu açılmasına izin verilmemeli. Tüm kuyucular, Kaymakamlıklara çağrılarak izinsiz kuyu kazmamaları konusunda uyarılmalı;
Aşırı çekimlerle kaynakların tamamen kurutulmaması veya tuzlanmanın daha da artmaması için; tüm su kuyularına sayaç takılarak yıllık çekilebilecek azami su miktarının baslenmenin üzerinde olmaması sağlanmalı.
Yer altı su kaynaklarının beslenmesine katkıda bulunacak; teknik önlemler alınmalı, yer altı sularının kirletilmemesi için; dere yataklarına ve su havzalarına, kesinlikle inşaat izni verilmemeli, veren bürokratlar hakkında da yasal işlemler yapılmalı;
İçme suyu şebekelerinde % 20 dolayında olduğu kabul edilen kayıpların önlenmesi için, boruların yenilenmesi yönünde harekete geçilmeli. Ayrıca, evlerdeki musluklardan kaynaklanan ve gerçekten çok ciddi boyutlarda olan su kayıplarının önlenmesi için, belediyelerde 'musluk tamirat birimi' oluşturulması ve maliyetine tamirat yapması çok yararlı olacaktır. Çünkü önemsiz görünmesine rağmen, büyük miktarda kayıplara sebep olan böyle küçük arızaların onarımı için teknisyen temini oldukça zor oluyor.
Atık suların, en verimli bir şekilde değerlendirilmesi için acilen, gereken önlemler alınmalı ve planlamalar yapılmalı;
Belediyeler, şehir içi yeşillendirme faaliyetlerinde içme suyu yerine kalitesiz sulardan yararlanmalı. Ayrıca, aşırı su isteyen bitkiler yerine; sulama istemeyen veya çok az su ile yetişebilen bitkiler kullanarak halka da bu konuda örnek olmaları;
Ülkemizde çok kıt olan temiz içme ve kullanma suyu; inşaatlarda ve hayvan yetiştiriciliğinde kullanılmamalı ve bu amaçlar için daha az kaliteli diğer sulardan yararlanması sağlanmalı.
Uzun vadeli çözüm yolu olarak; borularla Anavatandan su getirilmesi için gerekirse Güneydeki yönetimle de işbirliği yaparak bu projenin gerçekleştirilmesine çalışılmalı.
Sonuç olarak, gelecekte daha ciddi sıkıntılar ile karşılaşmamak için; önce Hükümet ile Belediyelerin üstlerine düşen görevleri yerine getirmeleri ve çok kısıtlı olan su kaynaklarımızın en verimli ve akılcı bir şekilde kullanımı sağlanmalı.
Yoksa, devlet düzeyindeki önlemler yerine sorunu; ağır zamlar, can sıkıcı su kesintileri, bilinçlendirme kampanyaları, kompozisyon yarışmaları veya afişlerle çözmeye çalışmak vatandaşı ciddiye almamak demektir.
|