|
Ülkemizde yıldan yıla asayiş sorunun daha ciddi boyutlara ulaşması herkesi endişelendirmeğe başlamıştır. Gerek şehir merkezlerinde, gerekse kırsal alanlarda, herkes malının ve canının güven içinde olmadığını düşünmeye başlamıştır.
Kırsal alanlarda başkalarının koçanlı arazilerindeki ağaçların kesilip odun olarak pazarlanması, nerdeyse sıradan bir olay haline gelmiştir. Artık, ağaçları korumak amacı ile faaliyet gösteren kuruluş bile, başkanlarının ağaçları korkusuzca kesebiliyor.
Kırsal alanlarda başkasının arazilerine davar sokmak, zarar yapmak, ürünlerini toplamak olağan hale gelmiştir.
Bazı kimseler inşaat artıklarını, tarım arazilerine, makiliklere, ormanlara hatta yol kenarlarına dökmekten çekinmiyor.
Anayollarda seyahat eden araçlardan yollara şişe, sigara paketi, izmarit hatta çöp atılması herkesin her gün tanık olduğu olaylar haline gelmiştir.
Başkasının evine tecavüz, hırsızlık, başkalarını rahatsız etmek, kavga, yaralama hatta silah kullanma olayları yaşamımızın bir parçası olmuştur.
Şehirler arasındaki yollarda sürekli olarak devriye görevi yapılmaması nedeniyle, kazalar önlenemiyor.
Her nedense devlet başkanının bile eleştirildiği ülkemizde, vatandaşlar için en yaşamsal sorun olan asayiş konusuna herkes değinmemeyi tercih ediyor. Konuya el atanlar da, soruna yanlış teşhis koyuyor. Örneğin bazı kimseler, geçmişte çok barışçıl olan ve suç işleme alışkanlığı olmayan vatandaşlarımızın, değiştiğini ileri sürüyor. Bazı kimselere göre de, suç işleme oranındaki artış, dıştan gelenlerden kaynaklanıyor.
Oysa, yaşanan dönemdeki asayiş ile ilgili tüm sıkıntılar, öncelikle geçmişteki güvenlik sisteminin terk edilmesinden kaynaklanıyor.
Geçmişe bakıldığı zaman, gerek şehirlerde gerekse kırsal alanlarda herkes malını ve canını gerçekten güven içinde hissediyordu. Çünkü her köyde; suç işleyenleri yerinde cezalandırabilen, devletin gözü kulağı durumunda olan ve tüm olaylarda polislere ve diğer memurlara yardımcı olan destebanlar vardı.
Bunun yanında 1960'lı yıllara kadar; atların sırtında, daha sonraları da araçlarla, tüm kırsal alanlarda devriye görevi yapan polisler, suç işlenmesinde caydırıcı rol oynardı. Böylece, kırsal alanlarda suç işlemek, başkasına zarar vermek, kolay değildi. Kimse suç işlemeye cesaret edemezdi.
Şehirlerde de, gece ve gündüz yollarda, caddelerde sürekli olarak polisler ikişer ikişer devriye görevi yapardı. Böylece suç işlemek, başkasına zarar vermek, rahatsızlık yapmak şimdiki gibi kolay değildi. Bu nedenle, vatandaşlar kendilerini güven içinde görür ve geceleri bile kapılarını açık bırakıyordu.
Güney'e yaptığım ziyaretlerde, geçmişteki güvenlik sisteminin sürdürüldüğünü ve polislerin; şehirlerde yaya olarak ve anayollar ile kırsal alanlarda, araçlarla devriye hizmeti yaptığı dikkatimi çekti. Tüm Avrupa ülkelerinde de polislerin, şehirlerin en işlek yerlerinde devriye görevi yaptığı biliniyor.
Kanaatimce mevcut sistem ve içinde bulunduğumuz koşullar dikkate alındığında, ülkemizdeki suç işleme oranı oldukça azdır. Bu bakımdan her şeye rağmen, durumumuza şükretmemiz gerekir. Bana göre bizim içinde bulunduğumuz ortamda başka yaradılışta insanlar olsaydı, durum çok daha kötü olabilecekti.
Çünkü birçok yasanın uygulanmasında gereken duyarlılığın gösterilmemesine rağmen, yine de çoğunluk kendi isteği ile yasalara uyuyor ve başkasına zarar vermekten kaçınıyor. Genellikle, asayiş durumundan birçok kimsenin şikayetçi olmasına karşın, kimse kendisine zarar ve rahatsızlık verenleri kendisi cezalandırmaya kalkışmıyor. Hatta haksızlığa uğrayanlar bile, soğukkanlı hareket ederek, olanlar karşısında fazla tepki göstermiyor. Bu durum, kuşkusuz insanlarımızın aşırı ölçüde barışçıl yaratılışından kaynaklanıyor. Ancak durumun daha da kötüleşip herkesin karanlık yollara başvurmak zorunda bırakılmaması için, artık sorunun görmezlikten gelinmemesi ve içtenlikle ele alınarak geçmişteki güvenlik sisteminin dikkate alınmasının yararlı olacağı görüşündeyim.
|