|
Ülke olarak yarı kurak iklim kuşağı üzerinde bulunmamız nedeniyle, su kaynakları bakımından pek şanslı olmadığımız bilinen bir gerçektir.
Geçmişte de zaman zaman yağış azlığı, kuraklık ve tarımsal üretimde kıtlıklar olduğunu biliyoruz. Ancak geçmişte, içilebilir temiz su kaynaklarımız, şimdikine göre kalite ve miktar bakımından çok daha iyi durumda idi.
1950- 55'li yıllara kadar, sulu tarım fazla gelişmiş ve yaygın değildi. Ayrıca su pompaları da henüz fazla yaygın kullanılmadığı için, yer altından fazla su çekimi yapılmıyordu. Bu nedenle, temiz içme suyu bakımından sıkıntı ve sorun yoktu.
Ancak, 1960'lı yıllardan sonra; gerek nüfusun artması ve gerekse sondaj ve suyun derinden pompalanmasına olanak veren teknolojilerin ülkemizde yaygınlaşması sonucu, beslenmenin üzerinde su çekimine başlandı. Aşırı su çekimi nedeniyle, yeraltı su seviyesinin aşağılara inmesi sonucu, 1970'li yıllarda yeraltı sularımızda tuzlanma ve azalma başladı.
Yaşanan dönemde hala daha yer altı sularının yağışlarla beslenmenin üzerinde çekilmemesi için herhangi bir önlem alınmadığı için, tuzlanma ve suların tükenmesi olgusu devam ediyor. Yaşanan sıkıntılara ve acı tecrübelere rağmen, yeraltı su kaynakları kullanımının kontrol altına alınmaması durumunda, tuzlanma ve suların tükenmesi daha ciddi boyutlara çıkacak ve içilebilen nitelikte suyumuz daha azalacaktır.
Yeraltı suları yağışlarla beslendiğine göre, sürekli olarak beslendiği miktarın üzerinde çekim yapılmasının sakıncalı olduğu açıktır. Bu nedenle, başka kurak ülkelerde yapıldığı gibi, ülkemizde de kuyulara sayaç konulması ve yeni kuyu açılmasına izin verilmeyerek yer altı su dengesinin bozulmaması sağlanmalı.
Bu güne kadar yapıldığı gibi, çeşme suyu üzerindeki baskıların hafifletilmesi veya sırf içinde bulunulan zaman içindeki sıkıntıların geçici olarak hafifletilmesi gerekçesi ile, her isteyene kuyu açma izni verilmesi, büyük bir hata olup kaynaklarımızın kuruyup tuzlanmasına sebep oluyor. Aslında yer altı sularımız, tüm vatandaşlara ait kabul edilmeli ve tüm halk için en fazla yararlı olabilecek şekilde kullanılması sağlanmalı.
Bugüne kadar yapıldığı gibi; sorumsuzca, geleceği düşünmeden, kontrolsüz ve aşırı su çekimine devam edilirse, yakın gelecekte ülkemizde daha büyük su kıtlığı ortaya çıkacağı aşikardır.
Ülkemizde yer altı su yönetiminde bugüne kadar maalesef günü birlik düşünce ile hareket edildiği için; Değirmenlik, Lapta ve Alsancak gibi asırlardan beri akan başpınarlar bile kurutulmuştur. Ülkemizin bir çok yerindeki kuyu sularının kuruması ve tuzlanmasının da tek sebebi; hesapsızca, sorumsuzca, aşırı su çekimidir.
Su kıtlığı, insanların yaşamı yanında doğal hayatı, biyo çeşitliliği ve ekonomiyi de etkiler. Bu nedenle geçmişte yapılan hatalardan da ders alınarak, artık günü birlik uygulamalar yerine, uzun vadeli önlemler üzerinde durulmalı. Sularımız çok kıt olduğuna göre her damlasını çok bilinçli ve kontrollü kullanmak zorundayız.Bunun gerçekleştirilmesi için de sıkı bir disiplin ve kontrol mekanizması oluşturulmalı.
Bunun da gerçekleştirilebilmesi amacı ile, sırf bu konuda faaliyet gösterecek ve ülkenin su politikasını yönlendirecek bir yetkili atanması veya Su konseyi oluşturulması yararlı olacaktır.
Yaşanan dönemde su sıkıntısının atlatılmasında başvurulan denizden su arıtılması da pratikte fazla uygun olan bir seçenek kabul edilemez. Çünkü, yakıt fiyatlarındaki sürekli ve anormal artışlar, astarın yüzünden pahalı olmasına sebep oluyor.
Bu bakımdan, Anavatandan borularla su getirilmesi veya henüz deneme safhasında bulunan havadan su elde edilmesi gibi yeni olanaklar yaygınlaşana kadar, daha ciddi sıkıntılarla karşılaşmamak için, tek seçenek, mevcut su kaynaklarını en akılcı bir şekilde kullanmamızdır.
|